MABEL ETKİSİ

13.07.2018 Cuma
Ana akım Türkçe müzik için yeniden umut doğuyor. Alternatif işler yapanlar, epeydir ana akımı etkisi altına alıyor. Şu sıralar bir isim var ki, Türkçe pop müziğe çekidüzen verecek bir iddiayla pırıl pırıl parlıyor. Çıktığı günden beri kendine özgü, farklı, renkli ve sıcak bir adam; Mabel Matiz.

‘Maya’ adını verdiği 21 şarkılık yeni albümü, bir anda ses getiriyor. Projenin ilk sinyallerini verdiği iki parçası ‘Ya Bu İşler Ne’ ve ‘Öyle Kolaysa’ ile daha çıkmadan yerini belirleyen ‘Maya’, yeni bir yol açıyor. Kimi eserlerde 70, 80 ve 90’lardan çok tanıdık, kiminde Anadolu’dan esinlenen, neredeyse bildik gelen bir sentez var. Bazen elektronik bazen de folk gibi bir uçtan bir uca salınan bir yelpazesi bulunuyor. Tümüyle dinlediğinizde de her bir şarkının ayrı hikayesi mevcut. Sanatçının kendi deyimiyle “En yüklü” albümü, dinledikçe demleniyor.

Dahası var aslında... Bu albüm, Mabel Matiz’i yakından tanımak için bir fırsat. Hep gülümseyen, biraz mahcup, hatta çekingen görünen bir müzisyenin kendi içinde yaşadığı duyguları, ömründeki döngüleri, müziğine ilham verenleri ve kendini ortaya koydukça renklenen görüntüsünü izleyebilmek için bir vesile. Nihayetinde ‘Maya’ ile Matiz, kendi tarzını iyiden iyiye vurguluyor ve müzik piyasasındaki yerini sağlamlaştırıyor. Ne diyelim, su akıyor, yolunu buluyor. Türkçe müziğe bir ‘Mabel etkisi’ geliyor.

HAK YERİNİ BULUYOR

Selda Bağcan, 47 yıldır pes etmiyor, kendi müziğini yapıyor. İlk yıllarından beri aslında dünya onu fark ediyor, Türkiye’deyse hep bir mesafeyle yaklaşılıyor. Hikayesi malum; yasaklar, hapis derken, 20 yılı deyim yerindeyse eza ile geçiyor. Alevi zanneden oluyor, kürt zanneden oluyor. ‘Komünist’ diye yaftalayan illa ki bulunuyor. Öyle ya da böyle müziği, fısıltı gazetesiyle yayılmaya, şarkıları dilden dile dolaşmaya devam ediyor. Ne zaman ki, internet çağı başlıyor, o gün Bağcan’ın yaptığı ‘protest müzik’ dünyada çığ gibi büyüyor.

Yıl 2018 olduğunda, artık bir fenomen olarak anılıyor. Dünyanın en önemli rock festivallerinin yıldızı haline geliyor. Polonya’daki küçük bir kasabada veya Barselona’da Primavera’da farklı milletlerden dünya gençliği “Selda” diye adını haykırıyor. En büyük hayranı olan ‘Yüzüklerin Efendisi’nin Frodo’su Elijah Wood hâlâ Bağcan’ı arayıp, soruyor.

Enerji böylesine büyük olunca, Bağcan 70 yaşında bir maratona çıkıyor. Geçtiğimiz hafta Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde, 40 kişilik senfoni orkestrası ve İsrailli rock grubu Boom Pam ile verdiği görkemli konserin ardından şu sıralar da Ege’den Van‘a kadar uzanacak
40 konser için çoktan yola çıktı.

Geçtiğimiz yıl yayınladığı iki CD’lik ‘40 Yılın 40 Şarkısı‘ albümünün ikincisi için de hazırlıklarını yapıyor. İkinci albümün ilk CD’sinin rock parçalardan, diğerinin derin ağıt ve türkülerden oluşacağını anlatıyor. Hatta altı albüme kadar devam edeceğini söylüyor. Bağcan tüm bunları anlatırken, benim de aklımdan geçen şu oluyor: Ne güzel ki, geç olsa da, hak yerini buluyor.

Yazarın Önceki Yazıları