Mükemmelliyetçilik ve Hiçlik

25.02.2018 Pazar

David BURNS’den daha önce burada bahsetmiştim. “İyi Hissetmek” Türkçeye çevrilen kitaplarından biridir. Bilişsel Davranışçı Terapinin önde gelen terapistlerinden biri olmanın yanında bu terapiyi en iyi anlatan kitapların da yazarıdır.

İyi Hissetmek kitabında Burns hoca der ki; Mükemmel olmak bir insani yanılsamadır. Gerçekten de öyledir. Size tüm istediklerinizi vaat etmiş gibi yapar ancak sizi can evinizden vurur. Mutlu ve huzurlu olmanın yolu gibi görünür ama aslında sizi mutsuzluğun ıstırap dolu dehlizlerine iter. Mükemmel oldukça değerli olacağınızı sanırsınız. Bütün bir amansız mücadelenin sonunda geldiğiniz yer değersizlikten başka bir şey değildir. Bu konuda çabaladıkça hayal kırıklıklarınız da aynı oranda artmaya devam eder.

Çünkü, mükemmeliyetçilik ulaşılması zor hedefler koyar. Tabiatı gereği sonu yoktur. Siz birine vardığınızda bir diğeri gözünüzün önünde belirir. Tıpkı bir serap gibi tam yakalayacakken yeni bir hedefle karşılaşır ve onu kaybedersiniz. Ve o hiçbir zaman gerçekleşmez. Yapamadıkça gerilir ve kendinizi başarısız ve değersiz hissedersiniz. Bu zamanla depresif duygu durumun zeminini oluşturur. Yapmak istedikleriniz ya da hedefleriniz yaşam biçiminiz haline geldiğinde artık onun esiri olmuşsunuz demektir.

Başaramamak, (neye ve kime göre?) bunun için nominal değerlerden uzak kişisel yargılara yer vermek, kendi çarkları içinde ezip yutmaya hazır bir canavara teslim olmak anlamına gelir. Önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi değersizlik duygusunu davet eden bu durum mutsuzluğun ve depresyonun zemin hazırlayıcısıdır. Sadece geçmiş başarısızlıklarına odaklanan, yaptığı hiçbir iyi ve güzel şeyi görmeyen ya da onu değersizleştiren bir kişilik yapısı gelişir.

Mükemmelliyetçilik yalnızlığı da beraberinde getirir. İtilir ve dışlanırsınız. Kendi dışındakileri mükemmel gören kıyaslamacı kişilikler hariç diğerleri aynı zamanda eleştireldirler de… Bu yüzden hep bir beğenmemezlik zamanla dışlanmayı getirir ki sonu yalnızlıktan başka bir şey değildir.

Mükemmelliyetçilik, düşünsel dünyanızı en azından bazı konular için köreltir. Kendi iyilik ve güzelliklerinizi görmezden gelmeye başlar, kendinize karşı insafsız bir değerlendirmenin içinde olursunuz. Öylesine yanlı bir yargı içinde olursunuz ki, artık yaptığınız hiç bir şey düzgün, uygun, güzel, olumlu ve değerli değildir. Böylesi bir ruh halinin kişiyi nereye götüreceği açıktır.

Yukarıdan beri aktarmaya çalıştığımız zararlı mükemmeliyetçilik algısının doğuracağı sonuçlar hakkında Kemal SAYAR hocanın bir tespitine burada yer vermek istiyorum; “Size zarar verecek bir mükemmeliyetçilik algısına sahip olmak öfke patlamaları yaşamanıza, depresyon ve benzeri duygu durum bozuklukları geliştirmenize, yüksek kaygı seviyesine ve kaygı bozukluklarına yol açabileceği gibi fiziksel sorunlara da neden olabilir.
Mükemmelliyetçilikle savaşmak, bu sıkıntı için yardım istemek ve çocuklarımıza mükemmeliyetçi olmayı dikte etmemek bizi olası psikopatolojilerden koruyacaktır.”

David Hoca “İyi Hissetmek” kitabında mükemmeliyetçilikten nasıl kurtulacağınıza ilişkin bazı uygulamalardan sözediyor. Madde madde anlatılanları yerine getirebildiğinizde bir değişim yaşayabilirsiniz. Bu konuda alacak olduğunuz psikolojik destek gelişebilecek bazı sorunları da önleyecektir.

Son söz olarak; mutedil olmayı kutsayan kadim öğretiler içinde en yücesinin çizdiği kutsal söylemlere de yer vermek gerekir diye düşünüyorum. Daima “orta yolu” önceleyen bu anlayışta belki de en önemli vurgu, başlangıç noktasının HİÇLİK makamı olmasıdır. Bunu kabul eden ve farkında olan bir birey için mükemmeliyetçilik anlamsız gelecektir. Zira aşırılıklardan uzak kalıp orta yol üzere olmak, her hususta i‘tidali elden bırakmamak birey ve toplum sağlığının temel şartıdır.