“Aşkın iki yüzü var”

Aşk güzel başlasa da her zaman aynı güzellikle sonlanmıyor. Takıntılar artıyor, saplantılar başlıyor. Psikiyatr Mehmet Sungur’a göre aşkın iki yüzü var zaten, “Bir yanda aşk şarkıları ya da şiirleri, diğer yanda aşk cinayetleri” diyor

03.09.2017 Pazar Güncelleme : 03.09.2017-2:30 Pazar
Fırat Karadeniz / firat.karadeniz@milliyet.com.tr

Hafta başında ünlü sunucu Vatan Şaşmaz’ın eski manken Filiz Aker tarafından öldürüldüğünü, Aker’in daha sonra intihar ettiğini öğrendik. İlk açıklamalar Aker’in Şaşmaz’a karşı saplantılı bir aşk beslediği yönündeydi. Daha sonra farklı iddialar da ortaya çıktı. Fakat bu üzücü olay aşkın psikolojisi üzerine merakımızı artırdı. Sorularımıza cevap veren ise psikiyatr Mehmet Sungur oldu.

Doğru terim nedir? Saplantılı aşk mı dememiz lazım yoksa takıntılı aşk mı?

Her aşk kendi içinde bir miktar takıntı içerir. Âşık oldukları zaman insanlar uyanır uyanmaz ya da gün boyu sevdiklerini düşünüyor. Takıntının tanımını yapmak sonra da aşkla takıntı arasındaki farkı anlatmak gerekir. Takıntı; kişinin iradesi dışında aklına gelen inatçı, rahatsız edici, tekrarlayıcı düşüncedir. Aşk rahatsız edici değil. Takıntı ise rahatsız edicidir ve insan bundan kaçmaya çalışır. Doğru tanım takıntının egemen olduğu aşktır.

Farkları nedir?

Aşkta bağlılık varsa takıntının egemen olduğu aşkta bağımlılık vardır. Ben aşkı “Benleri yok etme pahasına biz olma çabası” diye tanımlıyorum. Dolayısıyla takıntının egemen olduğu aşkta biz olma çabasından çok bir tarafın diğer tarafı kontrol etme çabası, sahiplenmesi var. Aşkta duygusal bir paylaşım varken, takıntının egemen olduğu aşkta duygusal bir tecavüz var. Bu şu demek: “Benim kurallarımın geçerli olduğu bir ilişki olacak bu” der bu tip âşıklar. Bir de takıntının egemen olduğu aşkta kişinin ruhsal durumu tamamen sevgi nesnesinin davranışlarına bağlı. Onun bir hareketiyle dünyası başına da yıkılabilir, dünyalar onun da olabilir.

“Boşluk duygusu yıkıcılığı beraberinde getiriyor”

Ayrılma isteğine nasıl tepki verirler?

Normalde ayrılıklarda beklediğimiz duygu üzüntüdür. Çok normal. Kayıplara üzülmek insan olduğumuzun kanıtıdır. Fakat takıntı egemen olunca ortaya çıkan sonuç; boşluk, değersizlik, yaşam anlamının kaybıdır. Sağlıklı olan bu acıyı yaşamakken, takıntı işin içine girince kaybettiğini geri kazanma ihtiyacı daha ön plana çıkıyor. Hayatının tüm alanlarına müdahale ediyor. Onsuz var olunamayacağına dair bir düşünce devreye giriyor.

Bu düşünce çok tehlikeli yerlere gitmez mi?

Saldırganlık ve şiddet... Bu boşluk duygusu otomatik olarak yıkıcılığı beraberinde getiriyor.

Kültürümüzdeki “Ya benimsin ya kara toprağın” sözü de bu takıntıların bir yansıması mı?

Sadece kültürel değil. Dünyanın birçok yerinde kadın ölümlerinin nedeni budur. Aşk cinayetleri... Aşkın iki yüzü var: Bir yanda aşk şarkıları, şiirleri var. Diğer tarafta aşk cinayetleri ya da aşk intiharları. Kıskançlığın beraberinde getirdiği öfke duygusu insanı kör ediyor. Shakespeare’in “Othello”sunda bunu görebilirsiniz.

Bir ilişkinin içinde karşımızdaki insana takıntının egemen olduğunu anlamamız mümkün mü? Belirtileri var mı?

Var tabii. Takip ve taciz var mı buna bakmak lazım. Stalk denebilir.

Sosyal medyanın gelişmesiyle birlikte stalk’un yaygın bir şey olduğunu söyleyebilirim.

Başka birinin özel hayat alanlarına müdahale ederek onda korku, kaygı, çaresizlik ve taciz edilme duygusu yaratan her türlü davranış aslında takip ve tacizdir. Bu takıntının egemen olduğu aşkın belirtisidir. Sizin selam verdiğiniz herkes için “Nereden tanıyorsun?” diye soruyorsa, sizin söylemlerinizden sizin aklınıza gelmeyen sonuçlar çıkarıyorsa, üzerinizden güç geliştirme çabasında bulunuyor hatta bunu tehdit boyutuna taşıyorsa, reddedildiği zaman öfke duyuyorsa bunlar küçük işaretlerdir. Tüm bunlar romantik başlayan ilişkileri kabusa dönüştürür.

“Bu insanlara yardım edebiliriz”

Kendilerini bu tip bir ilişkinin içinde bulanlar ne yapmalı?

En önemli olan takip-taciz’i fark etmek. Tehlike boyutunu anlamak da çok önemli. İlişkiyi net olarak sonlandırmak da çok önemli. “Seni sevmiyorum”, “Seni istemiyorum” demediğiniz sürece bu “İstiyorum” olarak algılanacak. Tabii karşınızdakini kırmadan bu mesajı verin. “Bu benimle ilgili, seninle değil” demek lazım. “Benim yaptığım her şey seninle alakalı değil” mesajını verin. İletişim yolu açmamak çok önemli. Görüşmeniz gerekiyorsa açık ve kalabalık yerlerde görüşmekte fayda var. Ayrıca takip-tacizi fark edince bunu biriyle paylaşmanızı tavsiye ederim.

 İnsanın kendindeki bu sorunu anlaması mümkün mü? Size gelenler oldu mu?

Var böyle insanlar tabii. Karşı tarafa zarar verdiklerini düşünen, bunu durdurmak isteyen insanlar da var. Fakat nadiren geliyorlar. Genelde yasal nedenlerle getiriliyorlar. Bu insanlara yardım edebileceğimizi açıkça söylememiz gerekiyor. Çünkü bu şikayetin utanç verici olduğunu düşünüyorlar. Oysa insana ait olan hiçbir şey utanç verici değildir.

“İhtiyaçlarınızı belirleyen  bir insana dönüşebilir”

Takıntının egemen olduğu aşkta bazen iki tarafında birbirini beslediğini söyleyebilir miyiz? Çünkü tüm o ilgi ve kıskançlık bazen sevgiye yorulabiliyor...

İnsanlar günümüzde karşısındakine karşı bir şeyler hissettiklerinde, onları sevdiklerine ya da ilgi duyduklarına yönelik sinyaller vermekten kaçınıyor çoğu zaman. Fazla umut vermemek için. Dolayısıyla siz bu ihtiyacı hep hissediyorsunuz. Fakat daha sonra birisi çıkıyor karşınıza ve sizi ilgiye boğuyor. Sizin bir önceki ilişkinizden 5 sene boyunca alamadığınız ilgiyi 1-2 saatte veriyor. Siz de elmanın iki yarısı sanıyorsunuz kendinizi. Fakat sonrası kabusa dönüşebiliyor. Çünkü ihtiyaçlarınızı gideren birinden ihtiyaçlarınızı belirleyen bir insana dönüşüyor karşınızdaki.

Takip-taciz erkeklerde daha mı yaygın?

Rapor edilen vakalara bakarsak, şikayetçi olan genelde kadınlar. Fakat erkekler rapor ediyor mu? Çünkü bizimki gibi kültürlerde erkekler bir kadın tarafından taciz edildiğini saklıyor. Ya “Ne derler?” düşüncesiyle ya da “Başa çıkarım” diyerek. Oysa şiddet açısından fark yok.

 Bu takip-taciz meselesi bir ayrılığın ardından gerçekleşse bile sorun olarak algılanıyor mu?

Bir süre normal olabileceğini kabul ederiz.

 Ne kadar bir sürede azalmalı?

Bazı yayınlara göre 2-3 hafta diyebiliriz. Fakat bunlar güvenilir kaynaklar mı, bilemiyorum.

Ama 1 yılı buluyorsa anormal demek mümkün mü?

Mümkün. Süresi kadar şiddeti de önemli.

Sosyal medya sayesinde yeni dertler de girdi hayatımıza. Örneğin, “O adamı neden takip ediyorsun?”, “O kadının fotoğrafını neden beğendin?”... Bunlar da takıntılı âşıkların öncü belirtileri mi?

Bunlar öncü değil, belirtinin kendisi. Artık bu sözler bir rekabetin başladığını göstergesi. “Onu beğendiyse onu benden daha çok seviyor” diyor. Bunlar çok fazla. Stalker’lar bazen takibinin sonuçlarının farkına varamıyor. Daha kötüsü bunları “sevgi” adına yaptığını sanıyor. Empati yeteneklerinin sınırlı olduğunun göstergesi. Oysa sevgi bazen onun için kendi istediğin şeylerden vazgeçmektir.

 

 

SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİMİZ