25 yılda çekilen film

10.12.2018 Pazartesi

Terry Gilliam sinemaya farklı, yaratıcı, unutulmaz filmler armağan etmiş bir yönetmendir. “Balıkçı Kral”, “Brazil”, “Vegas’ta Korku ve Nefret” kült mertebesinin özel bir bölümünde yer alır. En büyük hayali olan Don Kişot’u uyarlamak ise tam tamına 25 yılına mal oldu. Film, bunu vurgulayan bir göndermeyle açılıyor; “25 yıldır çekilen ve çekilemeyen Terry Gilliam filmi”... Neler oldu bu süreçte, kısaca üzerinden geçelim. Yanlış yapımcılarla yola çıkan Gilliam, 10 yılın sonrasında başka yapımcılarla yoluna devam etmek zorunda kalıyor. Bu ara ilk yapımcılarla bitmek bilmeyen hukuki mücadeleye girişiyor. 2002’de tüm bu hayal kırıklığını anlatan, “Lost in La Mancha” adlı bir belgesel bile çekiyor. Durumu en iyi açıklayan gelişme, Gilliam’ın Don Kişot rolü için hazırladığı iki oyuncu Jean Rochefort ve John Hurt’ın bu süreç içinde yaşamlarını kaybetmesi. Tüm bu gelişmeler sonrası, Gilliam hayranlarının yıllardır beklediği bir film oldu “Don Kişot’u Öldüren Adam”.
Gilliam, romana sadık bir uyarlama yapmıyor. Don Kişot’u delilik sürecinde bir adam olarak ele alıyor. Sanki filmin gerçekleşme sürecinde yaşadıklarını yansıtıyor karaktere. İspanya’da yıllar önce öğrenci filmi olarak Don Kişot çeken, artık reklam sektörü yönetmeni olan Toby (Adam Driver), tekrar bu ülkeye gelerek çalışmaya başlar. İçine düştüğü yaratıcılık krizini aşabilmek için ilk filmini çektiği köye giden Toby, burada işlerin eskisi gibi olmadığını görür. Filminde Don Kişot’u canlandırmış olan ayakkabı tamircisi Javier (Jonathan Pryce) hâlâ rolün etkisinden kurtulamamıştır. Para karşılığında turistlere gösteri yapmakta, işin kötüsü Don Kişot olduğuna gerçekten inanmaktadır. Toby’yi görür görmez Sancho Panza olarak algılar.
Gilliam, ana karakterleri mükemmel yaratırken, hikâye kurmayı çılgın bir koşuşturmaya dönüştürmüş. Senaryoda bir dengesizliktir, almış başını gidiyor. Geçmişteki birçok filmine olan göndermeleri yakalayabilmek için Gilliam takipçisi olmak şart. Final bölümü Gilliam’ın ilk tanındığı Monty Pyton grubunun absürd, çılgın komedilerine dönüşmüş. Farklı zamanlarda çekilmiş, epizodik bir film izlemiş gibi oldum.
Oyunculuklarda Adam Driver ve Jonathan Pryce resmen döktürmüşler. Gilliam’ın filmde en iyi işlediği bu iki karaktere müthiş bir dinamizm vermişler. Diğer oyunculuklarda Skaarsgard, Kurylenko ve Ribero alışmadığımız rollerde üzerlerine düşeni yapıyorlar. Gilliam, bu kez bir başyapıtın uzağına düşüyor. Derim ki, böyle bir sinema adamından yeni bir film izlemek bile bir kazançtır.

Ejderha dövmeli kızın dönüşü

Son 10 yılın en önemli aksiyon kahramanları arasında “Ejderha Dövmeli Kız”, vatandaşlık adıyla Lisbeth Salander rahatlıkla sayılabilir. İskandinav versiyonunda Naomi Rapace’ın can verdiği bu dişi kahramanı, Hollywood versiyonunda Rooney Mara oynadı. Sırtındaki dev ejderha dövmesi, punk rock saç stili ve bol piercing her iki oyuncunun da stili oldu. Şimdi sıra Claire Foy’da. Güzel oyuncu, benzer fiziksel bir değişim yaşamış; ortaçağ keşişi tarzı kesilmiş kısa saç, burunda piercing, sırtta dövme... İsveçli yazar Stieg Larsson’un kaleme aldığı Milennium üçlemesi tüm dünyada müthiş bir satış başarısı yakaladıktan sonra İskandinav ortak yapımı olarak da sinemaya yansımıştı. Bu üçlemenin kişisel hayranı olarak David Fincher’in İskandinav versiyonunun üzerine ekstra bir şey koymadan Hollywood’a uyarlamasına şaşırmıştım. Bu “Ejderha Dövmeli Kız”dan geriye sadece Rooney Mara’nın başarılı kariyeri kaldı. Larsson’un ölümünden sonra David Lagercrantz, serinin 4. kitabını yazdı ve Hollywood sırayı atlayarak “Örümcek Ağı”na geçti.
Usta bir hacker olan Salander, bu kez uluslararası bir nükleer yazılımının peşine düşüyor. Hacklediği programın peşinde tehlikeli örgütler vardır. Bol aksiyonun yanında aile dramının da yer aldığı öykü, bildik klişeler üzerinden yürüyor. İsveç’in karla kaplı, ıssız doğasının aksiyon sekanslarına kattığı hız ve gerilim dışında öyküde karakter ve entrika eksikliği yaşanıyor. Salander’in bilgi tedarikinde önemli yardımları olan gazeteci Mikael bile gayet cılız bir karakter olarak işlenmiş. Durumu, Foy’un iyi performansı kurtarıyor. Soğuk bakışlı, sert, hızlı düşünen bir aksiyon kahramanının gereklerini yerine mükemmel şekilde getiriyor.
Aksiyonu ve Salander’in hayatındaki gelişmeleri merak edenler, salona buyursun.
 

Yazarın Önceki Yazıları