Erdoğan'ın mesajları

15.11.2017 Çarşamba

Cumhurbaşkanı Erdoğan, NTV Spor’da yayınlanan özel programda sporun sorunlarına değinirken, futboldaki yabancı sporcular için önemli değerlendirmeler yaptı. Yabancı oyuncuların, özellikle küresel rekabet ortamında vazgeçilemeyeceğini belirten Cumhurbaşkanı, kulüplerimizi genç futbolcu yetiştirme konusunda uyardı.

Şimdi Kulüpler Birliği ile Türkiye Futbol Federasyonu’nun 2019’a kadar anlaşıp uzlaşarak yeni bir kontenjan (!) belirlemeleri gerekiyor. Öncelikle belirteyim ki yabancı kontenjanını daraltmak, zorunlu sınırlar koymak, kolay ve kestirme bir yol olarak görülse de çözüm değildir.

Türk futbolunun çözüm bekleyen sorunu, genç oyuncuların yetiştirilmesinde, uluslararası yüksek rekabet ortamına hazırlanmasındadır. Bunları yaparsak, gerçekleştirirsek kulüplerimizde ve liglerimizde forma rekabetinin sınırlarını da genişletip keyifli ve heyecanlı maçlar izleriz. Milli Takım’ın bir türlü istikrar kazanmayan başarı grafiğini uzun vadede düzeltebiliriz.

Sayın Cumhurbaşkanı, hükümeti ilgilendiren birçok konuda (TEOG, ÖTV zamları vb.) kendi üslubuyla “emir kipi”ni uygularken, yabancı-yerli sorununu özerk federasyona, kulüplere bırakıyor. Onların sivil inisiyatifleriyle bu işi çözmeleri için uyarıda bulunuyor. Bu uyarıdan çok önce yaptığı değerlendirme de unutulmamalı: “Yabancı sporcuların performansından memnunuz ama takımlarımızda kendi gençlerimizi de görmek isteriz.”

Erdoğan, kestirip atmıyor. 2019’a kadar bir hazırlık süreci öneriyor. Peki bu süreç sadece TFF ve TKBV ile mi yürüyecek? Böyle olmamalı... Sadece federasyon ve kulüplerin değil, futbolcuların, antrenörlerin, hakemlerin ve medyanın da katılımı sağlanmalı. Üniversitelerden bilimsel danışmanlık hizmetleri alınmalı.

İngiltere, Belçika, Fransa ve Almanya genç futbolcuların eğitimi ve rekabete hazırlanması konusunda son derece başarılı hamleler yaptılar. Bu hamleler uluslararası turnuvalarda da başarılı sonuçlar veriyor, transfer piyasalarında da göz kamaştıran rakamlarla yeni yıldız adaylarını sahaya sürüyorlar.

Bizdeki yabancı serbestisi olumlu sonuçlar vermekle birlikte kulüplerin en basit oyuncu seçimlerinde bile hep “dışarıya” bakmaları gibi yanlışlara da yol açıyor. Güya büyük ve cafcaflı reklamlarla kurs parası alarak altyapı (!) organizasyonlarını sürdüren kulüplerimiz ne yazık ki bahçeden bir çiçek çıkaramadı.

Hale bakın... Futbolda dört kez şampiyonluk kazanan İtalya, play off’ta İsveç’e takılarak 60 yıl sonra ilk kez Dünya Kupası dışında kalırken, biz 2002’de, yani 48 yıl aradan sonra Dünya Kupası’na katıldığımız için bayram yaptık. O günden beri dışardayız. Maçları yine “hariçten” izleyeceğiz.

Bu arada... Menajer arkadaşların da örgütlenmesi, kendilerini ifade etmesi ve yaptıkları doğru işlerle toplumun güvenini kazanması gerekiyor. Bugünkü duruma bakarsanız, dedikodular ve pis kokular can sıkıcı öykülerle midemizi bulandırıyor.

“Benim Fenerbahçem bu değil!”

Başkanımız Pınar Türenç’in “atletik” programına uyarak Ankara’ya gitmişken Başkent Üniversitesi’ni de koşar adımlarla gezdik. Muhteşem bir kampüs... Peynirden yumurtaya üretim yapan örnek çiftlik... Atatürk evi... Laboratuarlar, anfiler, hepimize yeniden öğrencilik hevesi yaşattı.

Organ naklinde dünyanın 1 numaralı otoritesi olarak kabul edilen Prof.Dr. Mehmet Haberal hocamızın yaşadıklarına zaman zaman hüzünle, ama hep gururla tanık olduk. Eşsiz bilim adamımıza sordum: “Hocam hangi takımı tutuyorsunuz?”

“-Ben Fenerbahçeliyim. Kulübümün Yüksek Divan Kurulu üyesiyim. Fenerbahçeliliğimle her zaman iftihar ederim. Ama maalesef benim Fenerbahçem bu değil!” dedi, ekledi : “Aykut Hoca da bir karar almış... Geri adım atmamalıydı.”

Vah benim canlarım!

İsmet Iraz ve Fahri İkiler... İkisi de spor dünyasının, medyanın göz bebekleriydi.

Iraz Hoca, tekvandoyu ülkemize getiren, sevdiren, yaygınlaştıran, federasyonunu kuran muhteşem bir öncüydü. Şampiyonluklarının yanı sıra uluslararası saygınlığı olan spor adamıydı. Unutulmasın; tekvandonun olimpiyat programlarına alınmasında da rolü ve etkisi vardı. Iraz’ın açtığı yoldan bronz madalya ile Seul’de ilk kez olimpiyat kürsüsüne çıkan Türkiye, daha sonra dünya ve olimpiyat şampiyonluklarını, madalyaları peş peşe sıraladı. Genç kızlarımıza da güven ve cesaret duygularını aşıladı. Onlar tekvandoyu öğrenirken, evlerinden-okullarından  dünyaya açıldılar.

Fahri İkiler, TRT’nin güler yüzlü sembollerinden biriydi. Çocuk masumiyetiyle, tenisten voleybola, basketboldan güreşe kadar hemen her spor dalında muhabir, spiker olarak örnek başarılar sergiledi. Medyada beyefendiler/centilmenler sıralaması yapılsa, ilk üçe girerdi.

İkisi de aramızdan ayrıldı. Bizlere dostluğu arkadaşlığı, güzel anıları bırakarak. Onları gerçekten özleyeceğiz. Işıklar içinde uyusunlar.

Bayrama dönüşen matem

Bugün 136 yaşında olması gerekirdi. Bir fani için hemen hemen imkansız bir ömür uzunluğu.. Yine de yaşıyor. Bu ülkenin tarihinde, cumhuriyetin genlerinde, kalplerde ve zihinlerde yaşıyor.

Kurtuluş savaşını kazanıp cumhuriyeti kurdu, devrimler yaptı ve bize güzel bir vatan bıraktı.

Atatürk’ün ölüm yıldönümlerinde çocukluğumdan beri ağır bir matem havası eserdi. O hava artık dağıldı. Yerini Atatürk gibi eşsiz bir lidere sahip olmanın gururu aldı. Hepimizi kucaklayan bir sevgi ikliminde her yıl milyonlarca çiçek açtı. O çiçeklerin 10 Kasım cuma günü Anıtkabir’de nasıl toplandığını gördük. Basın Konseyi Yüksek Kurulu olarak ziyaretimizi cumartesiye erteledik. Gördük ki yine on binler orada. Her yaştan çocuklar, gençler, kadınlar ve erkekler, ellerinde bayraklarla marşlar, şarkılar söylüyor. Hayır, artık bir matem değildi bu. Her geçen yıl artan sevgi ve saygının adeta patlama yaparak bayrama dönüşmesiydi.

Anıtkabir’e daha önce yedi kez çıktım, sekizincisinde mutluluktan ve sevinçten uçtum!

Yazarın Önceki Yazıları