Emine Erdoğan: Sağlık bir insanın en büyük sermayesidir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan 2. Uluslararası Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi’nde yaptığı konuşmada, "İnsanları hastalığa iterek sömürmek öyle bir noktaya geldi ki, kozmetikte bile müşteriler hasta olarak nitelendirilmektedir. Sağlık bir insanın en büyük sermayesidir. Ruhun hastalığı hastalık bedene sirayet eder. Bu da insanın düzgün yaşamasının önündeki en büyük engelidir" dedi.

24.04.2019 Çarşamba Güncelleme : 24.04.2019-16:06 Çarşamba
AA

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi  Emine Erdoğan, dünyanın her yerinde geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarına  olan talebin hızla arttığını belirterek, "Anadolu topraklarının da, hem bedensel  hem de ruhsal hastalıklar için bir ecza dolabı olduğuna inanıyorum. O nedenle  konu çok yönlü ele alınmalı, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıbbın halihazırdaki  uygulamalarının bilimsel zemini kuvvetlendirilmelidir. Akademik çalışmalarla  çeşitliliği artırılmalıdır. Kamu-özel sektör işbirlikleriyle Türkiye, dünyada en  çok müracaat edilecek bir şifa merkezi haline getirilmelidir." dedi. 

Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sağlık Bakanlığı ve Dünya  Sağlık Örgütü iş birliğiyle düzenlenen 2. Uluslararası Geleneksel ve Tamamlayıcı  Tıp Kongresi'nin (GETAT) açılışında yaptığı konuşmada, Geleneksel ve Tamamlayıcı  Tıp Kongresinin ikinci buluşmasında birlikte olmaktan büyük mutluluk duyduğunu  dile getirdi.

Sağlık Bakanlığı'nın koordinasyonu ile geçen yıl ilki yapılan  kongrenin sürdürülebilir olmasının son derece önemli olduğunu ifade eden Erdoğan,  şunları kaydetti:

"Geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanının, bilimsel bir zemine oturması,  hepimize büyük memnuniyet veriyor. Geleneksel tıp uygulamalarının, hastaneler ve  modern tesislerde, ehliyet sahibi kişiler tarafından gerçekleştirilmesi hayati  önem taşımaktadır.Hem bilim dünyasında, hem de kamuoyunda, bu uygulamaların çağ  dışı yöntemler olduğu konusunda yanlış bir algı var. İnanıyorum ki, bu bilimsel  çabalar, bu tür uygulamaların ehil olmayan insanlar elinde bir sömürü aracı  olmasının önüne geçecektir. Bildiğiniz gibi, geçen sene geleneksel ve tamamlayıcı  tıbbın ana akım tıp yaklaşımlarına bir alternatif olmadığının altını çizmiştik.  Çünkü tıp alternatifsiz olarak bir bütündür. İnsanın ruh ve beden sağlığını  bütüncül olarak ele almalıdır."

Bu yıl, kronik hastalıkların tedavisinde ve yaşam kalitesinin  yükseltilmesinde geleneksel ve tamamlayıcı tıbbın katkılarının ele alınacağını  ifade eden Erdoğan, kongreye katkı veren bütün bilim insanlarına şükranlarını  sundu.

Emine Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hayat teknolojik ve bilimsel gelişmeler açısından her geçen gün  ilerliyor. Fakat maalesef bu ilerleme, yaşam kalitesi ve insani değerler  noktasında kendini gösteremiyor. Etrafımızdaki birçok insanın, kronikleşmiş  hastalıkların pençesinde olduğunu görüyoruz. Daha da endişe verici olan ise bu  hastalıklara yakalanma yaşının gittikçe düşmesi. Bugün Amerika'da her 10 kişiden  6'sı kronik bir hastalığa sahip. Her 10 kişiden 4'ünün ise, iki ya da daha fazla  kronik hastalığı var. Amerika’nın sağlık giderlerine yaptığı yıllık harcama, 3.3  trilyon dolar. Küresel tabloya baktığımızda, çok vahim bir durumla karşı  karşıyayız. Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre, küresel ölümlerin birinci  nedeni kardiyovasküler hastalıklar."

Kanserin ise küresel ölümlerin ikinci ana nedeni olarak görüldüğünü,  geçen yıl kansere bağlı ölümlerin sayısı 9.6 milyon olarak gerçekleştiğini  belirten Erdoğan, "Yani dünyada her 6 ölümden 1'i kanser yüzünden gerçekleşti.  Küresel Hastalık Yükü Çalışması 2016'da, 251 milyon kronik akciğer hastalığı  vakası rapor etti. 2015'te 3.17 milyon ölümün bu hastalıktan gerçekleştiği  görülüyor. Bu oran, dünyadaki toplam yıllık ölümlerin yüzde 5'i. 235 milyon  insanın astımı olduğu biliniyor. Üstelik çocuklar arasında son derece yaygın  durumda. 1980 yılında 108 milyon olan diyabetli kişi sayısı, 2014'te 422 milyon  oldu. 18 yaşını geçmiş yetişkinler arasında diyabetin yaygınlığı 1980'de yüzde  4.7 iken 2014'te yüzde 8.5'a yükseldi. 2016'da 1.6 milyon insan diyabete bağlı  olarak öldü. Dünya Sağlık Örgütüne göre diyabet, küresel ölümlerin 7. sebebi."  diye konuştu.

Sağlığı tehdit eden diğer bir konunun da obezite olduğunu anımsatan  Erdoğan, "2016’da 1.9 milyar yetişkinden çok kişi, fazla kilolu olarak tespit  edildi. Bunların 650 milyonu obez. 5 yaşın altındaki 41 milyon çocuğun fazla  kilolu ya da obez olduğu söyleniyor." dedi.

KRONİK HASTALIKLARIN ANA NEDENİ HAYAT TARZI

Kronik hastalıkların nedenlerine bakıldığında hayat tarzının ana neden  olduğunun görüldüğüne dikkati çeken Emine Erdoğan, "Üstelik hastalıklar birbirini  tetikliyor. Mesela obeziteyle savaşan biri, kalp, kas ve iskelet sistemi  hastalıklarına, felce, eklem iltihabı hastalıklarına, göğüs, yumurtalık, akciğer,  safra kesesi ve kolon kanseri gibi kanserlere yatkın hale geliyor. Tüm kronik  hastalıkların yaşam tarzıyla ilişkili olması, bize büyük bir mesaj veriyor.  Beslenmemize baktığımızda diyetimizin yağ ve şeker açısından yüksek fakat  besleyici değerler açısından son derece düşük olduğunu görüyoruz." ifadelerini  kullandı.

Eskiden özenle kurulan sofralarda yemeğe başlarken herkesin birbirine  şifa olsun dediğini hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Bugün hangimiz çocuklarımıza fast food yiyecekler verirken bu  temenniyi dillendirebilir? Çünkü fast food yiyeceklerin, hastalıklara sebep  olduğunu aslında içten içe hepimiz biliyoruz. Sağlığımız, endüstrileşmiş diyetler  karşısında ne yazık ki, yenik durumdadır. Yiyecek endüstrisi, geleneksel mutfak  kültürünü sistematik olarak öldürmektedir. Bir diğer mesele ise, modern hayatın  sağlamış olduğu konforun, fiziksel aktivitemizin azalmasına sebep olması. Ulaşım  kolaylığı, en kısa mesafelerin bile arabayla kat edilmesi, bedenlerimizin  işlevini kaybetmesine neden oluyor. Çocuk ve gençlerde ise fiziksel aktivite  azlığındaki temel sebep, ekran bağımlılığı olarak karşımıza çıkıyor. Tüm bunlara  ilaveten, aşırı alkol tüketimi, aktif ya da pasif sigara içiciliği ve her  yanımızı kuşatan kimyasalları sürekli olarak solumak da, Dünya Sağlık Örgütünün  sıraladığı yaşam tarzı hatalarından."

Emine Erdoğan, hastane ile şifahane arasında büyük bir fark olduğunu  ifade ederek, "Hastane dediğimizde hakim düşünce hastalık, şifahane dediğimizde  hakim düşünce şifadır. Nitekim hastane kavramı hastahaneden dönüşmüştür. Şifa,  insanın hayatı boyunca hiçbir zaman gündeminden düşürmemesi gereken bir  kavramdır. Şifayı aramak için illa hasta olmak gerekmez. Şifa düşüncesinin hakim  olduğu yaşam tarzları, hastalıklara karşı kalkan olur." diye konuştu.

Dünya Sağlık Örgütünün belirttiği gibi, obezite ve diyabet gibi birçok  hastalığın aslında önlenebilir hastalık kategorisinde olduğunu hatırlatan  Erdoğan, "Bu da, doğru yaşamakla ilintili. En basit örneğiyle, obeziteden  kurtulmak isteyen bir kişinin fast food denen yemek tarzını bırakması ve tencere  yemeklerine dönmesi gerekir. Bu da yemek kültürünü yeniden yorumlamayı, yeni  alışkanlıklar kazanmayı ve yaşam tarzını yeniden tasarlamayı gerekli kılar. Yemek  yalnızca karın doyuran bir araç olmaktan çıkarak, bedeni iyileştiren bir şifa  aracı haline gelir. Fakat ne yazık ki, endüstrileşmiş yiyecek sektörüne  baktığımızda yiyip içtiklerimizin gıda olmadığı, renkli paketler içinde kimyasal  kokteyller olduğu açıktır. Bunu anlamak için tükettiğimiz gıdaların içindekiler  kısmını okumamız yeterli. Bugün insanları hastalığa ikna ederek sömürmek öyle bir  noktaya gelmiş durumdaki, kozmetik amaçlı kliniklerde bile müşterilere hasta  olarak hitap ediliyor." dedi.

"SAĞLIK EN BÜYÜK SERMAYE"

Emine Erdoğan, sağlığın bir insanın en büyük sermayesi olduğunun  altını çizerek, bedenin hastalığının ruha, ruhun hastalığı bedene sirayet  ettiğini, bunun da insanın hayatı düzgün yaşamasının ve potansiyelini ortaya  çıkarmasının önündeki en büyük engel olduğunu anlattı.

Dünyanın giderek bozulan sağlık çehresinin acilen şifaya  kavuşturulması, dünyanın geleceği için çok önemli olduğunu ifade eden Erdoğan,  "Eğer kronik hastalıkların artan seyri devam ederse, yaşam hepimiz için  hastalıkların pençesinde kıvrandığımız bir mücadele alanından başka bir şey  olmayacak. Biz de bu sebeple, kadim medeniyetimizin bize sunduğu şifayı,  arkeolojik bir kazı yaparmışçasına araştırmalıyız." diye konuştu.

Dünyanın her yerinde geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarına olan  talebin hızla arttığına işaret eden Erdoğan, şu bilgileri verdi:

"Mesela Avusturalya'da 1995 ve 2005 yılları arasında yüzde 30'luk bir  artış kaydedilmiş. Çin'de 2009 yılında gerçekleştirilen bir araştırmaya göre,  geleneksel Çin tıbbına 907 milyon başvuru yapıldığı görülmüş. Amerika'da, 2008  yılında kişilerin doğal ürünler için 14.8 milyon dolar harcama yaptıkları tespit  edilmiştir. Tüm bunlar bize, hızla artan hastalıklar karşısında, insanlığın  önleyici tedbirler almak için yaşam tarzlarını değiştirme arayışı içerisinde  olduklarını gösteriyor. Anadolu topraklarının da, hem bedensel hem de ruhsal  hastalıklar için bir ecza dolabı olduğuna inanıyorum. O nedenle konu çok yönlü  ele alınmalı, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıbbın halihazırdaki uygulamalarının  bilimsel zemini kuvvetlendirilmelidir. Akademik çalışmalarla çeşitliliği  artırılmalıdır. Kamu-özel sektör işbirlikleriyle Türkiye, dünyada en çok müracaat  edilecek bir şifa merkezi haline getirilmelidir."

Bu kongrenin bütün bu amaçlara hizmet edeceğine gönülden inandığını  dile getiren Erdoğan, "Emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. İnşallah gelecek yıl  daha da güçlenerek, bu alanın hak ettiği değeri elde edeceğine inanıyorum.  Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Şifa hayatınızdan eksik olmasın." dedi.

SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİMİZ