Bir babanın bıraktıkları

Yrd. Doç. Dr. Begüm Gücük’ün geçen yıl vefat eden babası İsviçre Büyükelçisi Mehmet Tuğrul Gücük anısına açtığı sergi ‘Babamın İşaretleri’, sanatçının babasını kaybetmesinin ardından yaşadığı yas sürecine odaklanıyor

26.03.2017 Pazar Güncelleme : 26.03.2017-2:30 Pazar
Fisun Yalçınkaya

Geçen yıl aramızdan ayrılan İsviçre Büyükelçisi Mehmet Tuğrul Gücük anısına kızı Doğuş Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Yrd. Doç. Dr. Begüm Gücük bir sergi açtı. Önceki akşam açılışı gerçekleştirilen ve 31 Mart’a kadar Doğuş Üniversitesi’nde devam edecek sergi ‘Babamın İşaretleri’ ismini taşıyor. Gücük sergide babasını kaybetmesinin ardından yaşadığı yas sürecini adım adım çizimleriyle anlatıyor. Sanatçıyla eserlerini konuştuk

- Babanızı kaybetme süreciniz bu sergiyi nasıl şekillendirdi?

Babam diye söylemiyorum ama hayatımda tanıdığım en mükemmel insandı. Harika bir eşti, harika bir babaydı, harika bir büyükelçiydi. Onun kaybı beni çok derinden etkiledi. Hâlâ da üstesinden gelemedim. Hiçbir zaman da tamamen üstesinden gelemeyeceğim büyük ihtimalle. Onu kaybettiğim günden bu yana, bir şekilde bunu çıkartmam gerekiyordu. Dedim ki, “Hayatımız kelebek ömrü kadar kısa. Son anların ne kadar değerli olduğunu fark edemiyoruz, son anın ne zaman olduğunu bilmiyoruz. Her şey aslında yarıda kalıyor”. Böyle düşümdüğüm için onu bir kelebek olarak sembolize ettim bu eserlerde.

- Sergide eserlerde adım adım bir ilerleyiş halinde bunu gösteriyorsunuz?

Burada bir dönüşüm var. Kaybettiğim günden bugüne kadar yaşadığım döngüyü, yas sürecinde yaşananları anlatıyorum. Onun bir kelebek oluşunu, onu içinde taşıyan benim de bir kelebek olduğumu anlatıyorum. Ben kendimi hep bir tırtıl olarak görmüştüm ama onun bana öğrettiği hep bir kelebek olduğumdu. Ve her anın bir değeri olduğunu öğrendim bu süreçte.

- Babanızın sanat eserlerinizle nasıl bir ilişkisi oldu?

Hep beni teşvik etti ve destek verdi. Grafik okumaya karar verdiğim andan itibaren bana hep destek oldu.

- Peki, bu sürecin sonunda sergi ortaya çıktığında ne ifade etti size?

Ben çok büyük bir parçamı kaybettiğim için ben de kayboldum, kimlik çatışması yaşadım. Hissettiklerimi yaşadığım her şeyi burada resmetmiş durumdayım. Atölyeye girip çalıştığım andan itibaren burada kendimi bulduğumu anladım. 

‘Farklı teknikleri birleştirdim’

- Ne kadarlık bir süreçte çıktı bu sergi?


Eylül ayının başından beri çalışıyorum. Dört ayrı teknik kullanıyorum. Sofya Üniversitesi’nden mezunum ben. Orada afiş sanatları üzerine eğitim görürken bir anda kendimi ipek baskı üzerine çalışırken buldum. Burada çalıştığım farklı teknikleri birleştirdim. Minimal bir çalışma oldu. Çok fazla renk kullanamadım, içimden o renkleri kullanmak gelmedi. Belli alanlarda sembolik olarak kullandım renkleri.
 

SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİMİZ