“Lokanta gibi bir meyhane”

13.01.2018 Cumartesi

İstanbul’da meyhaneler de zamanla değişti. Meyhaneler, balıkçı lokantalarıyla birleşti. Rana’yı farklı bir balıkçı-meyhane havasını yaşamaktan, farklı meze çeşitlerini tatmaktan hoşlanacaklara tavsiye ederim...

Geçtiğimiz günlerde ebediyete intikal eden Aydın Boysan, İstanbul tarihini: 1- Kebaptan önce, 2- Kebaptan sonra olarak ikiye ayırırdı.

Anadolu‘dan İstanbul’a göç, İstanbul’un yaşam tarzını değiştirdi. Paris’e, New York’a, Berlin’e göç edenler, yeni geldikleri şehrin yaşam tarzını benimserlerken, İstanbul’a göç edenler, daha önce yaşadıkları yörenin yaşam tarzını beraberlerinde getirdiler.

İstanbul’un  “özelliği”ni yansıtan “fine dining” denilen “doğru dürüst” lokantalar “maalesef” ilgi görmez oldu.

Fine dining lokantalara İstanbul’a yabancı varlıklı turist gelmez olunca, yerli müşteri azalınca, mutfak ve servisi kalitesini aynı çizgide korumak imkansız hale geliyor. Gümüşsuyu’ndaki Topaz, “doğru dürüst” lokantalardan biriydi. Batı ülkelerinde benzeri görülen, mutfağıyla, dekoru ve servisiyle bir “fine dining” lokantaydı. Değişime o da direnemedi. Kapanmak zorunda kaldı.

2007 yılında Kaya Demirel’in ortaklığıyla Yücel Özalp’ın açtığı Topaz, Gümüşsuyu’ndan Dolmabahçe’ye inen yolun başında, 1950’lerde mimar Emin Onat’ın projesiyle inşa edilen Devres Han’da idi. Gidenler, tepeden Dolmabahçe Camii ile Dolmabahçe Sarayı’na bakıyor, Topkapı Sarayı’ndan Üsküdar’a ve Fatih Köprüsü’ne kadar tüm Boğaz’ı görüyordu.

Meyhaneler de değişti

Yücel Özalp ve karısı Gülin Özalp Topaz’ı mecburiyetten ”meyhane”ye dönüştürdüler. Eski Topaz , “Râna” oldu. Salon gene eski salon, manzara gene eski manzara. Mutfak gene eski mutfak. Servis gene eski servis. Ne var ki, Topaz’ın “lokanta gibi lokanta” havası, masaları, dekoru gitti, yerini meyhane dekoru aldı.

Râna, kimine göre “modern meyhane”, kimine göre “lüks meyhane”. Kimine göre “balıkçı meyhane” kimine göre “manzaralı meyhane”… Ama sonunda “meyhane”.

İstanbul’da meyhaneler de zamanla değişti. Meyhaneler, balıkçı lokantalarıyla birleşti. Veya balıkçı lokantaları meyhane haline geldi. Meyhaneler “lokantalaştı”...

Eski yıllardakine benzer şekilde “Meyhaneye uğrayayım. Tek bir kadeh rakı içeyim.. Meyhaneci Yorgo Efendi belki yanında kürdana batırılmış bir parça beyaz peynir veya kürdana batırılmış bir tek hamsi kızartma ikram eder” diye bir bekleyiş yok. Meyhanelerin farklı meze çeşitleri de artık bir örnek hale geldi. Uskumru çirozu yok. Tuzsuz lakerda yok. Cacık bile yok. Patlıcan- biber tava yok. Râna’da menü hazırlanırken, balık lokantalarından ve benzer meyhanelerden farklı olmaya özen gösterilmiş.

Râna’nın müdürlüğünü Kemal Aydın ve İbrahim Aras yapıyor. Masamızla Zafer Başarır ilgilendi. Mutfak şefi Süleyman Dinç, mezeci Haydar Erdoğan imiş. Soğuk mezeler arasında cacık, topik, tarama, lahana dolması, ıspanak kökü, karidesli füme somon sarma, pastırmalı humus, patlıcanlı tahinli mutabbal, Girit ezmesi, zencefilli levrek marin var. (8-28 lira arası)

Ara sıcaklar arasında Girit usulü kabak mücveri, otlu ahtapot kavurması, deniz ürünlü orzo, kuzu yaprak ciğer ilgi çekiyor. (18-34 lira arası)

Kırmızı ve beyaz et çeşitleri yanında günün balıklarını da istenen şekilde hazırlıyorlar. Tavuk ızgara, şiş köfte 39 lira. Kuzu pirzola, bonfile lokum 70 lira. Balıkların fiyatı gününe göre değişiyor. Farklı bir balıkçı-meyhane havasını yaşamaktan, farklı meze çeşitlerini tatmaktan hoşlanacaklara tavsiye ederim. Birlikte gittiğimiz dostlarımız, ”Râna, lokanta gibi bir meyhane olmuş. Hem lokanta hem meyhane” dediler.

Yazarın Önceki Yazıları