Yerel seçim 2048

06.02.2019 Çarşamba

Acaba bundan 30 yıl sonra yerel seçimlerde belediye başkan adayları halka neler vaat edecek?

Öylesine baş döndürücü bir hızla değişiyor ki her şey...

....................

Emre Sayer 2048 yılında geçen (geçecek) bir roman yazmış:

“2048-GELECEĞE HAZIR MISIN?”

Birkaç satır...

“Erol, sanırım her şey hazır” dedi Mimi.

Sabah yaklaşık 2 hafta sürecek Türkiye seyahatine çıkıyordum.

....... Asistanım Mimi saymaya başladı, “İki hafta yetecek şekilde iç çamaşırı, kıyafet, tıraş takımı ve parfüm koyduk. Gerekli olan bütün bilgileri zaten topladım.”

Başta alışmam zor olmuştu ama şimdi Mimi’siz adım atamıyordum.

“Peki” dedim, “Bir şey lazım olursa oradan alırız.”

Yorum yapmadı asistanım.

3’üncü jenerasyon, yapay zekâlı bir yazılımdı.

Gerçek bir asistan gibi zamanla öğreniyor, hatalar yapıyor ama alışma devresinin ardından insanın hayatını çok kolaylaştırıyordu.

Evin bütün alışverişlerini organize ediyor, gerektiğinde telefonlarıma bakıyor hatta yeri geldiğinde benimle dertleştiği bile oluyordu.

Mimi’ye o kadar alışmıştım ki yeni nesil hologramlı versiyonlarından almayı düşünmüyordum.

Yaklaşık 5 yıldır asistanımdı ve son zamanlarda hata yaptığını hatırlamıyorum.

........ Mimi’nin tahmin ettiği gibi, saat tam 6 buçukta havalimanına vardım.

Önce bir robot teşrifatçı beni karşıladı, kısa bir yürüyüşten sonra yolcuların beklediği salona aldı. Valizlerim insansız hava aracı servisiyle evden alınıp çoktan uçaktaki yerini almış olmalıydı.

Teknoloji, son 20 yılda baş döndürücü hızla ilerlemişti.

Güvenlik, pasaport kontrolü gibi çok zaman alan işlemler artık yoktu.

Havalimanının dev yapay zekâlı bilgisayarı adımını ilk attığınız anda sizi tanıyor, izlemeye alıyor; risk profilinize ve “global puanlama sistemindeki” puanınıza göre otomatik önlem alıyordu.

Zaten yol boyu geçirdiğiniz zaman içinde yaptıklarınız, hem izleniyor hem de analiz ediliyordu.

“Nesnelerin interneti” denen sistem, her daim sizin gölgeniz gibiydi.

......... Birliğe dahil ülkelerde puanlama sistemi sayesinde her hizmet ya da her ihtiyaç, bu puan sistemine göre yürüyordu.

......... Puanlama o kadar önemli hale gelmişti ki ev kiralarken, işe girerken, bir ilişkiye başlayacakken, kısaca toplumsal faaliyetlerin yapıldığı birçok alanda ilk aranan kıstas haline gelmişti.

Herkes puanını olabilecek en yüksekte tutmaya çaba gösteriyordu.

.........İstanbul’a varınca hafif bir heyecan dalgası içimi kapladı. Hemen bir taksiye atlayıp Bostancı’ya gider, oradan da motora binerim diye düşündüm.

Valizlerimin, burada, Amerika’daki gibi insansız hava araçlarıyla (İHA) otele bırakılıp bırakılmadığını bilmiyordum.

Sordum:

“Mimi, valizleri nasıl alacağız?”

“Bunu araştırmıştım. Henüz burada İHA servisi yok, kendimiz alacağız.”

.........Valizleri aldıktan sonra taksi sırasına yollandım. Sıra çok yoktu, hemen bana geldi. Valizleri yerleştirmek gerekiyordu. Keza sürücüsüz yaşam bu tip işleri bizzat araca binene yaptırmaktaydı.

Tam açılan bagaj kısmına valizleri yerleştirmeye yeltenmiştim ki birdenbire bir ses “Abi ben hallederim, sen otur” dedi.

Şoke oldum. İtiraf edeyim, yıllar vardı ki şoförü olan bir arabaya binmemiştim. Zaten Amerika’da şoförlük diye bir meslek bile kalmamıştı.

Yüzümdeki şaşkın ifadeyle arabaya atladım.

“Selamünaleyküm abi, ne tarafa” dedi sürücü.

“Aleykümselam” dedim ama şoku halen atamamıştım.

Duruma sanki alışık olan şoför “Abi şaşırma, bizim buralarda arabalarda halen şoför var” dedi.

........................

Yorum yok.

Yazarın Önceki Yazıları