Körfez’de yüzmek hayal değil

16.03.2019 Cumartesi
Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Doğan Yaşar’la İzmir  Körfezi’yle ilgili sorunları konuştum.

İzmir; dünyanın ve Türkiye’nin önemli tarım, tarih, jeotermali dolayısıyla da sağlık turizmi başkentlerindendir. Körfez’in biyolojik potansiyeli müthiştir. Özellikle İç Körfez, hem olta balıkçılığı hem sörf ve hem de yüzme için ciddi potansiyele sahiptir. Dalyanı vardır, tuzlası vardır. Kültür balıkçılığı için önemli alanlara sahiptir. 146’sı endemik olmak üzere 1732 bitki türü ile İzmir ve çevresindeki bölgelerde 225 balık türü olması, zaten ne kadar zengin bir doğaya sahip olduğunun da göstergesidir. İzmir’den başka, dünyanın hiçbir şehri bu özelliklerin tümünü taşımaz ve işte bu nedenle İzmir, dünyanın ticari potansiyele sahip en önemli merkezidir.

Bizler daha 1970’li yıllara kadar Bayraklı önlerinde ve 1980’li yıllara kadar da İnciraltı’nda denize girerdik. Ve daha 1980’li yıllara kadar Konak İskelesi bile o kadar berraktı ki, vapur iskelesindeki kahvede oturan müşterilerin denize attığı madeni paralar, gençler tarafından hemen dalınarak çıkarılırdı. Yani temiz bir denizimiz vardı. Ancak nüfusun hızla artmasının yanı sıra sanayinin de artması, denize kirli su girişinin de hızla artmasına neden oldu ve 1980’li yıllarda doygunluğa erişen İç Körfez’in rengi bir anda maviden kahverengiye dönüştü. Aslında İç Körfez hakkında ilk kirlilik uyarısı, 1930’da Alman araştırıcı Wilhelm Nümann tarafından yapılıyor ve uyarıdan hemen bir yıl sonra 1931’de efsane Başkan Behçet Uz kuşaklama projesini hazırlatıyor. Ancak, maliyetin bütçenin kat kat üzerinde olması nedeniyle proje 2002 yılına kadar hayata geçirilemiyor. Büyük kuşaklama projesi 2002 yılında bitirilip kirli sular Çiğli arıtmaya gönderilmeye başladıktan sonra, İç Körfez iki yıl içinde yeniden maviye dönmeye başlıyor.

2005’ten sonra İç Körfez her nedense yeniden, eskisi kadar olmasa da kirlenmeye başlıyor. Yerel basın ise bu kötüye dönüşün nedenini fabrikaların kirli sularını arıtmadan Körfez’e bırakmasıyla açıkladı. Ben de bu düşünceye katılıyorum.Ayrıca dereleri ıslah ediyoruz diyerek altlarının betonlanması söz konusu. Kokunun da kirliliğin artmasının ana nedenlerinden olduğunu altını çizerek belirteyim. Bilimle hiç örtüşmeyen derelerin betonlanması, Körfez’in biyolojik yaşamı açısından tam bir faciadır. Ancak, şu anda Körfez’de yüzmek hayal değildir. En azından bir yıl içinde yeniden İnciraltı’nda yüzülebilir ve sonrasında da yıllar bazında Konak’a kadar olan alanda yüzülebilir. Yapılması gereken tek şey, İç Körfez’e kirli su girişinin engellenmesidir. 2009 yılında, kuzeyden (Bostanlı-Çiğli) bir kanal açıp su sirkülasyonunu sağlayıp yeniden Körfez’de yüzebileceğiz denilmesinin de bilimsel hiçbir temeli yoktur. Çünkü, Körfez’de ciddi olarak akıntı vardır ve akıntı ölçer verilerine göre İç Körfez’e Yenikale’den giren su, ortalama 10 gün gibi kısa bir sürede Körfez’i terk ederek kuzeyden Bostanlı önlerinden çıkar.

Olta balıkçılığı cenneti

Özetle, Körfez’de sirkülasyon sorunu yoktur, İç Körfez’e temiz su girişini sağlayın, bir yıl sonra rahatlıkla İnciraltı’ndan denize girmeye başlayın. Sonrasında güney sahillerini, öncelikle İnciraltı’ndan başlayarak yavaş yavaş doğuya doğru plajlayarak yeniden eski günlerine kavuşturulabilir. Akdeniz’in biyolojik olarak en zengini olan Körfez’i, atılacak olan resiflerle olta balıkçılığı cennetine dönüştürmek de hayal değildir. Özellikle Temmuz ayındaki rüzgârlar da sörf için ideal ortamlar yaratır. Tüm bu temiz ve yüzülebilir Körfez hayali, fabrika ve sanayinin arıtma tesislerinin kontrol altına alınmasından sonra oluşabilir. Son yıllarda boruların kapasitesini doldurduğu için artık evsel atıkları da taşıyamadığı ve bu nedenle sık sık kirli suların doğrudan denize verildiği de gözlenmektedir. Tabii, dere tabanlarındaki o ucube betonlar da yok edilmelidir; çünkü bu betonlar biyolojik yaşamı yok etmektedir.

Prof. Dr. Doğan Yaşar’la yaptığım söyleşiye Ege Denizi ve turizmle devam edeceğim.

Yazarın Önceki Yazıları