Dizi sektörü neden çözüme yanaşmıyor?

12.05.2018 Cumartesi
Geçtiğimiz hafta, usta oyuncu Erdal Özyağcılar, “Dizi sektörünün gidişatı çok kötü, neden siz televizyon yazarları bir araya gelip, fikirlerinizi ve önerilerinizi ortakça açıklamıyorsunuz?” önerisinde bulundu. Posta yazarı Mesut Yar da “TV sektörü batıyor mu?” başlıklı bir yazı yazıp, hepimize çağrı yaptı. “Gelin bu meseleyi TV kritik yazarları olarak masaya yatıralım. Çıkardığımız tespitleri yayıncılarla paylaşalım. O masada usta oyuncular da olsun... Hep birlikte ‘Kral çıplak’ diyelim.” 

Milliyet’ten Ali Eyüboğlu, Sina Koloğlu ve bana, Sabah’tan Yüksel Aytuğ, Habertürk’ten Mustafa Doğan, Vatan’dan Oya Doğan, Hürriyet’ten Cengiz Semercioğlu’naydı bu çağrı.

Dizi sektörünün bindiği dalı kestiğini, freni patlamış gibi yokuş aşağı gittiğini, her zaman yazıyoruz aslında. 10 diziden yedisi ilk dört bölümde yayından kalkıyor, hiçbir projesi batmamış starlar şok başarısızlıklar yaşıyor, aylarca süren emekler, milyonlarca liralar çöpe gidiyor. Övündüğümüz yurt dışı satışları düşüyor.

Kral, biliyor mu?

Zaman zaman yukarıda adı geçen televizyon yazarları olarak çeşitli vesilelerle bir araya geldiğimizde bu konuları konuşuyoruz ve benzer fikirlere sahip olduğumuzu görüyoruz. Ve hatta yapımcılarla ve kanal yöneticileriyle bir arada olduğumuzda da. O zaman herkes bu fikirdeyse, neden yaşanıyor bu sorunlar? Herkes ne yapılması gerektiğini biliyor ama neden yapmıyor?

Çünkü yıllardır yapılan uyarılara kulak asılmadığı için her geçen gün kaosa yaklaşan bir süreç yaşadık. Yanlış kararlarda ısrar edildikçe, başarısız olundu, başarısız olundukça doğru karar verilemedi. Herkes özgüvenini kaybetti, kaybettikçe hata yaptı. Başkasının taklidini yaparak. Star isimlere güvenerek, uyarlamalara başvurarak, bu özgüvensizliği bastırıp kendini garantiye almaya çalıştı. Klişe hikayelere sığınarak riskten kaçabileceğini sandı. Yine olmadı.

‘Sen Anlat Karadeniz’ ve ‘Kadın’ gibi diziler neden başardı da ‘Fatih’ gibi bir proje başaramadı?

Hep söyledik. İyi bir senaryo olmadan hiçbir işe girişilmemeli. Her şey senaryoyla başlar. Sonra o senaryonuza en uygun oyuncu kadrosunu bulmak gerek...

 İsimlere değil, hikayenin karakterlerine göre karar vermeli yani. Stara göre hikaye değil, hikayeye göre star aramalı. Sonra da senaryonuza uygun bir prodüksiyon...

Ne eksik, ne fazla... Gösteriş yapayım derken, görgüsüz olmadan. Ve tanıtım aşamasında da ne özgüvensiz olmalı, ne de kibirle davranıp seyircinin beklentilerini aşırı yükseltmeli. “Ben büyük proje yapıyorum” denince projeniz büyümüyor. Onu büyüten de seyirci, batıran da.

Evet çok yazdık, çok söyledik. Ama yine söyleriz. Belki teker teker yazdıklarımızdan daha etkili olur hep birlikte söylememiz. 10 söyleriz, biri bile doğru çıkarsa belki sektöre katkısı olur. O yüzden ben de Mesut Yar’a, “Varım” diyorum.

KLASİK TİYATRO SEVENLERE: ‘KRAL’

Tiyatro Martı, Eugene Ionesco’nun yazdığı ‘Kral Ölüyor’ oyununu ‘Kral’ adıyla yeniden yorumladı. İktidarına sıkı sıkıya bağlanan, koltuğundan asla vazgeçmek istemeyen ve hatta ölümsüzlük isteyen bir kralın absurd hikayesi... Kabul etmese de ölüme yaklaşan bu kralı, Erdal Özyağcılar oynuyor. İki kraliçeyi ise Güzin Özyağcılar ve Nihan Büyükağaç.

Kostümleri, dekoru ve en önemlisi metniyle ‘klasik’ bir oyun izleme keyfini özlediğimi söyleyebilirim. Başta Erdal Özyağcılar olmak üzere oyuncu performansları da çok yüksek. Temposu hiç düşmeyen, siyasi göndermeleriyle mizahı güzel harmanlayan bir oyun... Tavsiye ederim.  

 

 

Yazarın Önceki Yazıları