Adayımız sahnede!

16.03.2019 Cumartesi
Can Sinanoğlu genç bir belediye başkan adayı olarak çıktığı kürsülerde, yaptığı kahve konuşmalarında ilkelerini şöyle sıralıyor:

- Oğlunuzu işe aldırmam, gelininizin tayinini yaptırmam. Talep edenin kalbini kırarım. Memleket meselesi dışında bir mevzuyla bana gelmeyin!

- Başkan olursam işe bisikletle gidip gelirim. Kırmızıda dururum, sarıda hazırlanırım, yeşilde geçerim.

- İhale takip etmem, çünkü ihale, çek, senet mevzularından hiç anlamam. Böyle bir taleple geleni rencide ederim.

- İş yeri açılışlarınıza devletin kasasından çelenk göndermem, kendi cebimden zaten vermem.

- Oğlunuzun, kızınızın düğününde altın takmam, takan arkadaşımı da yolsuzluktan dava ederim.

- Her türlü kuyrukta sıraya girerim, kaynak yapanı fark edersem çirkefleşirim.

- Gerçekten ihtiyacı olmayan adama lokantada yemek ısmarlamam. Ziyaret için özellikle öğle yemeği vakitlerini denk getiren kalantor seçmenlere, niyetliyim derim.

- Cep telefonu faturası devlete girmesin diye sürekli Whatsapp’tan konuşurum...

- Hem göreve başlarken hem görev sonunda mal bildirimi yapar, yakınlarımla birlikte gelirimi giderimi açıklarım... Müteahhitlerin değil, halkın adamı olurum.

(Can Sinanoğlu, üzülerek belirtelim, belediye başkan adayı değil. Genç bir mizahçı. Yukarıdaki satırları da mizah olsun diye yazmış. Yoksa böyle bir adayın hiç şansının olmayacağını o da biliyor...)

NOSTALJİ

Dünyanın en büyük spor olaylarından biri olan Formula 1 yarışları Avustralya’da başlıyor. Yarışlar yıl boyu Azerbaycan, Macaristan, Bahreyn, Meksika dahil 21 ülkede devam edecek.

Formula deyince... Bu işe biz de bir zamanlar heveslenmiştik. Yarışları izlemeye binlerce meraklı gelecek, oteller dolacak, zengin olacaktık. Bu heyecanla 205 milyon dolar harcayıp Kurtköy’de pist yaptırdık. 7 yıl üst üste yarış düzenledik. 2012’de takvimden çıkarıldık. Paralar havaya gitti. Kurtköy’deki pist yıllardır boş duruyor. Bazen otopark olarak kullanılıyor. Formula’nın getirilmesi için hayal pompalandığı sırada bir okurun bize yazdığı notu bu sütuna koymuştuk. Demişti ki genç adam:

- Abi bu yatırım bu kadar kârlı olsa bize yedirirler mi?

Okur haklı çıktı...

ŞARLO

Ünlü sanatçı Charlie Chaplin’in İkinci Dünya Savaşı yıllarında Almanya ile Türkiye’nin arasını nasıl gerdiğine ilişkin bir gerçek öykü...

Yıl 1942... ABD’de okuyan Türk öğrenciler, o sırada ‘Diktatör’ filmini vizyona sokan Charlie Chaplin’i Amerika’nın Sesi radyosuna bir mesaj vermeye davet ederler. Charlie Chaplin ısrarlara dayanamayıp radyoda kısa bir konuşma yapar... Söze “Nasrettin Hoca’nın eşek fıkrası en sevdiğim fıkralardan biridir” diyerek başlar.

Fıkra malum. Hoca’nın evine gelen komşusu “Eşeğini ödünç verir misin?” diye sorar. “Hoca eşeğim burada değil” diye yalan söylemek zorunda kalır. Tam o sırada eşek ahırda anırır. Komşusu “Hani eşek burada yoktu?” deyince Hoca cevabı yapıştırır:

- Sen bana mı inanacaksın, eşeğe mi?

Chaplin sözü şöyle bitirir:

- Evet, sevgili dinleyenler, bugün bütün dünyayı aynı soru uğraştırıyor, insanlara mı inanacağız, eşeklere mi?

Bu sözleri Vatan gazetesi Chaplin’in ‘Diktatör’ filminden alınmış bir fotoğraf eşliğinde basmış. O günlerde diktatör deyince ilk akla gelen isim malum; Hitler... Ankara’daki Alman Büyükelçiliği ertesi gün harekete geçmiş, gazetenin kapatılmasını istemiş. Hükümet arada gerilim çıkmasından endişe edince... Vatan gazetesi 8 Aralık 1942’den itibaren iki ay süreyle kapatılmış!

TREN

Batı dünyası trenleri hızlandırmak için canla başla çalışıyor

Eskiden trenlerin yavaş gitmesinden şikâyet ederdik.

Bu fıkra geçen yüzyıllardan kalma...

Tren dağ başında durunca yolcular sebebini sormuş:

- Efendim, önümüze kaplumbağa çıktı, demiş kondüktör.

- 10 kilometre önce yine çıkmıştı?

- Bizi tekrar yakaladı efendim...

SÖZ

Demiri demirle dövdüler; biri sıcak, biri soğuktu.

İnsanı insanla kırdırdılar; biri aç, biri toktu.

Pir Sultan Abdal

 

Yazarın Önceki Yazıları