“Bunun adı açık bir faşizmdir”

07.10.2017 Cumartesi
Meltem Cumbul’un yaptığı davranıştaki kabalıktan, hoyratlıktan, kendinden olmayanı yok etmeye çalışmasından eminim hepiniz haberdarsınızdır. Gene de olayı kısaca özetleyeyim.

Adana Film Festivali’nde Semih Kaplanoğlu, “Buğday” (Grain) isimli filmiyle En İyi Yönetmen ödülü aldı. Ödülü almak için sahneye çıktığında bu işin doğası ve doğal akışı gereği sunucu Ayşe Arman’ın elini sıktı, diğer sunucu Meltem Cumbul’a elini uzattığında eli havada kaldı. Meltem Cumbul birkaç adım geriye gitti ve dünyaca ünlü yönetmenin elini sıkmadı.

Görüntüleri izlediğimizde bunun iyi niyetle açıklanacak bir durum olmadığı hemen anlaşılıyordu. Ertesi gün sosyal medya hesabından şu açıklamayı yaptı Meltem Cumbul: “Eşitler arası bir selamlaşma ve yakınlaşma ritüeli olan el sıkışmayı; kendinden olmayanları ötekileştirenle, fakiri zengine böldürenle, güçlüleri tutup zayıfları hor görenle yapmayı reddediyorum. Yüreğime ve sevgiye düşman olanla, gözlerim ve ellerim dost olamaz.”

Yani diyor ki o benimle asla eşit olamaz. Ona hiç şüphe yok. Semih Kaplanoğlu denildiği zaman 2000’ler Türk sinemasının en önemli yönetmenlerinden birinden söz ediyoruz. Berlin Altın Ayı dahil onlarca uluslararası ödül kazanmış bir yönetmen. Meltem Cumbul ise, siz Twitter profilinde Los Angeles yazdığına bakmayın, Edirne’nin ötesinde hiçbir anlamı olmayan, Türkiye’de de Yavuz Turgul’u denklemden çıkarttığımızda koca bir sıfırın kaldığı bir oyuncu.

Profesyonellikten uzak

Adana Film Festivali adına belediye başkanı da bir açıklama yaparak “Meltem Hanım bilerek böyle bir davranışta bulunmuş ise saygısızlık yapmıştır. Festivalimiz adına üstlenmiş olduğu görevi istismar etmesini kınadığımızı belirterek…” gibi yuvarlak ifadeler kullanarak yaşanan skandalı yarım ağızla da olsa kınadı.

Adana Film Festivali adına, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü’nün yapması gereken hiç vakit kaybetmeden maddi ve manevi tazminat davası açmaktır.

Ortadaki sadece basit bir rol çalma olayı değil bir nefret suçu. Ve eğer bu olayın üzerine gidilmezse Adana Film Festivali de prestij kaybına uğrayacaktır. Semih Kaplanoğlu olayın ardından Anadolu Ajansı’na verdiği röportajda “Bunun adı açık bir faşizmdir” derken “Filmlerimde ve düşüncelerimle özgür ve bağımsız duruşumu her platformda inatla sürdüreceğim. Bu, bu güzel ülkeye borcumdur” diyerek kendine yakışanı yaparak ustalığını konuşturdu. Bu olayın dışında Meltem Cumbul’un ve Ayşe Arman’ın performanslarının yerlerde süründüğünü belirtmek isterim. Aldıkları parayı asla hak etmediklerini düşünüyorum. Sadece isimlerini, “marka”larını kullandıklarına inancım tam. Özellikle yabancı isimlerdeki telaffuzları o kadar kötüydü ki ödül aldığı açıklanan bazı yönetmenler kendi ismlerini bile anlayamadılar. Bu kadar yıllık geçmişe sahip bir festivalin profesyonellikten son derece uzak isimleri “vitrin” yapma çabasını anlayabilmek mümkün değil.

Gerektiği gibi işledi

Bu olayda beni memnun eden bir husus oldu bunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Türk medyasının büyük kısmı bu olayı gerektiği gibi işledi. Bu “getto”ların, bu “maganda”ların, bu “çete”lerin gerçek yüzünün ortaya çıkması için iyi bir başlangıç oldu. Bunlardan çok var ama mücadeleye başlamadan temizlik mümkün değil.

Son söz George Orwell üstadımızdan gelsin: “All animals are equal, but some animals are more equal than others” (Bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir).

Son not: Lacivert Dergisi’nin içinde Semih Kaplanoğlu’yla yapılmış bir röportajın da bulunduğu Sinema özel sayısı olan ekim nüshasını tüm okurlarıma tavsiye ederim. Sinemanın sadece sinema olmadığını anlamak ve bazı kavramlarla nasıl da oynandığını görmek açısından son derece önemli bir çalışma.

 

Yazarın Önceki Yazıları