İki ucu da!..

11.09.2018 Salı

Sorun iki aşamalı.       “1- İdlib

2- İdlib sonrası”

Aslında...

İkincisi daha da önemli.

Sırasıyla gidelim.

....................

Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi diplomatlardan biri olan emekli Büyükelçi Ümit Pamir, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin ve Ruhani’nin “Tahran zirvesi” için “Meslek hayatım boyunca böyle açık ve TV’den canlı yayınlanan toplantı görmedim” diyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da zaten Tahran dönüşünde gazetecilere “Zirvenin açık ve TV’den canlı yayınla yapılacağını bilmiyordum” dedi.

Zirve sonrasında açıklanan “12 maddelik bildiri” de zaten önceden tarafların diplomatları tarafından -kelimeler özenle seçilerek ve uzlaşmayla- hazırlanmış ve liderlerin onayı alınmış olmalı.

Rusya ve İran’ın “İdlib’in alınarak Suriye topraklarına katılması” için anlaşmış oldukları hissediliyor.

Ancak...

Bunun “Türkiye’nin kırılmaması, Türkiye’nin kaygıları, beklentileri ve yararları dikkate alınarak yapılması” için Ankara’yla dirsek teması ve “formül üretilmesi” söz konusu.

.....................

Türkiye’nin kaygıları şöyle:

- Türkiye’nin koruması altında olan ÖSO’nun İdlib’e “büyük operasyonun hedefi olmaması.”

ÖSO dahil İdlib’deki silahlı örgütlerin bir özelliği, orada eşlerinin ve çocuklarının da bulunması. “İdlib’deki siviller” kapsamındalar.

Onların -İdlib rejim güçlerince alınsa bile- vurulmamaları ve güvenli alana intikalleri gerekiyor.

- Suriye’nin Rus uçaklarıyla birlikte büyük İdlib operasyonu halinde -ki Ankara müzakere yoluyla çözümü için ısrarlı- Türkiye’ye doğru 1-1.5 milyon sivil sığınmacı dalgasının oluşmaması... (AB de böyle büyük göç dalgalarının kendisine de ulaşacağı endişesiyle Ankara’nın yanında yer almakta.)

Zorunlu birkaç yüz bin kişilik sığınmacının ise Türkiye kontrolündeki Azez’deki kamplara yerleştirilmesi.

- TSK’nın orada -muhkem- “gözlem noktaları” var.

Önemli sayıda subayı, askeri, ciddi anlamda silahları...

Onların güvenliği de önemli.

Çatışmazlığı sürdürmek amaçlı bu gözlem noktalarındaki TSK unsurları iki ateş arasında bırakılmamalı.

- PKK/ PYD unsurlarının da Suriye rejim güçlerine katkısı halinde güvenlik sorunu daha da önemli.

......................

İdlib şu ya da bu şekilde Rus ve İran milisleri desteğiyle rejimin egemenliğine alındıktan sonrası da düşündürücü.

Şöyle ki...

- TSK destekli ÖSO’nun “Fırat Kalkanı” ve “Zeytin Dalı” harekâtlarıyla güvenli hale getirilen Hatay’dan Menbiç’e kadar olan coğrafya ne olacak? Suriye “Burası benim toprağım, TSK terk etsin, ÖSO da silahlarını bıraksın, dağılsın” derse...

Bir yandan “devletlerin toprak bütünlüğü” ilkesi, öte yandan bu ilkeyi destekleyen BM kararına rağmen o coğrafyada TSK kontrolünü sürdürebilecek mi?

Rusya’nın tavrı ne olur?

- Fırat’ın doğusunda Irak sınırına kadar olan büyük bir alan PKK/PYD kontrolünde.

Enerji yataklarının da bulunduğu o kuşakta ABD tesisler, radar üssü, havaalanı kurmuş bulunuyor.

Suriye rejimi “federe devlet ya da özerk bölge” statüleriyle PKK/PYD’ye o topraklarda yeşil ışık yakarak “meşruiyet” verirse?

Bunu “ABD güçleri topraklarından gitsin” diye yapması mümkün.

Rusya patronajında Suriye’nin korumasında böyle bir komşu Türkiye için kabullenilir şey mi?

Öte yandan, ABD orada kalırsa, bu kez ABD patronajında bir PKK/PYD komşuluğu!..

İki ucu da kötü kokular veren değnek.

 

Yazarın Önceki Yazıları