S&P ‘DURAĞAN’ DEDİ

18.02.2019 Pazartesi

Kredi notumuzu durağan olarak teyit eden S&P, bankacılık sektöründeki sorunlu kredilere rağmen otoritelerin düşük net kamu borcu seviyesi nedeniyle mali manevra alanı olduğunu değerlendiriyor.

Geçtiğimiz cuma günü Standard & Poor’s (S&P) notumuzu B+ ve görünümümüzü ‘Durağan’ olarak teyit etti. Bankacılık sektöründeki sorunlu kredilere vurgu yapılırken, “Buna rağmen otoritelerin düşük net kamu borcu seviyesi nedeniyle mali manevra alanı olduğuna inanıyoruz” değerlendirmesinde bulunuldu.

Otoritelerin sorunlu bankacılık aktifleri ile ilgili somut bir planı ortaya koymadığı bir ortamda, finansal koşulların sıkılaşması ve yükselen enflasyon nedeniyle 2019 yılında Türkiye ekonomisinin yüzde 0.5 daralmasının beklendiği ifade edilen açıklamada, ekonominin 2020 yılında yüzde 3.4 büyümesi beklenirken 2021 ve 2022 yıllarındaki büyümenin yüzde 3.2 olacağı öngörüldüğü belirtilmiş.

Geçtiğimiz hafta açıklanan bir dizi ekonomik veri S&P’nin 2019 yılındaki daralma tahminini bir anlamda destekler nitelikte. Sanayi üretimi aralık ayı yüzde 7.5 olan beklentileri de aşarak yüzde 9.8 daralırken, zayıflama ara malları başta olmak üzere sanayinin geneline yayılmış durumda. Gelen işsizlik verisi de bu daralmaya az - çok anlaşılabilir kılar nitelikteydi.

Kasım ayı işsizlik oranı bir önceki yılın yüzde 10.3 olan verisine karşın yüzde 12.3 olarak açıklanırken, genç işsizlik oranı 4.3 puanlık artış ile yüzde 23.6’ya çıktı.

Üstelik işgücüne katılım oranı yüzde 0.2 artış ile yüzde 53 olarak açıklandığı, 15 yaş üzerindeki 30.8 milyon nüfusun 20.3’ünün işgücüne katılmadığı bir ortamda. Rakamların seyri, sanayi üretimindeki düşüş önümüzdeki aylarda açıklanacak işsizlik oranlarının daha da artabileceğini düşündürüyor.

Tanzim kredi satışı

Sanayi üretimi ve işsizlik cephesindeki olumsuzlukların önüne geçebilmek adına kamu bankaları kredilerde hızlı büyümeye gidiyor. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın, İzmir’de ‘Adım Adım Ekonomi İzmir’ toplantısında yapmış olduğu açıklamalara göre; geçen haftanın son iki gününde, ocak ayının tamamı kadar kredi genişlemesi olmuş. Bunda tabii ki kamu bankalarının “tanzim kredi satışları” etkili olmuşa benziyor. 1 günden 1 yıla kadar olan vadede “yüzde 19.75 faiz ve (artı) yüzde 1 komisyon” ile verdikleri krediler ile bir çok kuruma ‘destek’ olmak hedefleniyor. Özel bankaların fonlama maliyetlerinin bu seviyeye in(e)memiş olması nedeniyle bu tanzim satışlara eşlik etme konusundaki endişelerinin de BDDK’nın aldığı ve alacağı önlemlerle azalacağı umut ediliyor.

Bu hafta piyasaları neler bekliyor?

Bir önceki verisi Geçtiğimiz Ocak ve Şubat aylarında 72.3, bu yılın Ocak ayında 58.5 olarak açıklanan Tüketici Güven Endeksi’nin Çarşamba günü kaç açıklanacağı önemli bir gösterge olacak. Ha keza geçtiğimiz yılın Ocak ve Şubat aylarında sırasıyla 108.3 ve 110.8 olarak açıklanan, bu yılın Ocak ayında 93 olarak açıklanan Reel Sektör Güven Endeksi’nin Cuma günü açıklanacak verisi de Türkiye ekonomisinin önümüzdeki dönemde ne yöne evrileceğine dair ipuçları verecek. Bu iki veri ne tekbaşlarına ne de birlikte Türkiye piyasaları için “oyun değiştirici” olamazlar. Yine de önümüzdeki döneme dair ipuçları vermeleri açısından önemli.

TCMB’nin Cumartesi günü atmış olduğu Türk Lirası yükümlülüklerin zorunlu karşılıklarında 3 yıldan kısa vadeli olan yükümlülüklerde yüzde 1 (100 baz puan) ve 3 yıldan uzun olanlardaki 50 baz puanlık indirime gitmiş durumda. Tanzim satış furyasında yanlış anlaşılmasın, likiditeyi artırma adına (Başkan Çetinkaya’nın AA söyleşinde de belirttiği üzere) TCMB için para politikası adına olağan adımlardan biri denebilir. Her ne kadar yüksek faizli para politikası ile ne kadar tutarlı olduğu sorgulanacak olsa da sisteme likidite verme adına kullanılacak enstrümanlardan biri devreye sokulmuş oldu. Her ne kadar daha önceki zorunlu karşılık indirimlerinde olduğu gibi bu kez sisteme ne kadar likidite verileceği açıklanmamış olsa da geçtiğimiz yıl Ağustos ayındaki - tüm vadelerdeki - 250 baz puanlık indirimin sisteme 10 milyar TL’lik likidite kazandıracağı varsayımı ile bankacılık sistemine 4 milyar TL’lik bir likiditenin gireceğini öngörebiliriz.

Dolar kuru cephesi

Bu likiditenin dövize, hisse senetlerine, tahvil/bonoya ve hatta krediye yönelmesini beklemek hatalı olabilir. Olsa olsa bankaların mevduat faizlerini aşağı çekmek için kullanabilecekleri bir kaynak olacaktır. Müstakbel kredileri için kaynaklarını ucuzlatma adına...?

Dolar/TL kuru cephesinde olası gördüğüm 5.0550 seviyelerine henüz inil(e)miyor. Bunda yerleşiklerin döviz alımlarının da payı yok değil. Sisteme iki hafta sonra girmesi beklenen zorunlu karşılık indiriminin bir kısmını döviz cephesine yönelmesi durumunda 5.3250 ve 5.3650 seviyeleri önemli dirençler olacaktır. Özellikle ikinci seviye aşılmadığı takdirde kurlarda önemli bir ralli beklemem. BIST 100 cephesinde geçtiğimiz hafta 100. 749’a kadar inişe neden olan ‘yeni hikaye yokluğu ve endişeler ile gelen satışların’ bu hafta biraz mola vermesini ve olası bir toparlanmada 104.250 seviyesinin önemli bir direnç olmasını beklerim. Aşağıda da 100.050 seviyesi önemli bir direnç olacaktır. Bu seviyenin altına inilmesi durumunda 98.850 seviyesi resmin içine girecektir.

İyileşme Fed’den...

Almanya’da düzenlenen Münih Güvenlik Forumu’nda ABD Başkan Yardımcısı Pence, AB’ye sert çıkışlarda bulunurken, Rusya’dan almak üzere anlaştığımız S-400’ler için de “ABD olarak NATO müttefiklerinin rakiplerimizden silah almasına seyirci kalmayacağız” demiş.

Aynı forumda bulunan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da S-400’lerle ilgili olarak “Bu tercih değil, zorunluluktur” açıklamasına “müttefiklerle Patriot ve SAMP-T hava savunma sistemleri tedariki konusunda görüşmelerin sürdüğü” bilgisini eklemiş. Hava savunma sistemimiz ile ilgili karşılıklı ‘atışmalar’ devam ettiğinden anlaşılan, ABD ile ilişkilerde taşlar henüz daha tam olarak yerine oturmuş değil.

Piyasaların algıladığı; Rahip Brunson’un serbest bırakılması sonrasında yaşanan iyimserlikte, ABD ile ilişkilerin düzelmesinin payı olduğu varsayımı hatalı olabilir.

‘Tornistan’

Aslına bakarsanız ocak ayının son haftaları ile şubat ayına yayılan iyimserliğin ardında Fed’in “tornistanı” yatıyor. Fed “sabırlı davranacağım” demeseydi, fon yöneticileri bu denli “sabırsız alımlar” yap(a)mazlardı. Piyasalardaki iyimserliğin sebebini iyi teşhis edersek olası oynaklıkları da önceden tahmin etme şansımız olabilir.

Çetinkaya’dan mesaj mı var?

Merkez Bankası Başkanı Çetinkaya’nın Anadolu Ajansı’na verdiği röportaj bankanın web sitesinde yayınlanmış. Bu röportajda basiretli bir merkez bankacı edası ile yapılmış açıklamalar var.

Para politikası ile mali politikaların uyumlu olmasına vurgu yapan “Asıl kritik hususun dış şoklara karşı dayanıklılığın artırılması olduğunu vurgulamalıyım. Bu açıdan bakıldığında makro politika koordinasyonunun güçlü bir şekilde sürdürülmesinin önemli olduğunu değerlendiriyoruz. Yakın dönemde uygulanan politika bileşimi bu farkındalığı yansıtıyor.

Merkez Bankası olarak bu süreçte verebileceğimiz en önemli katkı fiyat istikrarı odağını korumak olacak” kısmı önemli. Bir taraftan sıkı maliye politikası uygulanırken, diğer yandan kamu bankaları eliyle politika faizinin oldukça altındaki bir faiz oranı ile kredi kullandırılması politikaların tutarlılığı konusunda soru işaretleri uyandırıyor.

Sıkı duruş nasıl korunacak?

Diğer yandan aynı söyleşide belirtmiş olduğu “Dönemsel şartlar dikkate alınarak, finansal istikrara katkı sağlayacak yönde, likidite adımları atılabilir. Bu araçların ve atılan adımların doğrudan para politikası duruşuna dair bir sinyal içeriği bulunmuyor.

Likidite araçlarına dönük uygulamaları finansal aktarım çerçevesinde değerlendirmek daha doğru olur. Para politikasına dair duruşumuz net; enflasyon dinamiklerinde ikna edici bir iyileşme gözlenene kadar sıkı duruşu koruyacağız” bölüm de kafa karıştırmıyor değil. Son cümle sıkı para politikasına vurgu yaparken, öncesindeki kısım; dönem dönem TCMB’nin ‘esnek likidite’ politikası uygulayabileceğini akıllara getiriyor. Bu durumda onca “sıkı duruş” nasıl korunacak kısmı da ayrı bir soru işareti...

 

Yazarın Önceki Yazıları