İtiraf edin!

12.09.2018 Çarşamba

Bir yaprak temiz kağıdınız, bir kurşun kaleminiz var mı?.. Kullanın onları, sayfanın ortasına bir kare çizin... Kenarortaylarla iki kere bölün, daha küçük dört kare haline getirin.
Küçük karelerin bir tanesinden ok çıkarın... Karşısına Lucescu yazın!
Büyük kare Milli Takım ise, Lucescu’nun görev ve sorumluluk parseli o kadardır işte.

¼...

Küçümsemeyin!.. O alan, takımın yenilenmesinden üst düzey futbol oynamasına, skor başarısından vatandaşa hoş görünmesine kadar çok ağır sorumlulukları kapsar.
Hele bizimki gibi bir Milli Takım’da “iki misli” yüktür.
Çünkü her şey sıfırdan başladı Ay Yıldız’da.
Neden?..
Milli takımlar tıpkı içinden çıktıkları milletler gibi eksile eklene, bazen iyi bazen kötü ama daima yaşamını sürdürürken bizimki ne zaman sıfırlandı?
Bana tekrarlatmayın... Hatırlayın sahadaki son neslin nasıl “vuruşarak” çekildiğini! Yetiştirdiğimiz en değerli hocanın bile başını nasıl yediğini, hepimizi nasıl bunalıma sürüklediğini şöyle bir gözünüzün önüne getirin.
Resmen teslim olmuştuk beylere. Onların kişisel meseleleri ilk sorunumuzdu. Milli Takım’ın sürekliliği için gençleri monte edebilmek bile zorlaşmıştı.
Bu sebeple “büyük sorumluluk” Lucescu gibi “az yabancı” bir hocaya verildi. Yerli ve milli birinin o kitlesel travma sürecini ayakta geçirmesi imkansıza yakındı.
Evet... Lucescu’nun bizimki gibi bir ortam için- en büyük meziyeti, bizi az çok bilmesi değil, uzun süredir uzakta olması ve gelene kadar yeni jenerasyondan hemen hiçbirini tanımamasıydı!
Bizi unutmuş olmasıydı.
Tam da eleştirildiği nokta!
Oysa, hem ona hem bize avantajdı.
Lucescu’nun tek terazisi olacaktı seçerken; geleceğin gençleri.
Sancı kaçınılmazdı.
Bitti mi? Hayır... Ama lüzumsuz sancılardan bireysel odaklı kitlesel stresten kurtulduk en azından. Bundan sonrası mutluluk vaat eden doğum sancısı.
Diyeceksiniz ki, “Dörde ayırdığın Milli Takım karesindeki geri kalan üç küçük kareyi doldurmadın”!
Boş bırakmayalım:
Bir tanesi sistemdir...
Avrupa’daki üç-beş milyon vatandaşımızdan Çin Ordusu gibi futbol yeteneği fışkırırken, 85 milyondan stoper çıkartamayan sistem... Sebebi  “pastanın küçüklüğünden” başlar eğitici eksikliğinden beslenmeye kadar gider, fasiküllere sığmaz.
İkinci kare, kulüpler...
Kıt kaynaklarla Devlet’in ağır aksak yapmaya çalıştığı ama başaramadığı alt yapıyı elindeki “bol kaynaklara” rağmen telafi etmek yerine, rekabetle dönen gözlerini doyurmak için tüm enerjisini bu yolda harcayan kulüpler...
Son kare hepimiz...
İçinde medya da var, taraftar da... Hepimiz çıkarımız veya keyfimiz için bir kenarından çekiştirmekteyiz Milli Takım’ı... İşin aslı, bizlerin kimyasını bozan da eski milli takımın bozuk kimyasıydı ya; eski defterleri karıştırmayalım.
Gördünüz...
Dört bölünmüş büyük Milli Takım karesinde “vurduğumuz abalı” yaşlı bilge Romanyalı’ydı düne kadar.
İsveç’te anladık ki, aramızda işini yapan ya da yapmaya çalışan bir tek oymuş.
İtiraf edelim ve kendimize odaklanalım.  
Zor gelecek ama önce kendi parsellerimiz  ¾’e çekidüzen verme vaktidir.

Yazarın Önceki Yazıları
Günün Yazarları