Harvard Üniversitesi’nden bilimsel gelişmeler

09.06.2018 Cumartesi

Sonsuz gençliğin sırrını çözmek, yediklerimizle hastalıklar arasındaki ilişkiyi ortaya koymak için bilimsel çalışmalarını sürdüren araştırmacıları Harvard Üniversitesi’nde dinledik.

Birçoğumuz bize haz veren yiyeceklerden dilediğimiz kadar yiyelim istiyoruz. Çoğu zaman “Teknolojinin bunca imkanı varken neden rahatımızı bozup daha çok hareket edelim ki” diye düşünebiliyoruz. Metabolik hastalıkla da bu nedenle çağın kaçınılmaz sorunu olarak karşımızda duruyor. Üstelik her geçen gün sıklığını artırarak… Mayıs sonunda Boston’da Harvard Üniversitesi’nde katıldığım, II. Metabolizma ve Yaşam Sempozyumu’nda da bu konular ele alındı. Nobel Tıp Ödülü sahibi konuşmacıların da yer aldığı sempozyum, Sabri Ülker Metabolik Araştırmalar Merkezi tarafından Sabri Ülker Vakfı ev sahipliğinde düzenlendi. Araştırma merkezinin başındaki Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil ile Harvard Üniversitesi T.H. Chan Halk Sağlığı Fakültesi’nde yer alan merkezlerini gezip ne gibi çalışmalar yaptıklarını da inceledik. Hotamışlıgil ve ekibinin son buluşları vücudumuzda bulunan Nrf1 molekülüyle ilgili… Bu molekül kolesterolün hücreye vereceği zararı önleyebiliyor. Nrf1’in bu özelliği sayesinde çok fazla sayıda insanda görülen karaciğer yağlanmasına karşı da etkili olabileceği düşünülüyor. Hotamışlıgil bu noktada kolesterolün karaciğerde biriken en toksik yağ olduğunu ve hücre zarının yapısına zarar vererek vücuttaki birçok mekanizmayı bozduğunu hatırlatıyor. 

“Metabolik muhafız” 

Nrf1’in bu zararların önüne geçmek adına çok güçlü bir koruma sağladığına dikkat çekiyor ve ona “metabolik muhafız” adını taktıklarını söylüyor. En ilginç bilgilerden biri de kahverengi yağ dokusuyla ilgili… Dolaşımdaki şeker ve yağların yarısından fazlasını tüketip sistemden çekebilen kahverengi yağ dokusunda bu işlemin sonucunda birçok toksik atık birikiyor. Devreye giren Nrf1  kahverengi yağ dokusundaki toksik maddeleri uzaklaştırıyor. Şişmanlarda ise kahverengi yağ dokusu çalışamaz hale geliyor. Nrf1 onu da tekrar harekete geçirebiliyor. Hotamışlıgil bir hayvan modelinin çalışamayan kahverengi yağ dokusuna, Nrf 1 taşıyan bir virüs enjekte ettiklerini anlatıyor. İki hafta sonra hayvanların şeker metabolizmasında çok önemli bir düzelme tespit ettiklerini ve bu çalışmanın Nature Dergisi’nde yayımlandığını söylüyor. Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ali Ülker, Harvard’daki merkezden çok başarılı sonuçlar aldıkları, yakın bir sürede Türkiye’de de benzer bir merkezin kurulması için girişimlere başladıkları konusunda bilgilendiriyor. 

Uyku sistemiyle yiyecek ilişkisi  

Kendi laboratuvarı olan ve Virginia Üniversitesi’nde öğretim üyesi Dr. Deniz Güler ise çikolata gibi haz veren yiyeceklerin  uyku sisteminin dengesini nasıl bozduğunu araştırıyor. Güler “Haz veren yiyecekler dopamin salınımını artırarak uyku ve uyanma sistemini organize eden beyin alanının iyi çalışmasını engelliyor. Bu da kişilerin gece uyuması gereken bir saatte aç bir şekilde kalkıp yemesine veya öğün aralarında da bir şeyler atıştırma veya yeme isteği duymasına neden oluyor” diyor.

“Sonsuz gençliğin sırrını çözmek için çalışıyoruz”

California (Berkeley) Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Elçin Ünal, miyoz bölünme üzerinde çalışıyor. Ünal “Maya hücrelerindeki çalışmalarımızda; miyoz bölünmeye özel bir proteini, normal hücrelerde aktive ettiğimizde maya hücrelerinde yaşlılığı geriye çevirdiğini bulduk. Yaşlılığa bağlı oluşan hücresel hasarları bile geriye çevirmeyi başardık. Ayrıca proteini aktive ettiğimizde hücrelerin bölünme hızını artırarak yeni genç hücrelerin üretilmesini sağlayabildik. Mayadaki başarımızı insan hücreleri üzerinde de gerçekleştirmek ve sonsuz gençliğin sırrını çözmek için çalışıyoruz” diyor.    

“Yağlı beslenmek kansere zemin hazırlıyor”

Bilim dünyasının parlayan yıldızlarından bir diğeri Harvard Medical School’da patolog hekim olarak çalışan ve MIT’de kendi laboratuvarı bulunan Dr. Ömer Yılmaz’dı. 5. Sabri Ülker Bilim Ödülü de “Hastalıklarda Kök Hücrelerin Diyetle Kontrolü” başlıklı projesiyle Yılmaz’ın oldu. Yılmaz besinlerin ve farklı beslenme modellerinin kanser de dahil çeşitli hastalıklar üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu araştırıyor. Yılmaz “Yağlı besinlerle şişmanladığımız zaman, yağ bağırsaktaki kök hücrelerin fonksiyonunu çok artırıyor. Bu artış kök hücrelerin mutasyonuna dolayısıyla kansere yol açabiliyor” diyor. Ödül almasını sağlayan çalışmada da; Yılmaz yağlı beslenmenin kolon kanserini artırdığını ortaya koydu. “İstediğiniz kadar yağ yiyin” önerilerinin havada uçuştuğu günümüzde Harvard’dan yükselen “Yağlı beslenmek kansere zemin hazırlıyor” uyarısını dikkate almakta fayda var.

Yazarın Önceki Yazıları