Kanser hastalarına kanser oldukları söylenmemeli

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sadrettin Pençe, Doç. Dr. Mustafa Duman ve Doç. Dr. Erdal Polat Gençlik Odası TV’ye konuk oldu.

11.04.2018 Çarşamba Güncelleme : 11.04.2018-10:49 Çarşamba

Ferit Ömeroğlu: Sağlık temalı bir üniversite ülkemize ne şekilde bir artı sağlayacak, beklentileriniz neler?

Sağlık Bilimleri Üniversitemiz 15 Nisan 2015’de çıkan bir kanunla kuruldu. Çok hızlı bir şekilde yapılanmasını tamamladı. Bununla birlikte Sağlık Bilimleri Üniversitesi bugün itibariyle 12 fakülte, 13 yüksekokul, 4 tane enstitü ve 25 tane araştırma merkezi bulunmaktadır. Biz bu üniversiteyi kurarken düşündüğümüz birçok şeyi gerçekleştiriyoruz. Hastaya, hastaneye, sağlığa, ekonomiye, sanayiye ve topluma katkı sağlayacak bir üniversite planladık ve bunu da gerçekleştiriyoruz. Yaptığımız her işin de bu alanlarda katkı sağlaması gerektiğini düşünüyoruz. 

Ferit Ömeroğlu: Tüm gelişmelere rağmen hala ölümcül bir hastalık kanser. Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin bu konuyla ilgili olanakları yeterli mi? İmkanları neler ve ne gibi yenilikler yapıyor?

Prof. Dr. Sadrettin Pençe: Şimdi biz bu tarihsel süreci değerlendirecek olursak 19. yüzyıla kadar ki tıp makroskopik tıp olarak tanımlıyoruz. 20. yüzyıla mikroskobik tıp diyoruz. 21. yüzyıl artık moleküler tıp. Her şey moleküler düzeyde inceleniyor. Bizde dünyadaki bu yapılanmaya ayak uydurmak için bu işin içindeyiz. Bunun için ilgili araştırma merkezleri açtık. Bütün akademisyenleri, bütün uzmanlarımızı bu moleküler çağa ayak uydurarak yetiştirmeye çalışmak istiyoruz.

Ferit Ömeroğlu: Moleküler tıp dediğimiz zaman ne anlamamız gerekiyor?

Prof. Dr. Sadrettin Pençe: Moleküler tıp, DNA, RNA, moleküler düzeyde protein inceleyen bir bilim dalı. Kişiselleştirilmiş tıp dediğimiz şey çok ön planda. Bizde bu konuda yatırımlar yaptık, araştırma merkezi açtık. Laboratuvarlar kuruyoruz ve bu konuda da çalışmak istiyoruz. Kısaca şunu söyleyebilirim mesela kolon kanserli bir hasta var, kanserli olan bölgeden biyopsi alıyoruz ve bunun tanısını biyopside moleküler olarak koyuyoruz. Moleküler düzeyde bir tanı koyduktan sonra bu kişiye nasıl bir tedavi uygulanmalı, tedavinin etkinliğini kişiye tedaviyi uygulamadan önce tespit ediyoruz. Buna göre bir tedavi uyguluyoruz. Sonra da bu hastanın geleceği hakkında nasıl beklentilerimiz var hepsini önceden belirliyoruz. Buna göre de hastayı takip ediyoruz. Moleküler tıp hastanın tanısında, tedavisinde ve takibinde çok önemli bir rol oynuyor. 

Ferit Ömeroğlu : Bu çalışmalar şu an ne düzeyde?

Prof. Dr. Sadrettin Pençe: Şu anda bizim moleküler tıpla ilgili olan kısmı araştırma safhasında. Hem kadro olarak, hem makine tesisat olarak, hem altyapı olarak bunun hazırlığını yapıyoruz. Bunun için moleküler tıp ile ilgili yüksek lisans/doktora programları açtık. Bunlarla ilgili de materyal oluşturmaya çalışıyoruz. Moleküler tıp çağına girdiğimizde de hazırlıklı olmak istiyoruz. 

Ferit Ömeroğlu: Türkiye’de yetişen kadro yeterli mi?

Prof. Dr. Sadrettin Pençe: Özellikle moleküler biyoloji, genetik, moleküler tıp bu alanlarda çok fazla insanımız yüksek lisans/doktora yaptı. Bunların önü açılırsa ülkemize çok büyük katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Kadromuz çok güzel.

Ferit Ömeroğlu: Sizin alanınızda Fizyoloji de var…

Prof. Dr. Sadrettin Pençe: Ben bir fizyoloji öğretim üyesiyim. Bizde gençleri tarif ederken 65 yaşına kadar olanlara genç diyoruz. 65-75 yaş arası genç-yaşlılar, 75-90 arası orta yaşlılar, 90 üstüne de yaşlı diyoruz. Fizyolojik mekanizmalar açısından böyle bir sınıflandırma var.

Ferit Ömeroğlu: Sizce gelecekte bu tanı konulduğunda yeterli bir tedavi sağlanacak mı?

Prof. Dr. Sadrettin Pençe: Kanser dünya sıralamasında ölümcül hastalıklarda birinci sıralara çok yakın. Kanserde erken teşhis çok önemli. Kanser olmamak da çok önemli. Kanser olmamak için doğal besleneceksin, radyasyondan uzak kalacaksın, kimyasaldan uzak kalacaksın, dengeli besleneceksin, uyku düzenin, sporun düzenli olacak. Bunlar tabi bizi kanserden koruyan yaşam şekilleri. Bunlara rağmen de insan kanser olabilir. Moleküler tıp bu konuda büyük yardım sağlayacaktır. 

Ferit Ömeroğlu: Hastalarınıza yaşam süresi ile ilgili bilgilendirme konusunu merak ediyoruz. Sizin yaklaşımınız nasıl oluyor genelde?

Doç. Dr Mustafa Duman: Durumunun kötü olduğunu söylüyorum ama bunu söylemeyi sevmiyorum. Bunu doğru bulmadığımı da her zaman söylüyorum. İstatistiklerden kaynaklı bir öngörüm oluyor ama bunu dile getirmiyorum. Çünkü hastalık çok ileri bir evredeyken bazen kişi hastalık belirtisi göstermiyor ya da iyi görünen bir tümör bir anda kötüleşip hastayı kaybedebiliyoruz. O yüzden bu tarz şeyler söylemeyi doğru bulmuyorum.

Ferit Ömeroğlu : Doktorların Hasta Yakınlarına yeterli zaman ayırdığını düşünüyor musunuz?

Doç. Dr. Mustafa Duman: Çok hastası olan doktorlar zaman kısıtlılığından dolayı böyle bir yanılgıya düşüyor olabilir. Fakat biz cerrahi müdahaleler yapıyoruz ve ameliyat dışında yükümlülüğümüz çok fazla olmadığı için zaman olarak uygun oluyoruz. Ama kanaatimce hiçbir hekim kendini geriye çekmiyordur. Çalıştığı merkezin yoğunluğundan dolayı  ya da branşından kaynaklı  kısıtlı zamanından dolayı ilgilenemiyordur, bunun getirdiği bir yanlış anlaşılma olduğunu düşünüyorum. 

Ferit: Anlatmak istediğiniz herhangi bir vaka var mı?

Doç. Dr. Erdal Polat: Bazı hastalarla da aynı hastalığı tedavi ederken bazılarında çok iyi gidebiliyor, bazılarıysa kötü ilerliyor. Bu da kanserin hala anlaşılamamış doğasından kaynaklanıyor. Bizim için en dramatik olan hastanenin ilaç müessiri olan arkadaşlarımızdan bir tanesi günlük ziyaretlerini gerçekleştirirken, bize şikayetlerini söyledi. Gereken tespitleri yaptık, ve kanser teşhisi koyduk. Çok genç bir insandı. Siz tabi öncesinde hastayı ne kadar çok tanıyorsanız  tedavi sürecinde de ister istemez o kadar etkileniyorsunuz. Daha sonra hastamızın ameliyatını yaptık fakat çok agresif ilerleyen bir tümördü. Bir yıl içerisinde tekrar etti. Gereken işlemleri yaptık ama o kötü gidişatı maalesef engelleyemedik. 
“Gözlem, bilim değildir.”

Ferit Ömeroğlu: Fitoterapi nedir?

Prof. Dr. Sadrettin Pençe: Üniversitemizde Fitoterapi konusunda yüksek lisans/doktora programlarımız, geleneksel tamamlayıcı tıp uygulama ve araştırma merkezimiz var. Geleneksel tıp 15 dalda ayrı bir yapılanması olan bir tıp. Bunun bir alanı da Fitoterapi. Yani bitkilerle tedavi. Ülkemizde bununla ilgili bir yönetmelik çıktı ama bu istediğimiz boyutlarda değil. Bu işlerin bilimsel standartlar dahilinde yapılmasını istiyoruz. Bu konuda eleman yetiştirmek için de üniversitemiz kendi üzerine düşen görevleri yapmakta. Bu konuyla ilgilenen bütün arkadaşları da üniversitemize bekliyoruz. Bu tedavi için doktor olma şartı var. Doktor olmayan tedavi yapamıyor. Bu önemli bir nokta. Yoksa bu iş aktarların elinde kalıyor. Hiçbir tıbbi eğitimi olmayan, anatomi, fizyoloji, klinik, hastalık bilgisi olmayan insanlar bu işlere giriyorlar. 

Bir taraftan yaparken öbür taraftan da yıkıyorlar. Tıpta temel bir söz vardır, “önce zarar verme”. Yani hastayla muhatap olurken dikkat edilecek en önemli unsur hastaya zarar vermeyeceksin. Faydalı olamıyorsan, zarar da vermemen gerekiyor. Tekrar söylüyorum, bu konuyla ilgilenen bütün hekim arkadaşlarımızı davet ediyoruz, gelsinler bizimle birlikte çalışsınlar. Bununla birlikte biz İstanbul’da, Ankara’da, Kayseri’de, Antalya’da değişik illerde birçok  hastanede geleneksel tamamlayıcı tıp poliklinikleri açıyoruz. Bu konu bizde geç kalmış bir konu. Avrupa bu işe 30-40 sene önce başladı. Bildiğiniz gibi Çin, Hint tıbbı başka ülkelerde de bu konuda çalışan ve kendi felsefesini, mantığını oluşturmuş tıplar var. Aslında Anadolu tıbbı da çok önemli. Anadolu’ da çok büyük tıbbi birikimler de var. Bunların toparlanıp, çağımıza hitap edecek hale getirilip, insanlarımızın, hastalarımızın faydalarına sunmak lazım. 

Sağlıklı insanlarında kullanabilecekleri bir Fitoterapi’de var. Öncelik sağlıklı kalmak. Sağlık elden gittikten sonra  bunu nasıl tedavi edebiliriz onu düşünmek lazım. Her hastalığın etki yaptığı belli bileşikler, otlar var. Onları belirlemek gerekiyor. Bunun için araştırmalar yapmak, etkinliği araştırmak lazım. Bunlar bilinmeden bu şu hastalığa iyi gelir demek yanlış. Bu işle ilgilenenler tamamen gözlemleriyle  yargıya varıyorlar. Gözlem, bilim değildir. Bu bitkisel tedaviyi hasta isterse cerrahi ya da radyoterapi uygulamalarıyla beraber kullanabilir, istemezse de sadece bitkisel tedavi yolunu da seçebilir. Önemli olan hepsinin doğru insan tarafından, doğru şekilde yapılmasıdır.

Ferit Ömeroğlu: Hasta sizce hangi tedavi yolunu seçmeli?

Prof. Dr. Sadrettin Pençe: Bu konuda hekimlerin hastalarla oluşturduğu bir birikim vardır. Bu birikimle hastaya bu söylenebilir. Başarı şansları, ya da tedavi seçenekleri hekim tarafından hastaya söylenebilir. Bizim ülkemizde kanser denilince hasta psikolojik olarak çöküyor. Bu kanserin tedavisini olumsuz yönde etkiliyor. Bu yüzden bizim insanımıza kanser olduğunu söylemek bana doğru gelmiyor. Hastaya değil bunu yakınlarına söylemek lazım. Yakınları vasıtasıyla tedavisini planlamak gerekiyor. Her kanser türünün etkili olduğu başka tedavi yöntemleri vardır. Her kanser türü için bu tedavi farklıdır. Bu yüzden hekimin söylediklerini dikkate almak gerekiyor. Kanser hastalığı da normal bir hastalık olarak karşılandığı zaman biz birçok şeyi çözmüş olacağız. 

Ferit Ömeroğlu: Gençlere söylemek istediğiniz şeyler var mı?

Gençler bizim geleceğimiz, her şeyimiz. Onun için dinamiklerini hiçbir zaman kaybetmesinler, kendilerini yetiştirsinler. Her gelecek gün geçmiş günden çok daha güzel olsun. Her türlü bilgiyle kendilerini donatsınlar. Bizim kalifiye elemanlara çok ihtiyacımız var. Ama ahlak da çok önemli. Dürüstlük, çalışkanlık, azim çok önemli. Bunlara dikkat ederek sağlıklı yaşasınlar. Gençlikte fark etmiyorlar ama yaşları ilerledikçe bu sağlıksız hayat yüzünden bedel ödüyorlar. Bu bedeli ödememek için hayatlarına dikkat etsinler. 


Haber: Buse YILMAZ