6-7 Eylül’ü “görünür” kılmak!

09.09.2018 Pazar

Unutmamak ya da unutturmamak, öç almak için değil; yüzleşmek, benzer olayların tekrarlanmasının önüne geçmek içindir. Sadece medya değil, kamuoyu da atılan bir manşetin olası sonuçlarını düşünmek, sorumlulukla hareket etmek zorundadır

Bütün dünya ülkelerinin tarihinde karanlık bir sayfa vardır. Türkiye’de de gazetecilerin ajandaları, karanlık, yağmalanmış kanlı tarihin ağır tahribatlarıyla doludur. Geride bıraktığımız yıllara ait sayfaları her çevirdiğinizde neredeyse hemen her olayın altına bir dip not düşüldüğünü görürsünüz: “Dava açılmadı, görevi ihmal dendi, dosyalar kayboldu, birbirlerini suçladılar, unutuldu gitti… ”

İnsanlık tarihinde yaşanan katliamların, cinayetlerin, yağmalamaların üzerine çekilen perdeyi ne zaman aralasanız ülke tarihinde yer alan olaylarda organize suçların en “olağan” suçluların birinin de medya olduğunu görürsünüz. İnsan hakları üzerine hazırlanan her raporda da medyanın ve hatta kamuoyunun bu olaylardaki rolü sorgulanır.

1955’de yaşanan 6 -7 Eylül olaylarında olduğu gibi… O dönemin gazetelerinin “Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve bombalı saldırı” iddiasını manşetlerine çekmesi sonrasında patlak veren olayların trajik sonuçları oldu: Gayrimüslimlerin ev ve işyerlerine saldırıldı. Ve tanık ifadeleri, hemen her semtte yağmacıların kullandığı sopaların aynı tornadan çıkmışçasına eşit büyüklükte ve kalınlıkta olduğuna, Rumlara ait ev ve iş yerlerinin önceden tespit edildiğine, hatta kimi yerlerde bu ev ve işyerlerinin bir gece önce tebeşirle ya da soba boyasıyla işaretlendiğine, polislerin ise saldırganları izlemekle yetindiğine işaret etti. Sonuç: 11 kişi ölmüş, gayriresmî rakamlara göre 300 kişi yaralanmış, kadınlar tecavüze uğramış, resmî rakamlara göre 5 bin 300’ü aşkın, gayriresmî rakamlara göre 7 bine yakın bina saldırıya uğramış, eşyalar kırılmış dökülmüş, talan edilmişti... Saldırıya uğrayan işyerlerinin yüzde 59’unun Rumlara, yüzde 17’sinin Ermenilere, yüzde 12’sinin Yahudilere, yüzde 10’unun Müslümanlara; evlerin yüzde 80’inin Rumlara, yüzde 9’unun Ermenilere, yüzde 5’inin Müslümanlara, yüzde 3’ünün Yahudilere ait olduğu anlaşıldı. 8 Eylül’de hükümet olaylardan üzüntü duyduğunu ifade edip zararların tazmin edileceği sözünü verdiyse de zararın küçük bir miktarını ödedi... Olayların dava aşaması daha da vahimdir.

O dönemde Milli Emniyet Hizmetleri’nin (MAH) olaylardaki rolü bilinse de üzerine gidilemediği yönündeki belgeler de imha edildi. Milli Güvenlik Kurulu eski genel sekreteri Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu verdiği bir röportajda şöyle diyordu: “6-7 Eylül de bir Özel Harp işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amaca da ulaştı.” Bu ifadeler savcılık için soruşturma konusu olmadı. Yığınları ayaklandırmanın bedeli her toplumda ağırdır, sonuçları açısından sadece hedef alınan toplulukları değil, ülkenin demokrasi tarihini de yaralayacak büyüklükte bir öneme sahiptir.

Bugün iyi olan Türkiye medyasında ve sosyal medyada son birkaç gündür bu olayları hatırlatan sayısız fotoğraf, haber ve makalelere yer veriliyor olması. Doğrusu da bu. Unutmamak ya da unutturmamak, öç almak için değil; yüzleşmek, benzer olayların tekrarlanmasının önüne geçmek içindir. Sadece medya değil, kamuoyu da atılan bir manşetin olası sonuçlarını düşünmek, sorumlulukla hareket etmek zorundadır. Bunu yaptığınızda Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’nin dediği gibi; şunu söylemiş olursunuz: İnsanlık onuru; kendi başınıza gelen kötü bir olaya karşı nasıl bir tutum sergilediğinizle ilgili değildir. Başkasının başına gelen kötü bir olay karşısında sizin nasıl tavır aldığınızla ilgilidir. Bu onuru ya korursunuz ya da kaybedersiniz…

BİR ÖVGÜ

İyi haber insana yolculuktur. Umut veren her haberin toplumda iyileştiren bir karşılığı vardır. Ankara Üniversitesi ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından imzalanan protokolle “Yaban Hayvanları Gen Bankası” kurulması böyle bir haber… TÜBİTAK Marmara Araştırma Enstitüsü tarafından yürütülen bir proje çerçevesinde 15 büyük memeli yaban hayvanından toplanan örnekler saklanacak. Ayrıca yeni gelecek örneklerle bankaların devamı ve zenginleştirilmesi sağlanacak. Korunan türler tabiatta yok olsa bile gelişen bilimsel imkânlarla yeniden tabiata kazandırılması mümkün olabilecek.

HAFTANIN FOTOĞRAFI

Bilim aynı zamanda sonsuzluğun fotoğrafıdır… Kuzey Amerika ile Avrupa kıtalarını birbirinden ayıran İzlanda’daki Silfra Çatlağı’na dalan 3’ü doktor, biri akademisyen 4 Türk, iki kıta arasındaki sularda dalmanın ayrıcalığını yaşadı. Milliyet Gazetesi’nden Gökhan Karakaş’ın haberleştirdiği Türk ekip, yerkürenin tek bir kıtadan nasıl 7 kıtaya dönüştüğünü su altında gözlemledi. 

Yazarın Önceki Yazıları