Bilgiye ‘vakıf’ olmak

28.11.2018 Çarşamba

Yarım asrı deviren Vehbi Koç Vakfı’nın öyküsünü, babasına ilişkin anılarıyla birlikte anlatan Semahat Arsel, “Hep öğrenmek isterdi, müthiş meraklıydı, israfa karşıydı” diyor. Arsel, Vehbi Koç’un öğrendiklerini toplumun kalkınmasında kullandığını anlatıyor.

Vehbi Koç’un hayatını anlattığı kitabı bir yaşam kılavuzu gibi. Vehbi Koç Vakfı’nın 50. yılı için sağlığında yazdığı kitaplarından derlenen “Vehbi Koç Anlatıyor” kitabında amaçlı, adanmış hayatların bir insan ömründe neler yapabileceğini anlıyorsunuz. Hayatın her anını bir öğrenme, öğrendiğini paylaşma ayini gibi yaşadığını görüyorsunuz. Yurt dışı seyahatlerini nasıl bir master programına çevirdiğini anlıyorsunuz. On binlerce insanın çalıştığı Koç imparatorluğuna giden yolun disiplin, ısrar, sabır, gözlem, merak gibi özelliklerle nasıl ilmek ilmek dokunduğunu da...

Ocak ayında, 1969’da Türkiye’nin ilk özel vakfı olarak kurulan Vehbi Koç Vakfı 50’nci yılını kutlayacak. Bu vesileyle Vehbi Koç Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Semahat Arsel, Vehbi Koç Vakfı Genel Müdürü Erdal Yıldırım ve Koç Holding Dış İlişkiler ve Kurumsal İletişim Direktörü Oya Ünlü Kızıl ile bir araya geldik. Semahat Arsel babasıyla ilgili anılarını da bizlerle paylaştı. “Bilmiyorum, öğreneyim derdi. Ne kadar hukukçu varsa, iş adamı varsa, politikacı varsa hepsine ayrı ayrı sorar, çalıştırır, bilgi alırdı. Müthiş meraklıydı. Nereye giderse gitsin, oranın bilhassa mülki erkânını, valisini, kaymakamını, öğretmenini, hepsini yemeğe çağırırdı. Dinlemeyi çok sever çok önem verirdi. Her kademe çalışanın görüşünü çok önemserdi. Türkiye’nin dört bir yanını gezmiş, dört iklimi yaşayan, insanları bu kadar birbirlerine bağlı olan bir toplumun neden daha hızlı ilerleyemediğini sorgulayan ve o konularda bir şeyler yapmak için çabalayan bir insandı.”

Semahat Arsel’i dinlerken, babası Vehbi Koç’un asıl mirasının ondan öğrendikleri olduğunu anlıyorsunuz. O da bu nedenle anılarının özellikle gençler tarafından bilinmesini istiyor belli ki...    

Üç odak belirledi

Yurt dışı seyahatlerinden birinde Amerika’da vakıf olgusuyla karşılaşıyor. Ford Vakfı’nın yaptıklarını görünce, Ankara’yı vakıflar kanununu çıkarmaya teşvik edene kadar yılmıyor. Defalarca Meclis’e gidiyor, mektuplar yazıyor. 19 yıllık bir çaba sonunda Vakıflar Kanunu çıkıyor. Her işte olduğu gibi büyük bir adanmışlıkla bu kez vakıfçılığa yöneliyor.

Vehbi Koç, 1967’de gençlerin eğitimi için yola çıkan 205 iş insanının biner lira vermesiyle kurulan Türk Eğitim Vakfı’nın kuruluşuna öncülük ediyor.

Vakıflar yasasının çıkmasının ardından adeta Türkiye’nin sivil toplum tarihinin kaderini değiştiriyor. 1969 yılına geldiğimizde Türkiye’nin ilk özel vakfı Vehbi Koç Vakfı’nı kuruyor. Vakıf için üç odak belirliyor: Eğitim, kültür, sağlık.

1971 yılında ülkemizin lider iş örgütü TÜSİAD’ın kuruluşuna öncülük ediyor.

1985 yılında Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı’nı, aynı yıl Turizm Geliştirme ve Eğitim Vakfı TUGEV’i kuruyor. 1993’de TEMA’nın kuruluşunda yer alıyor. Aynı yıl Türkiye’de sivil toplumun gelişmesi için çalışacak Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı TÜSEV’in kuruluşuna öncülük ediyor. Bugün her taşın altından çıkan sürdürülebilirlik olgusunu o zaman öngörüyor.

‘Buna çevrecilik diyoruz’

Vakfın finansal yapısını da sürdürülebilirlik üstüne oturtuyor. Koç Holding hisselerinin yüzde 7.15’ini vakfa devrediyor. Ki bu günümüzde 520 milyon doları aşan bir büyüklüğü ifade ediyor. Vehbi Koç efsanesinde aşırı tutumluluğu hep anlatılır. Bunu da sorduk kızı Semahat Hanım’a... Gülüyor, “İsrafa karşıydı. Her şeye dikkat eder ama bir arkadaşı hastalansın tedavisini üstlenirdi hemen” diyor.

Oya Ünlü Kızıl karışıyor söze: “Vehbi Bey sadece kendi evinde değil, otellerde, gittiği her yerde kullanılmayan ışıkları kapatırmış mesela. Bugün buna çevrecilik diyoruz. Yurt dışı gezilerinde önceliği milli meselelermiş. İş gezisine gidiyor ama çöp arıtma tesisi nasıl, lokantada yemek yiyor, kalan nereye gidiyor diye soruyor... Algısı o anlamda açık ve bunu dert ediniyor, soruyor. Orada yanıt alamadıysa Almanya’da iş yaptığı insana rica ediyor, o bilgileri alıyorlar, ona gönderiyorlar. Sonra Türkiye’deki ilgili kişilere bunu yazıyor.”

Semahat Arsel babası Vehbi Koç ile.

Bir gurur projesi

Semahat Arsel özellikle gençlerin okumasını istediği Vehbi Bey’in hayatını anlatan kitabı bizler için imzalarken şöyle diyor:

“Vehbi Koç, ‘Ülkem varsa ben de varım. Demokrasi varsa hepimiz varız’ söyleminin altını doldurarak yaşardı. Gerçek bir kanaat önderiydi. Aslında, bugüne kadar en gurur duyduğum proje, Vehbi Koç Vakfı’dır. Vakıf olarak yeni yatırımlarımızla ve yürüttüğümüz programlarla eğitime, bilime, sanata, kültürel mirasa ve sağlıklı bir topluma katkı sağlamaya gayret ediyoruz. Vasiyetini yerine getirebildiğimiz için ailece mutlu ve huzurluyuz.”

Konu bir ara son günlerde ardından söz ettiren ve SSK’lı hastalara da hizmet veren, Topkapı’daki Koç Üniversitesi Hastanesi’ne geldi. Hastaneyi görenler bilir hakikaten büyük bir organizasyon. Öğrendik ki vakıf bünyesindeki Amerikan Hastanesi’nin geliri de Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne aktarılıyor.

Semahat Hanım, “Kimse inanmıyor. Hâlâ biz üniversiteden para kazanıyoruz sanıyorlar” diyor. Bu noktada Erdal Yıldırım sözü alıyor: “126 milyon lira üniversitenin işletme açığı      oluyor. Koç çok fazla bilimsel araştırma yapan ve buna kaynak ayıran bir üniversite çünkü. Üniversitenin öğrencilerden aldığı harç geliri var, bir miktar araştırma, yurt geliri var.”

 

Yazarın Önceki Yazıları