Yaman Törüner

Yaman Törüner

yaman.toruner@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Türkiye’de, medyadaki ilk özdenetim teşebbüsü, 1960 yılında kurulan “Basın Şeref Divanı” ile başladı. O tarihte, basının çeşitli paydaşları, bu Divan’ın kararlarına uymayı taahhüt etmişler ve “Basın Ahlak Yasası” adlı meslekî ilkeler rehberi hazırlanmıştır. Şeref Divanı, 1967 yılında fiilen dağıldı. Başarısızlığının en önemli sebebi, meslek ilkelerini ihlal eden gazetelere ilan kesme yaptırımı uygulaması oldu. Divan, sadece ceza veren bir kuruluş konumuna düşmüş ve basın dünyasındaki desteğini kaybetmişti. Sonradan, ilan kesme işlemleri de Danıştay tarafından iptal edildiği için, yaptırımın bir etkinliği de kalmamıştı.

Haberin Devamı

Basın Konseyi...

1986 yılında oluşturulan çalışma grubu, eleştiri ve önerileri dikkate alan nihai bir taslağı, 294 basın mensubunun dikkatine sunarak “Basın Meslek İlkeleri”ni ve “Basın Konseyi Sözleşmesi”ni ortaya çıkardı.

Oluşturulan “Basın Konseyi”, tüzel kişiliğe sahip değildir; hukukî anlamda bir dernek şeklinde de teşkilatlanmamıştır; sözleşmeye (yani karşılıklı anlaşmaya) dayalıdır. Buradaki amaç, bir tüzel kişiliğin üzerinde oluşabilecek yasal baskılardan Konsey’i korumaktı. Konsey’in sözleşmesel dayanağa sahip ve tüzel kişilikten yoksun yapısı, Batılı örneklerine benzerlik göstermektedir. “Basın Şeref Divanı” döneminde de, kanuna dayanan zorunlu bir kuruluşun arz ettiği tehlikeler vurgulanmış ve gönüllülük esasının tercih edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Abdi İpekçi de özdenetim organına hukuki bir kisve verilmesinin, siyasal iktidarın basın üzerinde baskı kurmasına hizmet etmesinden endişe etmiş; meselenin bir “meslekî disiplin” sorunu olduğunu söylemiştir.

Basın Konseyi’nin organları,

1. Basın Konseyi Üyeler Kurulu (BKÜK),

2. Basın Konseyi Yüksek Kurulu’dur (BKYK).

Üyeler kurulu bütün üyelerden oluşur ve yılda bir kere olağan toplantısı yapılır. Yüksek Kurul’un görevleri arasında en önemlisi, Basın Meslek İlkeleri’nin ihlal edildiğine dair şikâyetleri ele almak veya gerek görülen durumlarda, bu konuda resen inceleme yapmaktır.

Avrupa’daki birçok örneğin aksine, Konsey’in meslekî ihlal iddialarını değerlendirmek üzere kurulmuş müstakil bir organı yoktur. Üye kompozisyonu da sadece gazetecileri içermemektedir; zaten, salt basın mensuplarını içeren bir özdenetim organının toplumun bütününü temsil edemeyeceği düşünülmüştür.

Haberin Devamı

“Basın Meslek İlkeleri”, medyada yer alan yayınlara karşı yapılan şikâyetlerin çerçevesini, belirlemeye yarar.

Şikâyetçi ile şikâyet edilen arasında uzlaşmaya varılmadığı durumlarda, basın mensupları ve/veya basın organları hakkında “şikâyeti yersiz bulma”, “uyarma” veya “kınama” kararı alınabilir. Bu bakımdan, Basın Konseyi’nin kararları sadece teşhir niteliği taşımaktadır. Basın Konseyi’nin en baştan beri anlayışı, en uygun yaptırımın “moral” (manevi) nitelikli olduğudur. Literatürde, Basın Konseyi’nin akademik çalışmalarda önerilen çalışma ilkelerine sahip olduğu ve hedefi doğru seçtiği ifade edilmiştir.

Avrupa ile kıyaslandığında, başvuru sayılarının düşük kaldığı görülmektedir. Türkiye’de basının devlet tarafından çok kapsamlı bir şekilde regüle edilmiş olması ve birçok Basın Meslek İlkesi ihlalinin aynı zamanda hukuk kurallarının kapsamına girmesi, birçok başvurunun adliyelere yönlenmesine yol açmaktadır.

Haberin Devamı

Basın özgürlüğü

Basın Konseyi’nin diğer bir faaliyeti, “Basın Özgürlüğünü Korumaya ve Etik Değerleri Öğretmeye Dönük ‘Dış’ Faaliyetler”dir. Basın Konseyi son yıllarda, gerek ilkesel bazda basın özgürlüğünün gerekse bireysel düzeyde gazetecilerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması konusunda olabildiğince ses çıkarmaya gayret göstermiştir. Zaten, Basın Konseyi kuruluş çalışmaları devam ederken, “gazetelere ve gazetecilere yapılan haksız saldırıları inceleyip, bunu yapanları teşhir etmek” de amaçlarından biri olarak ilan edilmişti.

Basın konseylerinin finansman sıkıntısı dünya çapında genel bir sorundur. Avrupa’daki birçok konseyin, kamusal destek aldığı görülmektedir. Türkiye’de mali kaynağın tamamının üye organlardan geldiği söylenebilir.

Basın varsa, bunun içerisinde kötüye kullanmalar da olacaktır. Eğer basın bunların denetimini kendi kendine etkin bir şekilde yapamazsa, devlet otoritesinin bu işlevi üstlenmeye çalışması gündeme gelir. Bu da, esas amacı basın özgürlüğünü kısıtlamak olan girişimlere yol açar. Bu bakımdan, meslekî etik ilkelerin ihlalini değerlendirmek açısından en uygun sistemin “özdenetim” olduğu Batı’da da kabul görmektedir. Basın, meslek ahlakını kendisi korumadığı zaman, hem özgürlüğünü hem de saygınlığını yitirecektir.

(Bu makale, Basın Konseyi Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Murat Önok’un bir konuşmasından derlendi.)