Kaçan Kovalanır mı Yoksa Çok Kaçan mı Kovalıyor?

31.08.2018 Cuma
Herhangi bir bireyle yapılan iletişimde beklentilerimiz aslında bizim iletişim biçimimizi gösterir. Bütünündeki ana parçalar ise bir tavır oluşturur. İş hayatında sizli bizli iletişim kurulmasını severiz örneğin. Genel kalıplarımız bir yana en yakın çemberimiz için sınırlarımıza bakmak gerekirse örneğin dostlarımızla, yakın aile fertlerimiz yahut ebeveynlerimizle karşılıklı yoğun ya da ortalama bir ilişki ve iletişim içindeyizdir. Buna gönül bağı kurduğumuz kişileri de yakınlık olarak ekleyeceğim ama iletişimsel olarak ayrı kılacağım. Çünkü işte tam bu noktada zaten yaşam döngümüzde bunu ayrıştırarak yaşıyoruz. Peki ayrıştırırken neleri atlıyoruz? 
 
Flört evresinde hep karşı taraf adımlı beklentiler duyuyoruz. O bizi arasın, önce o mesaj atsın ya da önce o davet etsin. Ağır olmak güzeldir evet ama taş olmak ağır olmanın kastettiği gerçeklik hali değildir. Ağır olayım derken çoğunuzun taş olduğunu biliyorum. Ve bilin ki böyle durumlarda da karşınızdaki kişi için şu söz geliyor dilime: "Taş olsa çatlar!".
 
Arkadaşlarımızı ya da ailemizi hep bizim aradığımız bir ay hayal edin, bu ayın sonunda ne derdiniz? “Sinir olur, ben de aramazdım” dediğinizi duyar gibiyim!
 
O halde neden flört ettiğiniz insanın size sinir olmasına ve uzaklaşmasına sebep oluyorsunuz? “Kaçan kovalanır” kuralında kaçan olduğunuz ilk anlardan sonra kendinizi kovalayan olarak bulduğunuzda, bu çarkın nasıl aleyhinize döndüğünü bir soluklanıp anlamaya çalıştınız mı?
 
“Kaçan kovalanır” tabiri ağırlığın taş olarak algılanması gibi bozuk bir algıyla beyinlerde sıçrıyor. Kaçmak eylemi fiziksel olarak koşmak, uzak durmak, hareketsiz kalmak, buz kalıbına dönüşmek değildir. 
 
Bir flört aşamasında iletişim karşılıklı olmak zorundadır. O yüzden kurallarımız şudur: iyi bir iletişim aurası yakalamak için karşılıklı iletişim kuruyor, sıcak oluyor ve fakat ağır olacaksak samimi sözlerimiz ve sohbetimizi karşı tarafın daha fazlasını isteyeceği seviyede tutuyoruz. 
 
Bakın burada çok önemli bir söz söyledim. Siz kaçarken onun sizi kovalaması için sebebi olmalı. Bu eğer fiziksel görünüşünüz ise bir ilişkinin nasıl yürüyeceği ve güzelleşme derecesi şansa kalmakla birlikte, ona daha değerli sebepler vermeyi yeğlerim ve tavsiye ederim. Onun, sizde, sizden aldığından daha fazlası olduğunu hissetmesi gerekiyor. Örneğin hoş bir sohbet ettiğiniz ve birkaç espri yaptığınızda sizinle eğlenmeye ya da bir tatile gitmeye dair hayalleri olacaktır. Onun zihnine size dair istek ve hayaller ekmeden nereye kaçıyorsunuz? Onun istediği iki bedenin buluşması ise zaten sizi çok da kovalamayacaktır biliyorsunuz. Ona sizinle olabilecek hayattan bir damla vermeden serap görmesini beklemek akla uymuyor olsa gerek.
 
İlişkilerimizde ya da ilişki öncesi iletişimlerimizde hep karşımızdaki kişiyi tartıya koyarız. Ne demek istedi? Acaba hoşlanıyor mu? Beni beğendi mi? Mesaj atacak mı? Bakalım o arayacak mı? Beni özledi mi? ...
 
Peki bir ilişkide onun bizi sevmesi, beğenmesi ve bize yüksek montanda ve hatta tek taraflı ilgi göstermesi mi önemlidir?
 
Hayır!
 
Çoğu zaman ilişkinin ön evrelerinde karşımızdakini tartmaya çalışırken kendimize bakmayı unutuyoruz. Ve bu uğraşın neticesi başarılı olduğunda yani o bizi beğendiğinde, ilgilendiğinde ise daha sonra kimi zaman o ilişki içinde kendimizi bulamadığımızı fark ediyor ya da türlü memnuniyetsizliklerimizle her iki tarafın da zamanını tüketip ayrılıyoruz.
 
Bunu neden yapıyoruz?
 
Çünkü bir diyalog içinde önce kendimize bakmayı ve kendimizi bulmayı unutuyoruz. 
 
Bir ilişkinin ön evresinde diyalog içinde ne kadar kendimiz olduğumuz ne kadar keyif aldığımız, ne umduğumuz ve ne bulduğumuzdur bakmamız gerekir. Bunları maalesef karşımızdakini tartıp tartıp bir evreye geldikten sonra önümüze koyuyor ve geç hesaba katıyoruz.
 
O zaman önce kendimize bunu yapmaktan vazgeçecek sihirli dokunuşları yapalım. Kendimize bir kahve yapalım, bir müzik açalım ve sakince kendi ruhumuzu dinginleştirelim. Siz dünyadaki en değerli varlıksınız. Kendiniz için en büyük zenginlik de en büyük değer de en büyük aşkta sizsiniz. Kendinizi sevin ve kendinize saygı duyun. Her zaman önce kendi benliğinizin duygu, düşünce ve arzularına bakmaya, aldığınız cevaplarla hareket etmeye, sevince doğru dengede iletişimde olmaya niyetlenin. Ve son olarak da ilişkilerin flört aşamalarında kaçarken taş olmayı değil yakında durup “yakut” olmayı seçin derim.
 
 
Betül Yergök / Mentalizasyon
İnstagram/Youtube: @mentalizasyon