İşten ayrılan bir annenin öğütleri

21.06.2017 Çarşamba
 
 
Herkese merhaba,
 
Bu yazıyı gece 1,5 civarında yazıyorum, neden peki? Hayata ve insanlara dair öğrendiğim çok net şeyleri oğlumun kafasına kazıya kazıya işlemek için aldığım kararı herkes öğrenmeli diye, deli bir fikir sardı beynimi, sabahı bekleyemedim de ondan… Yaşayarak değil, kazıyarak öğretmeyi seçtim. Durun hemen yargılamayın, sebeplerim var.
 
İşten ayrılalı 2 ay kadar oldu. Bu duruma en çok sevinen ise oğlum Toprak oldu. Çünkü en büyük şikayeti “anne beni okuldan geç alıyorsun”du. Geç dediği de akşam 6 civarı filan. Bir gün okuldan aldım, işten ayrıldım, artık işe gitmeyeceğim dedim. Sevinçten zıplarken kafasını arabanın tavanına çarptı. 
 
Biz oğlumla çok eğleniriz. Anne sen çok eğlenceli bir annesin der hep bana. Sana çok gülüyorum diye de ekler. Güleyim mi üzüleyim mi bilemedim. Ama çocuğumun akıl ve ruh sağlığının yerinde, huzurunun da maşallahı olduğunu görünce, sanırım doğru yoldayım dedim kendime hep. Yoldan çıkmaya başladığımı fark etmeden önce. Bir gün kendimi oğluma bağırırken buldum, oysa sadece oynamak istiyordu benle. Bendeki küstahlığa bak! Ertesi gün yemeğini ye diye baskı yapıyordum. Peh! Ne kadar çirkin bir insan olmaya başlamıştım. İşyerimdeki huzursuzluğa mal ettim durumu hep. İşyerim benden ne kadar çalıyorsa, ben de oğlumdan hatta eşimden çalıyordum. işte o gün karar verdim, bu saçmalığa daha fazla izin veremem diye. Uygulamam birkaç ayı aldı tabii. Sonunda iş yerimden ayrıldım. 
 
Neden ayrıldığım tabiî ki kimseyi ilgilendirmiyor biliyorum ama kısacık değinmek isterim, çünkü oğluma aşılamaya çalıştığım ve birazdan da sizlere tavsiye edeceğim şeyler tam da burayla alakalı.  Çünkü hayat çok hızlı ve amcasız, neyle karşılaşacakları belli değil. Yaşayarak öğrenecek vakitleri yok. O sebeple birilerinin onlara bunu yıllarca anlatması lazım. 
 
Şimdi gelelim işten ayrılış öyküme. Çok iyi koşulları olan, e maaşı da fena sayılmaz bir işyerinden üstelik de 12 yılı devirmiş, 13 üncü yıla girerken ayrılmam tam bir delilik! Ancak insan ilişkileri konusunda çok hassasım. 
 
Yöneticileriniz sürekli hata yapmanızı bekliyor ve en ufak hatanızda bunu yüzünüze vuruyor, üstüne üstlük yaptığınız işle dalga geçiyorsa, çalışanlarını benden olan ve olmayan diye ikiye ayırıyor, kendinden olmadığını iddia ettiği kişilere olabildiğince adaletsiz davranıyor, ağzıyla kuş tutsa bile gözü görmüyorsa, çalışanlarını olur olmadık yerde ve insanların içinde azarlamanın kendince bir motivasyon olduğunu düşünüyorsa, sizi dinlemek yerine başkaları sizinle ilgili ne söylüyor acaba diye dedikodu seansları düzenliyorsa, yıllardır emek verdiğiniz işinizin uzmanı sizi değil de hiç alakasız kişileri sizin işinizin uzmanı sayıyor ve onlarla karar alıyor size uygulatmaya çalışıyorsa, vs……. Bunlar sadece yarısı. İşte böyle bir çalışma ortamınız varsa, gözünüz hiçbir şey görmüyor. Üstelik iletişimin ne demek olduğunu anlayamamış insanlar yüzünden çocuğunuzu ve eşinizi ihmal ediyorsanız, lütfen yapmayın. Fİ”deki Can Manay”ın söylediği gibi, “sen izin vermedikçe kimse senin hayatına giremez, müdahale edemez” Evet çok doğru! 
 
Şimdi bunlardan yola çıkarak oğluma diyorum ki; vicdanlı ve merhametli ol ki, insanlar arasında ayrım yapma, adaletli davran. Takdir etmeyi bil ki, karşındaki bir verirken on vermeye başlasın. Başarılı ve çalışkan ol ki, insanların hatalarından beslenme. Zira hata aramak da insanı çok yoran bir şey. Başarını sindirmiş ol ki, kimseyi ezmeye çalışma. İnsanlara hak ettiği kadar değeri ver ki, gösterdiğin saygıda boğulmasınlar. Fazla hürmet, fazla saygı da iyi bir şey değil. Çünkü insanların çoğu, saygıyı korkaklık, kibarlığı da aptallık sanarlar. 
 
İnanın bu yazı kızgınlıkla yazılmış bir yazı değil. Ciddi hayat deneyimi içerir. Gördüğüm, yaşadığım ve şok olduklarım karşısında nasıl tavır almam gerektiğiyle ilgili… Bu deneyimleri oğluma da öğretmek istiyorum. İyi çocuk yetiştirmek bir bütün. Ne yediği, ne içtiği, vücut sağlığının nasıl olduğu kadar ilişkiler karşısında nasıl bir tavır alması gerektiği de çok önemli. Akıl sağlığını korumak adına.  Arkamdan “nasıl bir evlat yetiştirmiş” şeklinde iltifat alma gayesinde değilim asla. İnsanla temas ettiği her noktada, hakkını vererek yoluna devam etsin isterim. Belki bir gün yönetici olursa bir yerlerde, sevilen, sayılan, değer verilen biri olmasını isterim. Karşısındakine de öyle davransın isterim. 
 
Uzun bir yazı oldu ama son not: evdeyim ve oğlum inanılmaz mutlu. Çalışan annenin çocuğu olmak ne zor şey ya. Şimdi önümüzde kocaman bir yaz tatili var. Biz anneler huzurlu isek, evimiz, çocuklarımız da huzur içindeler. 
 
Huzurunuz eksik olmasın. 
 
Hoşçakalın. 
Ayşen Çatak Yalman