Meme kanseri hakkında bilinmesi gerekenler

Ekim ayı, Meme Kanseri Farkındalık Ayı olarak karşımıza çıkıyor. Kadınlarda en sık görülen kanser tipi olan meme kanseri için erken tanı büyük önem taşıyor. Peki, meme kanseri tanısı konmuş biri hangi testleri yaptırmalı? Meme kanseri yeniden tekrarlar mı? Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Didem Öncel Yakar, meme kanseri ile ilgili tüm bilinmesi gerekenleri açıkladı.

13.10.2018 Cumartesi Güncelleme : 13.10.2018-14:05 Cumartesi

Meme kanseri kadınlarda en çok görülen kanser tipidir. Meme kanserine yakalanan birinin yaptırması gereken testler, girdiği ameliyatlar ve hangi tip meme kanserine yakalandığı büyük önem taşımaktadır. İçerisinde bulunduğumuz Ekim ayı, Meme Kanseri Farkındalık Ayı olarak bilinmektedir. Toplumun bu farkındalığı bilmesi ve önem vermesi açısından meme kanseri hakkında tüm bilinmesi gerekenleri, Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Didem Öncel Yakar'a sorduk. İşte Doç. Dr. Didem Öncel Yakar'ın sorularımıza verdiği cevaplar...

Gülşah Karaman-PembeNar özel

Triple-negatif meme kanseri ile hormon pozitif meme kanseri arasındaki fark nedir?

Genel Cerrahi Uzmanı Doç.Dr.Didem Öncel Yakar açıklıyor...

Meme kanserinin tedavisi ve seyri, kanser hücrelerinin moleküler özelliklerine göre farklılıklar gösterir. Özel hücre boyama teknikleri ile (immünhistokimya) kanser hücrelerinin hormona duyarlılığını gösteren östrojen reseptörü (ER) ve progesteron reseptörü (PR) miktarları ile birlikte İnsan Epidermal Büyüme Faktörü reseptörü (Her-2) adı verilen reseptörün düzeyi belirlenebilir. Bu belirlemelere göre hormon reseptörü pozitif olan hastalara ya da Her-2 pozitif hastalara uygulanabilecek akıllı ilaçlar mevcuttur. Bu ilaçlar sayesinde, bu grup hastalarda tedavi başarısı artmıştır. Ancak bir grup hastada, meme kanseri hücresi hormon reseptörü ya da Her-2 reseptörü barındırmaz. Triple-negatif (yani her üç belirtecin saptanmadığı, üçlü-negatif) meme kanseri, tüm meme kanseri hastalarının yaklaşık %15-20’sini oluşturur. Bu alt grup, genellikle daha genç hastaları etkiler (<40 yaş) ve yüksek metastaz oranı, hedefe yönelik tedavinin olmaması ve diğer moleküler alt tiplere kıyasla daha kötü seyirli olmaları ile karakterizedir. 

- BRCA 1 ve BRCA 2 nedir?

BRCA1 ve BRCA2 hücrelerin aşırı hızlı büyümelerini engelleyen tümör baskılayıcı genlerdir. Bu genler herkeste bulunur. Ancak görevlerini yapmalarını engelleyen bir genetik değişiklik olması durumunda, bu kontrolün ortadan kalkması kansere yol açabilir. BRCA mutasyonu (gen değişikliği) olan kadınlarda meme ve over (yumurtalık) kanseri riski artmaktadır. 

- BRCA 1 ve BRCA 2 testi kimlere yaptırılmalıdır?

Zararlı BRCA1 ve BRCA2 mutasyonları genel toplumda son derece nadirdir (yaklaşık 300 ile 800 kişiden birinde saptanır). Bu nedenle sağlıklı kişilerde, sadece kişinin kendisinin ya da ailesinin geçmişi böyle bir mutasyonun varlığına dair şüphe uyandırıyorsa genetik test yapılır. Doktorların bu test açısından göz önünde bulundurduğu durumlar aşağıda belirtilmektedir:

•    Birinci derece akrabada 50 yaş öncesinde tanı konulmuş meme kanseri varlığı,
•    Kişinin kendisinde ya da birinci derece akrabasında 50 yaş öncesinde tanı konulmuş over (yumurtalık) kanseri varlığı, 
•    Aynı kadının her iki memesinde meme kanseri bulunması,
•    Aynı kadında hem meme hem over kanseri bulunması,
•    Ailede yaştan bağımsız iki ya da daha fazla kişide meme kanseri saptanması,
•    Ailede saptanmış BRCA1 veya BRCA2 ile ilişkili kanser varlığı, 
•    Erkek meme kanseri. 

- BRCA1 ve BRCA 2 testini meme kanseri teşhisi konulmuş bir kişi yaptırmalı mı? 

Bir önceki soruda açıklandığı gibi tüm meme kanseri hastalarına genetik tarama yapılmasına gerek yoktur. Yukarıda belirtilen kriterlere uyan yüksek riskli hastalarda, mümkünse ailedeki diğer tanı konulmuş hastanın taraması ile başlanarak sorumlu mutasyonun belirlenmesi, daha sonra belirlenen bu mutasyonun yeni tanı konulmuş hastada olup olmadığına bakılması tercih edilir. Bu süreçte genetik danışmanlık alınması tavsiye edilir. 

- Meme kanserinde meme koruyucu ameliyat kimlere yapılabilir?

Meme koruyucu ameliyat erken evre kanserlerde tercih edilen cerrahi yöntemdir. Bu tekniğin en büyük avantajı kadının meme dokusunun çoğunluğunun korunabilmesidir. Meme dokusunun korunabilmesi için memenin sadece tek bir yerinde ve küçük çaplı tümör olması, tümörün memeye oranla büyüklüğünün uygun olması, kişinin koruyucu ameliyat sonrası büyük ihtimalle uygulanması gereken radyoterapiyi kabul etmesi gerekir. Tüm bu kriterlere uygun olsa dahi bir takım hastalarda, örneğin BRCA mutasyonu olanlar, bu tedavi seçeneği tercih edilmeyebilir. 

- Lokal ileri meme kanserinde meme koruyucu ameliyat yapılabilir mi? 

Büyük çaplı (>5 cm), cilt - göğüs duvarı ya da çoklu lenf nodu tutulumu olan tümörlerin lokal (bölgesel) olarak ileri evrede oldukları kabul edilir. Histolojik alt tiplerden inflamatuar meme kanseri de bu grupta yer alır. Lokal ileri meme kanserinde tedaviye kemoterapi ile başlanması tercih edilir. Ameliyat öncesi (neoadjuvan) kemoterapi sonrası tümör çapında küçülme ve cilt-göğüs duvarı tutulumunda gerileme saptanırsa meme koruyucu cerrahi uygulanma şansı vardır. Ancak tedavi sonrası bu alanlarda gerileme olmayan ya da inflamatuar tipteki tümörlerde mastektomi (memenin tamamının alınması) tercih edilir. Bu evre hastalara, ameliyat sonrası çoğunlukla radyoterapi uygulanır. 

- Meme kanserinde ameliyat öncesi kemoterapi neden yapılır?

Son yıllarda gelişen ve artık standart protokol olan bu yaklaşımda, kemoterapi ameliyattan önce (neo-adjuvan) uygulanmaktadır. Bu tedavi büyük boyutlu ve koltukaltı lenf bezlerine metastaz yapmış tümörlere uygulanır. Neo-adjuvan kemoterapi, kitlenin küçültülmesi ve buna bağlı meme koruyucu cerrahi uygulanma fırsatı tanınmasını ve sistemik tedavinin erken başlatılması ile hastalık seyrinin iyileştirilmesini hedefler. 

- Lokal ileri meme kanserinin tekrarlama riski var mıdır?

Lokal ileri meme kanserinde neo-adjuvan kemoterapi ve cerrahi sonrası hastalık kontrol oranı artmıştır. Bu evre hastalarda 15 yıl önce %49 olarak bildirilen 5 yıllık sağkalım oranı günümüzde %72’ye çıkmıştır. Tüm ilerlemelere rağmen, tümör biyolojisinden kaynaklandığı düşünülen nedenlere bağlı olarak bu hasta grubunda halen lokal nüks (hastalığın aynı yerde tekrarlama)  oranı %12-30’dur. Nüks riski tedavi sonrası birinci yıl en yüksek iken zamanla azalmaktadır.