"Büyük" olmak kolay değil!

13.02.2018 Salı

“Beğenilmek”, “hayranlık duyulmak”, “takdir edilmek” insanoğlunun peşinde koştuğu ve asla doymadığı içgüdülerden biridir. O kadar güçlüdür ki, kimileri eksiği kapatmak veya dozu arttırmak için “kendi kendini beğenmek” yoluna sapabilir.
İşte bu nokta “zurnanın zırt dediği yerdir”.  
Basın toplantısında “Fenerbahçe bizi oynatmamak için sahadaydı, bu da ne kadar büyüdüğümüzü gösteriyor” açıklaması yapan Başakşehir teknik direktörü Abdullah Avcı’ya bir dost tavsiyesi:
Başkalarının takdiri ne kadar muhteşem bir şeyse, benim “ototakdir” dediğimi, tıp literatüründe “narsizm” yazan kendi kendini beğenme/övme eylemi, o kadar sevimsizdir.
Hele eleştirilmesi gereken bir eylemin sonucunda yapılıyorsa.
Hele akla ve mantığa aykırıysa!
Sormak lazım Abdullah Avcı’ya; sahaya “rakibi oynatmak için çıkan bir takım” var mıdır?
Varsa, sınırları “salaklık ile şike” olan bir paranteze girmez mi?
Ve rakibi oynayamayacak hale getirenler ne zamandan beri onların göğsüne “büyük takım” madalyası takmaktadır aynı zamanda?
Başakşehir de “büyük” takım olabilir.
Lakin şimdilik “başkalarının söylemesi gereken” süreçtedir.
Büyüklük, ne boy sıralamasıyla ne parayla ne de ototakdir ile olur... Takdir dev gibi kitlelerden, hatta rakiplerden gelmelidir... Bir asır sürmesi ise tercih sebebidir.
Büyük takımın her şeyi büyüktür. Sorumluluğu da hesabı da...
Abdullah Avcı, şampiyonluk yolunda kırılma noktası haline gelen Fenerbahçe mağlubiyetine nasıl katkısı olduğunu izah etmek zorunda kalırdı bugün “büyük takım yolculuğunu” tamamlamış olsaydı Başakşehir.
Yokluğunda orta saha çöken Emre Belözoğlu’nun küfür yüzünden oynayamamasını geçiştirmeye çalışmazdı o zaman. Aylardır oynamayan Chedjou’yu niye bu maçta savunmaya koyduğunu açıklamak zorunda kalırdı. Arda Turan’ı hem Arda’nın kendisine hem Başakşehir’e nasıl “zararlı” hale getirdiğinin hesabını verirdi.
Demagoji yapamazdı.
Aksi halde defteri dürülürdü.
Eleştiri yoksa, olması da yetmez; büyükten daha büyük değilse... Kimse büyük olduğunu iddia etmesin bana.

“COŞKU ENGELLİ” AYKUT KOCAMAN

Tam da bu noktadayken Aykut Kocaman’ı “eleştirisiz” bırakmak haksızlık olur!
Daha Fenerbahçe’ye yeniden geleceği haberleri ilk duyulduğunda “Fenerbahçe’nin ihtiyacı olan coşku eksikliği” gerekçesiyle karşı çıkmamın tam karşılığı, adeta “yeniden doğuş” anlamına gelen Başakşehir galibiyetindeydi işte...
Lideri deplasmanda net skorla devirmiş... Yetmemiş, üzerindeki “edilgen futbol” tozunu silkeleyip sahada etken hale evrilmiş. Ne kadar hüzün, arıza, hata varsa hepsini silmiş durumdaki takımın hocası, “poker face” ifadeyle Beşiktaş’ın erteleme talebini mi konuşur Allah aşkına!
Aykut Kocaman için sevinmek, coşmak ayıp gibi.
“Öz freni” o kadar sistematik ki, insan sadece “arif” olmasına veremiyor, gelecek berbat günler için ölçülü davrandığını düşünüyor ister istemez. İçinden de olsa “bir bildiği var ki, yüzü gülmüyor” diyor.
“Arifler” de sevinmez mi? Coşmaz mı. Coşturmaz mı?  
Futbol uluslararası politika mı?
Fenerbahçe “acıların takımı” mı?

Yazarın Önceki Yazıları