Nefes çocuk gelin mi?

14.04.2018 Cumartesi
'Sen Anlat Karadeniz'in yayınlanan son bölümünde Tahir, Nefes’in babasına çıkışıp, “Sen kızını sattın” diyor. Babası ise “Allah’ın emriyle” verdim deyince, Tahir şaşkınlıkla Nefes’e dönüyor. Flashback’le olayın nasıl geliştiğini görüyoruz. Nefes daha lise öğrencisiyken, babasının vekaletiyle imam nikahı yapılıyor ve Vedat’ın karısı oluyor. Nefes ağlayarak, “Ben evlenmeyi istemedim” diyor Tahir’e. Dizi bu sahneyle bitiyor ve ardından ekrana bazı bilgiler geliyor. Türkiye’de 200 bin çocuk gelin olduğu, her yıl 40 bin çocuğun katıldığı yazıları, Sezen Aksu’nun ‘Ünzile’ şarkısı eşliğinde ekranlara düşüyor.

‘Sen Anlat Karadeniz’, Türkiye’nin en çok izlenen ikinci dizisi. Milyonlarca insan seyrediyor, sinemanın, tiyatronun, kitapların girmediği ücra köylere ve evlere girebiliyor.

Kadına şiddet konusunu ele alarak, büyük bir iş yaptı. Şimdi Türkiye’nin başka bir yarası çocuk gelin meselesine değinmesi de çok iyi oldu. Nihayetinde bir dizi ama sosyal sorumluluk projesi gibi... Dolaysıyla o yönde beklentilerimiz de arttı. Mesela kız çocuklarının okula gönderilmesi konusunu da işlese güzel olmaz mı? Bunu onlara bir yük olarak değil de hikaye pası anlamında söylüyorum.

Bu arada dizide verilen diğer bir bilgi de çocuk gelinin en az olduğu beş ilden üçünün Trabzon, Artvin ve Rize olduğuydu. Ben de bir ekleme yapayım: Çocuk gelinin en fazla olduğu il Ağrı, en az olduğu il ise Tunceli.  

SİNEMA SEKTÖRÜ TEHLİKEDE Mİ?

Şükrü Avşar, Türkiye’nin en önemli film ve dizi yapımcılarının başında geliyor. ‘Fazilet Hanım ve Kızları’ dizisinin, ‘Babam ve Oğlum’ filminin yapımcısı. Sinemaya makinistlikle başlamış, bugün Avşar Sinemaları’nın sahibi. Yani sinema sektörünü en iyi bilenlerden biri. Artı TV’ye konuk oldu ve dikkat çekici açıklamalar yaptı. Son yıllarda 35 mm’.den dijitale geçince, film sayısının artmasına rağmen sinemanın büyük tehlikede olduğunu söylüyor. “80’li yıllarda da ‘Sanat filmleri yapacağız’ diye seyirciyi sinemalardan uzaklaştırdılar, sinemayı bitirdiler. Bugün de dizilerin bile altına düşen kalitede işler yapılıyor ve sektör kendini yok etmeye doğru gitmeye başladı” diyor.

Geçenlerde yönetmen Yüksel Aksu’yla sohbet ettik. O da, “Diziler sinema kalitesine yükselmeye çalışırken, sinema filmleri dizilere benzemeye başladı” dedi.

Diziler bir haftada yazılıyor ve çekiliyor. Yeterli hazırlık yapmaya vakit yok. Bütçeleri sinema filmlerinden çok daha düşük. Dolayısıyla sinema filmleriyle karşılaştırıldığında daha dezavantajlı. Sinemanın senaryo ve görsel olarak da daha özenli ve kaliteli olması gerek.

Neden kalitesizleşiyor?

Sinema riskli bir alan. Filmi yaparsınız, zaman ve para harcarsınız, seyirci izlemezse batarsınız. Diziler bütçelerini kanallardan aldığı için riski az. Sinema filmi yapımcıları da riski azaltmak ve seyirciyi salonlara çekmek için olabildiğince basit, yüzeysel işler yapmak gerektiğini düşünüyor. Zaten en çok komediler gişe yaptığı için oraya da yöneliyor. İçi boş, sadece güldürmeye yönelik iş yapmaya çalışıyorlar. Böyle yapınca garanti mi peki, değil...

Dizi sektöründeki rekabet kalite yarışına dönüşürken, sinemanın böyle olması üzücü tabii. Dizi sektörü dünyaya açıldı ve ikinci sıraya yerleşti. Şu an hedef, daha önce girilmemiş ülkeler.

Sinema ise kendini yurt içine kapattı. Sadece gurbetçilerin olduğu ülkelerde vizyona girebiliyor. Çanlar sinema için çalıyor. Bizi kurtaracak tek şey, iyi filmlerin gişe yapması ve sektörün gişe için iyi film yapmaya teşvik edilmesi. Yani iş yine seyirciye düşüyor.

 

 

Yazarın Önceki Yazıları