‘MÜSLÜM’Ü NEDEN BEĞENMEDİM?

20.11.2018 Salı

Vizyona girdiğinden beri arkadaşlarımdan duyuyor, sosyal medyadan, internetten okuyordum rahmetli sanatçı Müslüm Gürses’in hayatını anlatan filmin methini... Hal böyle olunca, büyük bir merakla gittim izlemeye. Sanatçının, çocukluk ve gençlik yıllarını anlatan ilk yarıyı, gözyaşları içinde hipnotize olmuş gibi izledim. Trajik hikayesi içinde kayboldum. O kadar etkilendim ki, film ara verdiğinde bile yerimden kıpırdayamadım. Timuçin Esen’in oyunculuğuna da lafım yok. Gerçekten müthiş bir oyunculuk sergilediğini düşündüm. Abartısız, olması gerektiği gibi... Ancak ikinci yarıda büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Neden mi? Çünkü ilk yarıda hikayeyi bize tüm gerçekliğiyle anlatan film; ikinci yarıda ‘Aman hassas konudur, çok üzerine gitmeyelim’ tutumuyla birdenbire bambaşka bir hale büründü. Kadına şiddet gibi, Türkiye’nin kanayan yarası olan bir konuyu, hafife alarak, üzerini örtbas ederek işledi. Müslüm’e çektirilen acılar filmde sonuna kadar hissettirilirken, onun çektirdiği acılar hafif geçildi. Gürses’in yaşarken eşi Muhterem Nur’u sürekli dövdüğü, attığı tokattan dolayı Nur’un kulağında işitme kaybı olduğu, hatta kaburgalarının bile kırıldığı verdiği röportajlarda açıklanmış bir durum.

Bu trajik durumu film; ‘Evet, dövüyor ama sarhoş olduğu için, geçmişinde çok acı çektiği için dövüyor’, ‘Dövüyor ama bakın Muhterem Hanım onu yine de melek gibi görüyor, hâlâ ne kadar çok seviyor’ şeklinde lanse etti.

İlişkilerinin büyük bir parçası olan korkunç şiddeti sadece, Zerrin Tekindor’un yanağında morluk, “Müslüm sen bir meleksin, ben seni iyileştireceğim” cümlesini alarak olabildiğince ‘sempatik’ bir halde işledi. Belki Müslüm Gürses hayranlarını kızdırmak istemediler... Belki hassas konu olarak gördüler, yeterince girmek istemediler... Belki de Müslüm Baba imajını çizmek istemediler, Gürses’i ilahlaştırmak istediler. Ama bu iş böyle olmaz. Şiddet, hangi şartlar altında olursa olsun, hafife alınmaz, küçümsenmez. Gerçek hayat üzerine yapılan bir filmde ise tercihe göre kimi yerler örtbas edilemez. Kısacası film çok etkileyici olabilecekken, ülkemizde kadınların yaşadığı şiddetin feci boyutuna dikkat çekebilecekken, tam bir fiyasko olmuş. 

Onedio’nun ayıbı!

Filmden çıkınca teker teker Muhterem Nur’un geçmişte verdiği röportajları okudum. Kendisinin şiddet gördüğünü açıkladığı bir röportajdan alıntı yapan onedio.com ise, yazısını:

“Müslüm Gürses’i arabeskin babası olma yolunda yalnız bırakmayan, sevdiği adamın yanında savaşan, acılı hayatında bulduğu mutluluğa sahip çıkan Muhterem Nur’u ayakta alkışlıyoruz” cümleleriyle noktalamış. Herkesin kendi hayatı kendi tercihi tabii ancak, şiddete boyun eğen bir kadını ayakta alkışlamak, sizce sizi okuyan genç kızlara ne mesaj veriyor, hiç düşündünüz mü? Sineye çekmek, şiddet uygulayan bir adama körü körüne bağlanmak, yine de onun yanında olmak, gerçekten ayakta alkışlanacak bir davranış biçimi mi? Eğer editörlerinizi böyle hayati konular hakkında eğitmiyorsanız, rica edeceğim en azından yazdıklarını kontrol edin! Madem sinemaya değindik, iki güzel film önerisiyle yazımı noktalayayım.

İlki ‘Bohemian Rhapsody’... Queen’in efsane solisti Freddy Mercury’nin hikayesi. Freddy Mercury’i canlandıran Rami Malek, Oscar’lık bir performans sergilemiş. Mercury’nin müziğe olan tutkusu bir yana, bir rock star olmadan önce ve sonraki hayatı tüm gerçekliğiyle anlatılmış. Tüylerinizi diken diken edecek, çıkınca bütün Queen albümlerini tekrar dinlemenize neden olacak efsane bir filmdi. Mutlaka gidin görün derim.

İkincisi ise bir çocuk filmi, şu an vizyonda olan; ‘Cinderella’ (Cinderella and Secret Prince). Bilirsiniz eski masalların teması hep aynıdır. Güzelliği yüzünden başı derde girmiş bir prenses, beyaz atlı bir prens tarafından kurtarılır. Hatta yurt dışında, masallardaki bu cinsiyetçilik hep eleştirilir. Bu film ise bambaşka! Sindirella’nın bildiğimiz hikayesi yine tanıdık ancak cinsiyetçilik olmadan ele alınıyor. Sindirella, prense ilk görüşte aşık olmuyor. 

Topuklu ayakkabısı ayağından düşmüyor, prens tarafından kurtarılmıyor. Çok daha eşit şartlarda, birbirlerini kurtardıkları, aşkın geri, arkadaşlığın ön planda olduğu bir film. Sonu ise mutluluğa değil, umuda vurgu yaparak bitiyor. Hem fikre, hem filme bayıldım. Çocuğunuzu götürmenizi tavsiye ederim.

Yazarın Önceki Yazıları