Hıfzı Topuz'un gözünden 'eski' İstanbul'dan 'son' İstanbul'a

Cumhuriyetle yaşıt bir çınar; Hıfzı Topuz. Türkiye'nin yakın tarihini kaleme alıyor bir süredir. Yakın tarihe damga vurmuş yüzleri romanlaştırıyor.

15.08.2017 Salı Güncelleme : 17.08.2017-12:25 Salı

 Anıları, hikayeleriyle kendi kuşağının son temsilcilerinden Hıfzı Topuz'un kendi kişisel tarihi Türkiye tarihine denk düşüyor. Son kitabı "Bir Zamanlar Nişantaşı'nda" ise eski İstanbul'u dekor ediniyor ve  Nişantaşı’nın 40’lı 50’li yıllarından konaklar, sokaklar, pastaneler, ünlü sakinler özelinde bir panorama sunuyor.  

Hıfzı Topuz'un son kitabından yola çıkarak eski İstanbul'u dostlukları, fedakarlıkları ve 'son' İstanbul'u konuştuk...

Uğur Ugan: Kitapta kendi kişisel tarihiniz üzerinden kısa bir Türkiye tarihi okuyoruz. 1923 doğumlu biri olarak Cumhuriyet'le yaşıtsınız. Sizden çok kısaca geçmiş ve bugün arasında Türkiye ne kazandı, ne kaybetti diye sorsam ne dersiniz?

Hıfzı Topuz: Cumhuriyetten 9 ay büyüğüm hatta! Ben doğduğum zaman Türkiye'nin nüfusu 15 milyon civarındaydı. İstanbul'un nüfusu ise bir kaç yüzbindi. Sonra çok büyük bir gelişme oldu ve şehir değişti, ülke değişti. Her yeri gökdelenler kapladı. Ulaşım araçları çok daha değişti. Benim çocukluğum döneminde ulaşım çok daha güçtü, daha pahalıydı, gelirler daha azdı. Şimdi geçmişe özlem var mı içimde? -Yok! Asla özlemini çekmiyorum. Bugün belki daha kolay yaşıyoruz. Şartlar değişti. Ben geçmiş hayranlığı içinde olan bir insan değilim. Her yeni şeyi gayet iyi kabul ettim. Ayak uyduruyorum ve tadını çıkartıyorum.

"Daha batılıydı İstanbul"

U.U: Kent üzerinden aynı şeyi sorsam. İstanbul nelerini yitirdi ve neler doğurdu?

H.T: İstanbul benim çocukluğumda kozmopolit bir şehirdi. Beyoğlu'nda Rumca, Ermenice, Fransızca, İtalyanca ve Ladino yani Yahudice konuşulurdu. Şimdi onlar yok. Bunu özlüyor muyum? -Hayır. Daha batılıydı İstanbul. Şimdi öyle bir Beyoğlu yok. Neresi kaldı? Belki Nişantaşı kaldı. İstanbul eski tarihsel kişiliğini kaybetti. Osmanlı tarihi Beyazıt ve Fatih'te belki egemen ama benim çocukluğumda tesettürlü insan yoktu.

U.U: Eski İstanbul'da gayrimüslimlerin oluşu kente nasıl bir çehre kazandırıyordu?

H.T: Daha batılı bir hava veriyordu. Beyoğlu'na çıktığın zaman yabancı dil konuşuluyordu. Giysiler ona göreydi. Onların bir egemenliği vardı. Dışarıdan gelenler Türkiye'yi yadırgamıyorlardı. Böyle kardeşçesine geçinip gidiyorduk. 6-7 Eylül olaylarından sonra göç ettiler. Sonrasında İstanbul daha doğulu oldu.

"Uygarlaşma mahalleyi bitirdi"

U.U: Kitap boyunca en çok dikkatimi çeken şeylerden biri dostluklar ve fedakarlıklar çok göz doldurucu sizin döneminizde. Dostluklarınızın Nişantaşı özelinde aynı mahalle üzerinden doğduğunu görüyoruz. Mahalle kültürünün o dönemin insanları üzerinde nasıl bir etkisi vardı?

H.T: Mahalle kültürü vardı o dönem şimdi yok. Paris'te uzun yıllar oturdum orada da yoktu. Alt katımızda, üst katımızda kim var hiç bilmezdik. Uygarlaşma, şehir hayatı, teknolojik gelişmeler bunu yarattı. Eski bağlılık kalmadı. Şehirde yok ama taşrada var.

U.U: Paris'te örneğin Montmarte'da oturan bir kişiyle St. Germain'de oturan bir kişi arasında karakteristik bir fark yok mu?

H.T: Tabii ki birbirinden çok farklı karakterlere sahip mahalleler. Montmarte eğlence hayatıyla ve gece kalabalıklaşmasıyla bilinen bir mahalle. St. Germain ise genellikle aydın kesimin sanatçıların, öğrencilerin olduğu bir semt. Montmarte'da yok tabii o.

U.U: Batıda göçmenlerin yerleştirildiği banliyöler var. Bizde banliyöler yok ama banliyöye karşılık gelebilecek varoş kültürü var. İstanbul'a daha sonra göç edenler bir şekilde varoşu oluşturdular ve bu varoş kültürü kente sirayet etti mi sizce?

H.T: Onlar daha kapalı bir hayat yaşıyorlar. Onlar kaynaşmıyorlar. Anadolu'dan göç edenler kendi mahallelerini kurdular. Onlar kapalı kalıp kaynaşmıyorlar bence. Paris'te de bu örnek var tabii. Kuzey Afrikalıların yaşadığı mahaller vardı. Onlar da aynen kapalı yaşam sürdürüyorlar.

U.U: Bugünün mahallesi ise sosyal medya. Siz nasıl mahallelerde kaynaşıp tanıştıysanız sizin jenarasyonunuzdan çok farklı bir şekilde şimdi de sosyal medya üzerinden tanışıyorlar. Döneminizle nasıl bir ayrım gözetirsiniz.

H.T: Sosyal medya insanları bir şekilde birleştiriyor. Birbirini tanımadan, yüz yüze gelmeden aralarında ilişki kuruyorlar. İnsanlar birbirlerine haber aktarabiliyorlar. Tabii o da özgür bir şey. Bugün insanları birbirine bağlayan sosyal medya.

"Biz müzelik olduk!"

U.U: Dönemin tanıklıkları açısından baktığınızda kendinizi jenerasyon olarak şanslı hissediyor musunuz?

H.T: Valla bu yaşa kadar yaşamak bir şans tabii! Özen göstermedim, tesadüfen böyle oldu. O bakımdan şanslıyım.

U.U: Gençliğinizin denk geldiği dönemi savunuyor musunuz?

H.T: O dönemki ilişkilerden mutsuz olduğumu söyleyemem. Kendi koşulları altında mutludurlar. Şimdiki gençlerle pek iletişim kuramıyorum. Biz müzelik olduk!

U.U: Kitabınızın bir diğer dikkat çeken hususu; kuşağınızın bir nevi Cumhuriyet elitleri yarattığını görüyoruz. İyi eğitimli, görgülü, kendine birden çok yetenek edinmiş vs...Türkiye'de cumhuriyetin ilanından sonra oluşan ilk kuşağın üyelerindensiniz. Bu durumu Türkiye'deki burjuvazi ve aristokrasi eksikliğine bağlar mısınız?

H.T: Burjuvazinin tohumları ekildikten sonra aristokrasinin modası geçti. Artık toplumda bunların rolü yok. Siyasal ve ekonomik bakımdan hiç bir etkileri yok.

Biz de İttihat Terakki evvala saltanata karşı durdu. Saltanat yıkılınca saltanat sayesinde büyük varlık elde etmiş olan aristokrasi dağıldı. Fransa'daki gibi şato sahibi olup varlıklarını çocuklarına devreden aileler yok bizde. Bizde padişah verdiği şeyi geri alabiliyor.

U.U: Bizde büyük eksiklik olarak 'kentliliğin' olmadığını düşünür müsünüz? Kimin ailesine gidersek gidelim 3 kuşak öteden kıra dayanıyor. Bir köylü toplumu var. Bunun bizdeki kültürel yansıması nasıl sizce?

H.T: İstanbul'da kentli vardı. Fatih zamanında da vardı. Esnaf var öteki tarafta ise toprak işletenler var. İstanbul'da ticaretten zengin olanlar her zaman var. Saltanat zamanında bu hep böyle sürdü. Hatta İttihat Terakki yeni zenginler yarattı. İttihat Terakki ve Cumhuriyet zamanında çıkan yeni burjuvazi var. Ama bunların geleneği yok.

U.U: 6-7 Eylül olaylarından sonra giden gayrimüslimlerin mallarını elde ederek yükselen bir Türk burjuvazisi doğduğu söylenebilir mi?

H.T: Hayır. Gayrimüslimler bırakıp kaçtılar. Cahit Kayra'nın bununla ilgili bir yorumu var ben onaylamıyorum ama; "Mallar gayrimüslimlerin elindeydi ve böyle bir şey lazımdı" diye. Benim Rum, Ermeni, Yahudi arkadaşlarım vardı. Onlar büyük darbe yediler. Biliyordular bizim yapmadığımızı, olayların kışkırtıldığını. Mahalledeki bakkalları bile yağma ettiler. Onların ticarette büyük egemenliği vardı.

"İstanbul kimliğini kaybetti"

U.U: Son yıllarda kent politikaları ülkenin gündemini belirler hale geldi. Eski İstanbul mimarisiyle şimdikini kıyaslarsanız neler görüyorsunuz?

H.T: Eski İstanbul'un kendine has bir mimarisi vardı elbette. Apartmanlar 1920'lerin sonunda yapılmaya başlandı. Eskiden konaklar vardı. Eski İstanbul'un resimlerine baktıkça bayılıyorum. Şimdi yok oluyor tabii. İstanbul karakterini kaybediyor. İstanbul'un mimari bir kimliği vardı. O kimlik yok oldu.

U.U: İstanbul'u diğer batılı kentlerle kıyaslarsanız ne söylersiniz Paris, Londra, Roma gibi...

H.T: Paris merkezi 100 sene önce neyse şu anda da o. Haussmann kent planını yapıyor III. Napolyon zamanında. Onun yaptığı plan duruyor hala. Bizdeki şehrin bir geleneği bir havası vardı biz onu yok ettik.

U.U: Son İstanbul'un bugün aldığı hali ve bir ömrü İstanbul'da geçirmiş biri olarak gelecekteki İstanbul'a ne söylemek istersiniz?

H.T: Bugün ben İstanbul'da kendimi çok yabancı hissediyorum. Kendi oturduğum mahalleye bile sahip çıkamadık. İstanbul'un diğer mahallelerinin de korunduğunu zannetmiyorum. Şehrin geleceği hakkında da mimarlardan ve sanatçılardan oluşan bir komisyon yok. Kentin çıkmaza girdiğini düşünüyorum.

SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİMİZ