‘TÜRK ERKEĞİ NEDİR?’

06.03.2019 Çarşamba
Bir kadını tavlayıncaya kadar dünyanın en centilmen, tavladıktan sonra dünyanın en kaba adamı olabilir.
Flört döneminde diş fırçalama ve duş alma sayısıyla, evlendikten sonraki sayı arasında dağlar kadar fark vardır.
Tavlama sürecinde kadına her giydiğini yakıştırıp, ilişki başladıktan sonra da “Onu giyme, bunu giyme” diyebilir.
Evleninceye kadar çok cömert, evlendikten sonra dünyanın en pinti adamı olabilir.
Kurduğu “Ben sana güveniyorum” cümlesi belirli bir zaman sonra mutlak “Sana güveniyorum ama çevreye güvenmiyorum” haline gelir.
Mehmet Akif Alakurt’un ‘Türk kadını nedir?’ başlıklı saçma paylaşımına karşı ‘Türk erkeği nedir?’ diye bir başka saçmalık yazdım.
İnsanları genelleme yaparak tanımlamaya başlarsanız, bir süre sonra ister istemez faşist olursunuz.
Dünyada, iyi ve kötü insanlar vardır, diğer tüm genellemeler saçmadır. Mesela ‘Tüm Türk kadınları şöyle, tüm Alman kadınları böyle, tüm Müslüman kadınlar şöyle, tüm Yahudi kadınlar böyle’ demek kadar büyük bir saçmalık olabilir mi?
Ya da ‘Tüm sarı ırk kadınları itaatkâr, tüm Latinler ihanet eder’ denilebilir mi?
Kendi yaşadığı pratiği genelleme yaparak anlatmaya çalışmış Alakurt, çam değil, çam ormanı devirmiş.
Haksızlığını anlatacak son örneği de verip, konuyu kapatalım:
Gündem çakallığı yapan ‘Masterchef’ Murat vardı, boşandıkları gün Şeyma Subaşı’nın mekanına gitmişti.
Şimdi de Sevda Demirel, “Mehmet Akif haklı” diyerek gündem çakallığı yapıyor.
Biri erkek, biri kadın ama kafa aynı kafa, o yüzden cinsiyet üzerinden de genelleme yapılamaz.

Kimdi giden, kimdi kalan
Murathan Mungan’ın tadına doyum olmayan mısraları arasındadır, Yeni Türkü de şarkısını yapmıştı:
“Kimdi giden, kimdi kalan/ Aslında giden değil/ Kalandır terk eden/ Giden de/ Bu yüzden gitmiştir zaten”
Günlerdir Beren Saat-Kenan Doğulu meselesini yazıp çiziyoruz.
Cahiliz biraz, geçmişte de oyuncunun gitmediği Doğulu konserleri olmuştu, biz bunlara bakıp, yorum yapıyoruz.
Daha kötüsü edepsizlikte sınır tanımıyoruz.
Bir kadının doğurganlığı kendi özelidir, ‘Tüp bebek tedavisi görüyor’ diye yazdık defalarca, ayıp şey.
Daha vahimi, şarkıcının annesine sorabildik bunu röportajda...
En vahimi, Doğulu’nun annesinin “Biz de dört gözle mutlu haberi bekliyoruz” sözlerini görmezden gelemedik.
Önceki gün bir baktım psikiyatri de girmiş medyanın uzmanlık alanına...
Hayatını kaybeden eski sevgilisi üzerinden Saat’in ruh halini sorgulamış birileri.
Daha ayıp olanı, oyuncunun güzel kadın kontenjanından, süs bebeği gibi olması gerektiğini söyledi birileri, biz de yazdık. 
Doğru ya da yanlış Saat’in bir fikri, bir duruşu olabileceğini hesap etmedi kimse, medya önünde fırçalar geldi, biz de “Yaşasın olay var” diye atladık işin üzerine.
Bir başka ülkede yaşıyor olsaydık, ünlü erkek anneleri ve standart davranışları üzerine tez yazabilirdi bir üniversite öğrencisi.
Ne büyük şair şu Murathan Mungan, nasıl rehberlik ediyor mısraları yıllar sonra bize...

Parası olmayana yasak sadece
Hani artık plakalar çıkarılırken isim ve benzeri vurgular yapılamayacaktı.
Parayı veren, istediği plakayı alabiliyor İstanbul’da.
Koray Avcı’nın yeni arabasının fiyatını yazdı herkes, ben ona takıldım.
Sadece şarkıcı değil bunu AAvcı neden yapmasın? O kısmı geçiyorum...
Takıldığım şey, sadece yasalar değil, yönetmelikleri de aşmanın bir yolunu bulan yanımız...

Tan güzelleri, 
galeri güzelleri

Bazı ünlü kadınlar var, internet sitelerinde hemen her gün haberleri çıkıyor.
Bu kadınlar gerçekten ünlü mü yoksa görüntüleri için haber mi oluyorlar anlamanın basit bir yolu var.
Gerçek bir ünlüye dair yapılan galeri haberde hemen her karenin altında cümleler oluyor.
Sadece görsellik için haberi yapılanların galerilerinde, üç satır yazı, 100 fotoğraf...
12 Eylül döneminin en ünlü gazetesi, uydurma ve erotik fotoğraflarıyla öne çıkan Tan gazetesiydi.
Onlar erotik karelere zahmet edip haber uydururlardı, şimdi o zahmete bile         katlanmıyor kimse.

İstersen başarırsın
Fotoğrafını gördüğünüz bu motoryat, bir süre sonra Türkiye’ye döviz girdisi kazandıracak.
Yakın bir ülkeye de değil, ta Uzak Doğu’ya gidecek ama işin görünen kısmında değilim.
Gencecik bir adam düşünün, 
daha 30 yaşında, yeni evli.
Çocukken babasının aldığı kayıklara kusur bularak başlamış deniz üzerinde iş yapma tutkusu...
Önce iç mimarlık eğitimi almış Türkiye’de, sonra Milano’ya gidip yat tasarımı üzerine yüksel lisans yapmış.
Oldukça ünlü bir yat firmasında staj yapıp, Türkiye’ye dönmüş ve ardından marina işletme mühendisliği doktora programına başlamış ama tez     aşamasında bırakmış.
Sonra evlilik ve İzmir’e yerleşme süreci gelmiş... Ama deniz üzerinde giden şeylere tutkusunu, önemli bir yatçılık firması ve ‘Ağabey’ dediği bir gemi mühendisiyle buluşturmuş... Sonra da ortaya fotoğrafını gördüğünüz, tasarımı, mühendislik ve üretimi tamamen yerli olan Pescador 35 projesi çıkmış.
Bu genç adamla konuştum, “Bana fırsat versinler, daha neler yaparım” demiyor. 
Türkiye’nin bir marka olması için başta ‘finishing’ kısmı denilen ve her detaya çok dikkat edilmesi gereken bir süreci yönetecek, tersane işçisi grubunun yaratılması gerektiğini, çok az üniversitede yat tasarımı eğitimi verildiğini ve bunun artması gerektiğini söylüyor.
Ülkesinin kasasını kendi cebinden daha fazla düşünen adamlara rastlamak giderek zorlaşıyor ya, oturup yazmak istedim o yüzden.
Serhan Bozdemir, bu genç adamın adı. Sadece yaptığı değil, düşünce modeliyle de bu ülkenin gurur duyması gereken evlatlarından birisi.











 
Yazarın Önceki Yazıları