NETFLIX Mİ, SİNEMA MI?

19.02.2019 Salı
Nasıl başardıysak, Netflix ve sinema salonları tartışmasını Über ve sarı taksi savaşı boyutuna taşıdık.

Her şey sinema salonlarındaki patlamış mısır krizi ve sonrasında gelen hadsiz açıklamalarla başladı.

Gişede başarılı olan filmlerin yönetmenleri, yapımcıları filmlerimizi vizyona sokmayacağız dedi, hemen akabinde Kültür ve Turizm Bakanlığı duruma yeni bir yasa tasarısıyla el koydu.

Ancak yasa temmuzda yürürlüğe girecek.

Bu durumda BKM bir seçim yaptı, Yılmaz Erdoğan’ın ‘Organize İşler Sazan Sarmalı’ filmi sinemalarda vizyona girdikten hemen sonra, 3. haftasında Netflix’te de yayınlanmaya başladı ve tabii yer yerinden oynadı.

Filmi ilk iki haftasında sinemada bilet alıp izleyenler için elbette hoş değildi bu karar, ama burada kandırılmışlık hissi yaratan filmin Netfllix’te yayınlanması değil, vizyonda 3. haftasında Netflix’te yayınlanmaya başlamasıydı.

Oysa film pekâlâ sinemalarla aynı anda Netflix’te de yayınlanabilirdi.

Bu yılın En İyi Film başta olmak üzere birçok dalda Oscar adaylarından olan Roma da aynı anda hem Netflix’te hem de sinemalarda vizyondaydı.

İsteyen sinema salonunda, isteyen evinde, filmin aynı zamanda yapımcısı da olan Netflix’te izledi.

Peki ama Roma’nın başarısında ya da gişe hasılatında büyük kayıp mı oldu?

Hayır.

BKM de ‘Organize İşler Sazan Sarmalı’nı aynı anda iki platformda birden gösterebilir.

Film, Netflix üzerinden Türkiye dâhil toplam 190 ülkede yayınlanıyor.

Boşuna, BKM, “İstanbul’a ait bir filmi dünya çapında milyonlarca izleyiciye sunmak kararımızın gelecekte Türk sinemasının da aynen Türk dizilerinde olduğu gibi dünya seyircisiyle buluşmasına önayak olacağına, ülkemizin ve Türk sinemasının tanıtımına büyük katkı sağlayacağına kalpten inanıyoruz” demiyor.

Zaman değişiyor, yıllardır güç sinema salonlarındaydı, ama artık yapımcılarda.

Sinema salonları da bunu anladıkları ve kabul ettikleri zaman sorun çözülecek.

Kazanan: İçerik

Eskiden mecra önemliydi, artık mecra değil, içerik önemli olan.
Malum, herkesin bir mecrası var artık, sosyal medya ve farklı platformlar sayesinde.

O yüzden kimse tek bir mecraya bağımlı olmak durumunda değil.
Bir mecrayla anlaşmazlık olursa, hemen başka bir mecrada yayına devam edilebiliyor.

Günümüz ilişkileri gibi biraz.
Aynı anda birden fazla mecrada da paylaşım yapılabiliyor.
Önemli olan sağlam bir içeriğiniz olması.
İyi içeriğin her zaman alıcısı var, hangi mecrada olursa olsun.

Hayat yerine hikâye

İçerikle devam edelim.

Financial Times’ta hafta sonu ‘Aldatmaca çağı’ manşeti vardı.

Malum, dijital çağda hayatlarımızı yaşamayı bıraktık, hikâyeler yaratmaya başladık.

Her şey hikâyenizi paylaşmak üzerine kurulu.

Makalede sosyal medya influencer’larıyla sahte bir müzik festivalinin duyurusunun yapılması örneği veriliyor.

Birçok takipçi sorgusuz sualsiz bu müzik festivaline bilet almış ve dolandırılmış.

Doğrusu bu örnek, bana, yıllar önce, Aktüel dergisinin her davete koşa koşa katılan kişilere sahte bir ülke adına, hatta “Ülkenin geleneksel renklerinde giyinin” dipnotuyla yaptığı daveti hatırlattı.

O zaman da tanıdık isimler, bu olmayan ülkenin davetine katılmıştı.

Aslında değişen bir şey yok belki de, görmek ve görünmek isteği her zaman vardı.

Sadece bazılarında daha fazlaydı, şimdi ise daha genele yayıldı.  

 

Yazarın Önceki Yazıları