AĞABEYİMİ KAYBETTİM

10.06.2018 Pazar
1980’li yılların ortasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde görevliydim. Erdoğan Demirören’i de belediyedeki görevimden ötürü tanıyordum ama büyük bir yakınlığım yoktu. Benim için ‘Erdoğan Bey’di...

O dönem, İstanbul-Houston şehirlerinin kardeşliği ve Amerika’daki Türk iş insanlarının yıllık geleneksel balosu için Houston’a gitmiştim. Tam şehre ulaştığım gün, Erdoğan Bey’in orada ameliyat olduğunu ve hastanede yattığını öğrendim. Doğruca yanına uğradım. Hatta üç gün üst üste ziyaretlerimi tekrarladım. Bu sürede, bol bol sohbet ettik ve İstanbul’un dertleri hakkında konuştuk. Artık ayağa kalkmış ve iyileşmişti. Biz de sohbetlerimizi daha da derinleştirmiştik. Bu süreçten sonra artık benim ‘Erdoğan Abim’ oldu.

Samimiyetinden ötürü artık ona ‘bey’ değil, ‘abi’ demeye başladım...

O günden bugüne kadar da bu hep böyle devam etti. En büyük arzusu, birlikte çalışmamızdı. Uzun zaman önce bu isteğini yapmadığım için şu an büyük pişmanlık duyuyorum. Bu durumun tek şahidi, ikimizin de çalışma arkadaşı, kadim dostum İclal Tuncay’dır. Beni zaman zaman arayıp, “Patron seni çağırıyor, haydi artık gel” demesi hep kulağımda...

Yardımsever ve dost canlısıydı

Dört yıl önce bir gün Kıbrıs’tan İstanbul’a gelmiş ve ziyaretine gitmiştim. O da benim için Ata Koleji kantininden poğaça getirtmiş. Çayımızın yanında lezzetli poğaçaların tadına bakmamı istemişti. Bir süre sohbet ettikten sonra yine her zamanki babacan tarzıyla ama talimat verir gibi, “Artık Milliyet Cadde’de yazacaksın, tamam mı?” dedi.

Benim artık itiraz etmediğimi fark edince de, Cadde ekinin o zamanki yayın yönetmeni Ali Eyüboğlu’nu arayıp, durumla ilgili bilgi verdi. Yaşadığımız bu anlarda odaya giren İclal Hanım’a, “Tamam tamam, o zaman çay içelim” dediğimde, gözlerinin içinin nasıl güldüğünü bugün gibi anımsıyorum...

Herkesin tanıdığı Erdoğan Demirören, benim abimdi, büyük insandı ve hep büyük düşünürdü. İşine de ailesine de tutkuyla ve büyük bir özenle bağlıydı. Odasında her zaman iki farklı televizyon ekranı vardı. Farklı kanalları açarak, birbirleriyle mukayese ederek, izlerdi. Böyle detaylara özen gösterirdi.

Yardımseverdi, dost canlısıydı ve gerçekten hakikatli bir kişiliğe sahipti. İstanbul aşığıydı. Onun eksikliği, benden gitmeyecek. O kadar çok vasfı var ki, ondan o kadar şey öğrendim ki, bunları anlatmakla bitiremem.

Rahat uyu kabrinde, sevgili abim...

Yazarın Önceki Yazıları