Adını Rahşan Ecevit koydu: Maral

07.12.2018 Cuma Güncelleme : 07.12.2018-8:15 Cuma

Türk sinemasının genç yıldızı Maral Büyüksaraç, başarıdan başarıya koşuyor. Yedi dil bilen genç oyuncunun ismini ünlü siyasetçi Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit koymuş.

Ömer Lütfi Akad’dan Türk sinemasına nesilden nesile ilham verecek ikonik bir buluş, Maral Büyüksaraç. Yepyeni taptaze. ‘Vahşi bir güzellik tarif et denilse’, Maral Büyüksaraç ismi yeterli olur. Son dönemlerde güzelliğiyle gündemden düşmeyen Muğlalı Büyüksaraç’ın oyunculuğu, Natalie Portman’ın çocukluğuna Leon filmindeki Mathilda’ya benzetiliyor. 2019’da da adından çok söz ettireceğe benziyor.

En büyük hayali Hollywood

Set işçisinden, ışıkçılara, kameramanlardan görüntü yönetmenlerine, oyuncusundan yönetmenine ve de yapımcısına kadar herkesin takdirini kazanan Büyüksaraç, İstanbul Ata Koleji’nde ikinci sınıf öğrencisi. Aynı zamanda okulunun da en çalışkan öğrencisi olan Büyüksaraç’ın hayallerini Hollywood süslüyor. Sinemayı çok seven genç yıldız, tiyatroya da tutkun. Haldun Dormen’in kendisine hazırlayacağı oyundan bahsederken, heyecanlanıyor adeta. Türkiye’nin en çok merak edilen en genç ve en güzel yıldızlarından biri olan Büyüksaraç, Milliyet Ege’ye konuştu.

Katman katman

- Minik Kalpler filmine nasıl hazırlandınız?

Mira benim daha önce hiç oynamadığım bir karakter, hepsinden bağımsız bambaşkaydı. Katman katman karakter. Çok zorlandım aslında çalışırken, çok kolay görünen sahnelerde bile karakterin çok farklı bir renk tonu ve farklı bir enerjisi olduğu için onu tutturmakta zorlandım. Herhangi bir noktadan sivrilmiş bir karakteri oynamaktan daha zordu. Çok yaraları olan ama bunu göstermemeye çalışan naif bir kız, o yüzden çok sevdim. 

- Kendinizi anlatır mısınız biraz...

Annem Alman, babam Türk... İsviçre’de tanışmışlar. İsviçre’de doğdum. Üç yaşında Türkiye’ye geldik. 22 yaşında bir ablam, bir yaşında bir erkek kardeşim var. Annem piyanist, büyükbabam siyasetçi olduğu için çocukluğum İtalya, Amerika ve İngiltere’de geçti. İlkokulu İsviçre’de okudum. İngilizce, İspanyolca, Fransızca, Almanca, Japonca, Rusça ve İtalyanca dahil yedi dil biliyorum. Arapçayı da öğrenme aşamasındayım. Türk filmlerimiz orada çok beğeniliyor. Sık sık Arap ülkelerine gidiyoruz.

Çok güzeldi ama çok da soğuktu

- Erzurum’daki çekimler mevsim nedeniyle zor olmalı sizin için...

‘Çok güzel geçti’nin arkasına ‘çok soğuktu’yu hemen eklemek istiyorum. Erzurum’un halkı, yemekleri, zeytinyağları, zeytinleri inanılmazdı. Çok sevdim o tarafları. İşini bilen ve profesyonel ekiple çalışıyorum. Çoğu zaman telefon ve internet çekmiyor. Teknolojiden hiç bu kadar uzak kalmamıştım. 

Sürekli rolünü düşünüyor

- Hayatınızın ne kadarı oyunculuk?

Yüzde 99’u diyebilirim. Bir karaktere hazırlanırken hayatım o karakter oluyor. Hazırlık döneminde sürekli onu düşünüyorum. Yemek yerken, film izlerken.. Günlük hayatıma devam ediyorum ama aklımın bir tarafı hep yeni hazırlandığım karakterde oluyor. 

İnce yapılı, ince bacaklı

- İsminiz bildiğim kadarıyla ‘dişi geyik, ceylan’ anlamına geliyor; size veriliş hikayesini biliyor musunuz?

Bu soru çok hoşuma gitti, daha önce kimse sormamıştı. Annem ve babam bu isme bayılırmış. Dişi geyik kelime anlamını Kuzey Afrika çöllerinde yaşayan, ince yapılı, ince bacaklı, çok zarif, çok hızlı koşan ve gözlerinin güzelliğiyle ünlü ceylanlardan alıyor. Önce büyükbabam Ezo olsun demiş, sonra büyükbabamın ve büyükannemin yakın dostları Bülent Ecevit-Rahşan Ecevit doğum için gelmişler. Bu sırada Ecevit, Maral olsun demiş. Büyüyünce o da öyle isterdi diye düşünmüş olmalı. Akıllarına gelmiş ki Ezo bence fazla dramatik bir isim olurdu. İşin komik yanı ise eskiden ismimi hiç beğenmezdim, şimdiyse çok seviyorum. Adımla özdeşleştiğimi hissediyorum. İtalya’da adımı sorduklarında çok tatlı ve heyecanlı kodluyorlar. Sanırım yakında orada da konulmaya başlar Maral adı.

3 yaşında kamerayla tanıştı

- Oyunculuğa nasıl başladınız?

3 yaşında başladım ama bunun bir hikâyesi var. Büyükbabam politika ile ilgileniyor ama tiyatro ve sinemaya derin tutkusu varmış. Güllü Agop ve ünlü tuluat sanatçısı Naşit Bey ile birlikte tiyatromuza çeşitli hizmetlerde bulunmuş. Büyükannem bütün bu fotoğraflar için üst kattaki odayı adeta müze haline getirdi. Oyuncu olmamı büyükbabam istedi.

- Ailenizin emrivakisi olmuş biraz. Hiç kızmadınız mı “Neden karar veremeyeceğim bir yaşta beni bu işlerin içine attınız” diye?

Kızmadım. Çünkü oyunculuğu her zaman çok sevdim. Hatta büyüdükten sonra daha çok sevdim. İstemeseydim devam etmezdim zaten. Çok küçükken anneme televizyonun içine girmek istediğimi söylermişim. Hatta arkasına bakarmışım nasıl girebilirim diye. Annem de, ‘Oraya girilmez’ dermiş. Yani, daha o yaşlarda niyetimi belli etmişim. 

- Yaşıtın birçok oyuncu var. Takip ediyor musun?

Sinemada yapılan işleri takip ediyorum. En son Alihan Türkdemir’in filmini izledim.

SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİMİZ