İKİNİZ DE ZERRE UMURUMDA DEĞİLSİNİZ!

13.03.2019 Çarşamba

Emre Aşık adını duyduğumda her zaman ‘efendi biri’ duygusu uyanırdı içimde, şimdi kayboldu o inanışım.
Çünkü boşanma davası açtığı eşinin geçmişte fuhuştan sabıkalı olduğunu ve çeşitli kriminal olaylara karıştığını iddia etti.
Sonra annenin çocuklarıyla ilgilenmediğine dair bilgiler de ekledi dilekçeye.
Haber yayılıp, insanlar tepki gösterince de, “Tüm bunları çocuklarımı korumak için yaptım” dedi.
Çocuk böyle mi korunur Emre?
Annelerini afişe ederek, doğru olsa da olmasa da, o çocuklara hayatları boyunca “Senin annen...” diye başlayacak cümlelere açık hale getirerek mi?
Her çocuk sever annesini değil mi?
Diyelim ki sevmeyecekler, fark etmez, kimse annesi için kötü cümleler kurulmasından hoşlanmaz.
Benim kuşağım, terk eden eşlerini çocuklarına anlatırken, “Senin annen bir melek oldu yavrum” diyen insanların kuşağı.
Çok mu romantik geldi? Olabilir, ben doğruyum diye ısrar etmem bu görüşte.
Ama yaptığının en çok çocuklarına zarar vereceği, en çok onları üzeceğine adım gibi eminim ve bunda ısrarlıyım.
Nasıl yaparsanız yapın, Google’da unutulma hakkını kullanın, haberlere erişim yasağı getirilmesini sağlayın ama çocuklar görmesin bu dilekçeyi ve iddiaları.
İkiniz de zerre umurumda değilsiniz, ben sadece çocuklara üzülüyorum...

Televizyonda eşitlik ilkesi nasıl olur?
Fenerbahçe ve Galatasaray’ın Cumhurbaşkanlığı Kupası finali oynayacağını düşünün.
Takımlardan biri, bir sürü hazırlık maçı yaparak hazırlanıyor, karşılaşma için şehir şehir dolaşıyor.
Diğer takım, rakibinin üçte biri kadar maç yapıyor, daha çok salon çalışmalarıyla finale     hazırlanıyor.
Final maçını yayınlayacak kuruluş da, takımlardan birinin oynadığı tüm hazırlık maçlarını canlı yayınlıyor, diğer takımın salon çalışmalarını da haber yapıyor.
Böyle bir ortamda az hazırlık maçı oynadığı için ekrana daha az gelen kulüp, maçı yayınlayacak kanala “Sen taraflı davrandın” diyebilir mi?
Varsayalım ki, az hazırlık maçına çıkan takım suçlamalarını sürdürdü ve dedi ki: “Bana dair yaptığın haberler de olumsuz, o yüzden taraflısın.”
En önemli oyuncusunun lisansı yetiştirilemiyor, yönetim kararları yüzünden istifa ediliyor ya da başka kulübe gidiliyorsa haberi yapılmayacak mı?
Fenerbahçe ve Galatasaray adlarının yerine, seçime giren ittifakların adını yazın, yayıncı kuruluş yerine de TRT ya da diğer haber kanallarını...
Cumhurbaşkanı 60’tan fazla ile gidip miting yapıyor, Kılıçdaroğlu 20 ile gidiyor ve çoğunda salon toplantısı yapıyor.
Eşitlik az yapana göre  ayarlanır mı?
O zaman tek miting yapan bir parti çıkar ve der ki, “Başkalarının iki ve daha fazla mitingini yayınladınız, eşitlik ilkesine aykırı.”
Yayın sürelerine bozulanlar, televizyon kanallarına çakacaklarına, dönüp, “Neden bu kadar tembelsiniz?” diye destek verdiği partilere çaksalar çok daha iyi olacak.?

Herkesin kaybettiği 
kavga denir buna...

Özdemir Erdoğan, Türkiye’nin en önemli müzisyenlerinden biri mi? Kesinlikle öyle...
Peki müzisyenler mahallesinin kadısı mı? Kesinlikle hayır.
Aleyna Tilki ve onunla beraber sahneye çıkan Selda Bağcan için çok ağır cümleler kurdu Erdoğan.
“O sen olsan bari diyor, seksten bahsediyor” falan demiş.
Müziğine ya da sahnesine eleştiri olsa hadi anlayacağım da, şarkı sözünden seks çıkarımında bulunup, genç bir kadını aşağılamak mı sanatçı olmak?
Sonra Tilki’yle beraber sahneye çıktığı için Bağcan’a “Omurgalı bir sosyal demokrat değilmiş” diye röntgen cihazı gibi cümleler kurmak da neyin nesi?
Bu saçma tartışmada Erdoğan’ın kendisine verdiği zararı kimse veremezdi.
Genç şarkıcının da Erdoğan’dan aşağı kalır     yanı yok bu kavgada.
“Yenilgiye uğramış” tanımlaması yapmak Aleyna’nın kariyerinin     boyunu aşıyor kat ve kat.
Erdoğan’ın şarkılarını ezbere bilen en az iki kuşak var, Tilki’nin parçaları gelecek kuşağa kalacak mı, belli değil.
Her iki tarafa da bu kadar çok zarar verdiren bir başka tartışma daha görmedim.
Hoş, ikisi de ‘Ne güzel adımız manşetlere çıktı!’ diye seviniyor olabilir ki, bu onların karakterlerine dair bir problem olur ancak...?

Balıksız göl olur mu?
İnancın başladığı yer Göbeklitepe, Türkiye’de.
National Geographic özel bir belgesel hazırladı, günlerdir tanıtımını yapıyor.
İki yıl önce Morgan Freeman da gelmişti, ‘İnancın Hikayesi’ belgeseli için...
Hristiyanlar için son derece önemli olan, Konsül toplantıları yapılan İznik de Türkiye’de. Meryem Ana’nın yaşadığı ve yine Hristiyanlar’ın hacı olduğu Efes de bizim memleketimizde...
İnanç turizminde bu kadar zengin olan bir memlekette yaşıyoruz da, kıymetini biliyor muyuz acaba? Halil-ür Rahman Gölü’ne “Balıklı Göl” diyoruz, sanki dünyadaki tek balıklı göl oymuş gibi.
Oysa Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı, Nemrut’un kızı Zeliha’nın da ardından kendini ateşe attığı ve gölün öyle oluştuğu efsanesini anlatmıyor mu Balıklı Göl adı?
İnanç turizmi, deniz-kumsal turizmi kadar çok turist çeken bir dal, farkında mıyız acaba?

Sarışın olmak mı, esmer olmak mı?
Sadece kadınlar değil, erkekler de öykünür zaman zaman sarışın olmaya.
Eski zamanlarda, sarışın olabilmek ümidiyle, saçlarına oksijen suyu süren bir sürü arkadaşım oldu.
Garip bir ruh hali bu, zira bir bakıyorsunuz neredeyse tüm Kainat Güzeli yarışmalarında birinci olanlar esmer ve kumral.
Ya tercihte bir gariplik var ya da erkek alt 
beyninde...

 

Yazarın Önceki Yazıları