ALTI YAŞINDA BİR KIZ, ÜVEY DEDE VE UTANÇ KARARI

13.06.2018 Çarşamba
İzmir’de yaşanan bir olayı anlatacağım size, olay demek yetmez, baştan sona bir utanç tablosu bu aslında.

Bir aile, altı yaşındaki kızlarına, üvey dedesi tarafından cinsel saldırıda bulunulduğu iddiasıyla polise başvurdu.

Soruşturma başlatıldı, küçük kız, Çocuk İzlem Merkezi’ne götürüldü ve ifadesi alındı.

İfadenin ardından üvey dede tutuklandı ve yargılanmaya başlandı.

Normalde bu tür suçlarda mahkemeler, Çocuk İzlem Merkezi’nde ses ve görüntü kaydı alınan ifadelerle karar verirler.

Bu kez mahkeme altı yaşındaki mağduru dinlemeyi tercih etti.

Burası çok önemli, zira Çocuk İzlem Merkezi dediğimiz şey, çocukların ek bir travma yaşamadan ifadesinin alındığı yerdir. Odaya görevliden başka kimse giremez.

Savcılar bile, sorgulamayı aynalı bir camın arkasından izler, varsa sorularını kulaklık yarımıyla içerideki uzmana iletirler. Çocuklar yaşadıkları cinsel saldırıyı kendi bedenleri üzerinden değil, odada bulunan bir oyuncak bebek üzerinden anlatırlar.

Mahkemenin çocuğu salonda dinleme kararını anlamamamın sebebi de bu zaten. Altı yaşındaki bir çocuğa, tüm yargı tarafları ve seyirciler önünde yaşadığını anlattırmak ne garip bir çaba.

Ama burada bitmiyor gariplikler.

Duruşmayı beklerken küçük çocuk, üvey dedesi yani cinsel saldırıda bulunduğu kişiyle karı karşıya geliyor.

Haliyle çok korkuyor, ağlıyor ve çığlıklar atıyor.

Devletin görevlendirdiği pedagog, bu şartlarda çocuğun ifadesinin alınmasının doğru olmayacağını söylüyor ama mahkeme heyeti “Yine de ifade alacağız ve buna biz karar veririz” diyor.

Çocuk mahkemeye çıkıyor, Çocuk İzlem Merkezi’nde anlattıklarının neredeyse tamamını anlatıyor.

Gariplikler bitmiyor

Tek unuttuğu şey, bedeninin üst kısmıyla alakalı saldırı ama savunma “İfadelerde çelişki var” diyor, mahkeme de bu savunmaya uyup dedeyi beraat ettiriyor.

Daha yazılı gerekçe açıklanmadı ama mahkemeye göre çocuk, üvey dedesine iftira attı.

Bir düşünün bakalım, öğretilse bile altı yaşındaki bir çocuk böyle bir iftira atabilir ve bunu sürdürebilir mi?

Bir düşünün bakalım, pedagoglar altı yaşındaki bir kızın cinsel saldırı iftirasını anlar mı, anlamaz mı?

Gariplikler burada da bitmiyor. Üvey dede hakkında, çocuktan uzaklaştırma kararı verilmiyor ama anneanne için böyle bir karar çıkıyor.

Sayın Adalet Bakanı, Sayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, Hakimler Yüksek Kurulu üyeleri ve bu ülkenin tüm insanları içinize sindi mi bu uygulamalar ve kararlar? İkisi kadın, biri erkek mahkeme heyetine de bir sorum var:

Görsel ifade kaydı ve sağlık raporları önünüzdeki dosyada dururken, altı yaşındaki bu kız çocuğu sizin evladınız olsaydı, mahkemede ifade vermesi içinize siner miydi?

Çocuk istismarı ve İhmali ile Mücadele Derneği, yasal süreci takip ediyor, edilebilecek itirazları ediyor da, ben devlet nerede diye merak ediyorum...

Sibel Can 150 kilo olsa...

Siz hiç Sibel Can albümünü görüntüsü için aldınız mı ya da bir şarkısını fiziği yüzünden beğendiniz, ezbere söylediniz mi?

Cevaplar elbette “Hayır” olarak gelecek, bu iki soruya da. Bir şarkının bazen bestesi yakalar bizi, bazen yorumlanması, bazen söyleyenin sesinin tınısına vurulur, severiz... Nedense Sibel Can hiç haberi yokmuş gibi davranıyor bu durumdan.

İki gündür yeni albüm için çekilen fotoğrafları konuşuluyor, daha doğrusu photoshop dokunuşlarıyla alay ediliyor.  ‘Üst beden 44, bel 38’ diye yazmış birisi, gülen çok oldu, ben acı acı gülenler kısmında kaldım.

Opera sanatçılarının şarkı söylerken yağ hücrelerinde bulunan leptin hormonundan çok fazla salgıladıkları, bu nedenle beyinde karışıklık meydana geldiği ve daha fazla yağ depolandığı uzun zamandır bilinen bir gerçek.

Daha fit ya da güzel gözükmek için mesleğini bırakan bir opera sanatçısı görmedim ben, tahminen kimse görmemiştir. Tamam Can, opera sanatçısı değil ama en azından bu ülkede sesi ve yorumuyla fark yaratanlardan biri... Yani 50 kilo da olsa, 150 kilo da olsa dinlenir şarkıları bir şekilde. Eğer yeni albümü herkes bir şekilde konuşsun diye fotoğraflarla bu kadar çok oynandıysa, ben anlamadım bu tanıtım stratejisini.

Kendisiyle alay ettirerek tanıtım mı yapar insan?

Artık sadece resimlerde

Gördüğünüz ağacın adı Baobab ağacı. En genci bin 100, en yaşlısı 2 bin 500 yaşında. Afrika’nın simgesi olan bu ağaçların en yaşlı olanlarından geriye sadece dört tane kaldı.

Son 12 yılda dokuz ağaç öldü ya da gövdeleri çöktü. 3 bin yıl yaşayabilen bu ağaçların 500 yıl erken ölmesinin sebebi de iklim değişikliği. Hayvanları besleyen, insanlara su kaynağı olan bu ağaç türünden artık Güney Afrika, Zambiya, Zimbabve ve Botsvana’da kalmadı. Bravo büyük insanlık.

Yaklaşık 70-80 yıl süren ömrümüzün hırsları nedeniyle 2 bin 500 yıllık ağaçları öldürmeyi başardık işte.

Seda Sayan oğluna iyilik mi yaptı?

Seda Sayan’ın Şamdan’ın sahibi Mehmet Tuna’yı mekanından çıkartması, daha doğrusu işletmeyi iş yapamaz hale getirecek şekilde aksiyon alması, çok konuşulmuştu.

Tuna yaşamıyor artık ve Sayan da o mekanı bir arkadaşına kiraya verdi. Eğer iddia doğruysa Sayan, kira sözleşmesine işletmenin üst katında oğlu Oğulcan Engin’in DJ’lik yapmasını şart koyarak yazdırmış.

Anneler evlatlarına her zaman iyilik yapmak isterler de, acaba bu iyilik mi pek emin olamadım. Niye diyeceksiniz, eğer annenizin mülkünde, kira sözleşmesi maddesi olarak DJ’lik yaparsanız, kendinizi geliştiremez ve piyasadaki gerçek yerinizi göremezsiniz ki... ‘Anne-baba, tahtını yapar’ ama bahtını yapamaz derler ya, bence böyle desteklemiş bir kariyer de Engin’e faydadan çok zarar verir. 

Boz, Dalkılıç ya da Ceylan değil

Murat diye cümleye başlasanız sonunu Boz diye getiren olur, Dalkılıç diyen olur hatta ‘Survivor’ meraklıları Ceylan da diyebilirler.

Murat’ın sonuna hangi soyadının geldiği önemli değil ama Murat’ın sonuna Daltaban soyadının gelmemesi önemli.

Kimdi, kimdi diye düşünmeyin fazla, ‘Kınalı Kar’ dizisinde köyün delisi rolündeydi. ‘Poyraz Karayel’ dizisinde de Mümtaz rolündeydi.

Ne acı, dizilerde canlandırdığı karakterin isminden yüzü aklına geliyor, insanların adını bilmiyoruz. İskoçya’nın en önemli tiyatro ödüllerinden biri olan CATS’de tam yedi dalda aday gösterildi Daltaban’ın sahneye koyduğu ‘Gergedanlar’ oyunu ve ‘En İyi Yönetmen’ dahil toplam dört dalda ödül aldı.

Oyunculuk diplomasından önce ODTÜ’den aldığı maden mühendisi diplomasının etkisi var mı bilmem ama genç cevherleri keşfeden bir isim, şimdi ödül aldı diye 3-5 gün konuşup sonra yine popüler Murat’ları konuşmaya devam ederiz...

 

 

 

 

Yazarın Önceki Yazıları