“Çizgilerin efendisi”

“Tıpkı durgun deniz yerine dalgalı denizlerin çok daha sert ve güçlü bir his uyandırması gibi.”
 
Bazen okuduğunuz öykülerde karşınıza çıkan anlar rüyalarınızdan, hayallerinizden tanıdık gelir.
Hangisi ile daha önce tanıştınız karıştırmanız mümkündür.
Öyküyü okuduktan sonra mı rüyanızda gördünüz, yoksa rüyanızda gördüğünüzü öyküye mi taşıdınız?
Bir de sizin için hayalinizle hikâyeler arasında köprü kuranlar vardır.
 
Hikâye resimleme sanatçıları…
Çizgilerin gücü adına demeden önce noktaların gücü adına demek daha doğru olur sanırım… 
Birazcık minimalize edince,  derinlere inince,  her şeyin zerrelerle, 
Küçük detaylarla beslenerek büyüdüğünü görünce,
Abartıdan kaçıp yalın ve sadeliğin peşine düşüyor insan.
Ve belki de birazcık primitif olanın, akılda kalanın, hayal dünyasında büyüyenin…
 
Tabloların isimleri, renkleri, bir çırpıda anımsattıkları işte tam da böyle bir şey… 
Takas, Cinnet, Orta oyunu, Curcuna 
Sedat Girgin  “Çizgilerin efendisi”
 
Yetenekli sanatçı 11.kez gerçekleşen Contemporary İstanbul’da Galeri 77’de 4 tablosuyla yerini aldı.
Biz de sizin için Sedat Girgin’le bir söyleşi gerçekleştirdik.
 
 
Bize kendinden bahseder misin?
1985 yılında İstanbul’da doğdum. 
Küçük yaşta da çizim yapmayı çok severdim.
İlgilendiğim bir şeye aşırı konsantre olduğumdan ilköğretim hayatım biraz problemli geçti. 
Derslerde çok fazla hayal dünyamda kaybolmamdan dolayı öğretmenlerim hep şikâyet ederdi. 
Ailemin çizime ve sanata olan düşkünlüğümü fark edip sınava bir ay kala beni Güzel Sanatlar lisesine yönlendirmesiyle hayatım değişti. 
İstanbul Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi’nde ilk sanat eğitimime başladım. 
Bu benim için dönüm noktası oldu. 
Kendimi bulmuştum. 
Lise hayatında temel desen ve sanat eğitimimi aldım,  çok fazla çizim yapmaya başladım, hatta gecelere kadar çizerdim. 
Üniversiteye hazırlandığım dönemler eve git-gel,  zaman kaybettiğim için okulda yatılı kalmaya bile başlamıştım. 
Sonrasında üniversite yetenek sınavlarında girdiğim tüm bölüm sınavlarında başarılı oldum. 
Aslında resim okumak istiyordum, kazanmıştım da fakat o dönem ekonomik krizden ailem çok fazla etkilendiği için daha garanti bir meslek seçmek adına Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Endüstri Ürünler Tasarımı bölümüne kaydımı yaptırdım. Fakat ilk derste T cetveli ve gönye ile tanışınca bölümün bana hiç uygun olmadığını fark ettim. Tabi artık çok geçti. 
En yakın arkadaşlarım resim bölümündeydi, ben de sıkça resim atölyelerine gidip desen çizmeye devam ettim. 
Bölüm derslerinden sıkıldıkça gidip fotoğraf ve grafik bölümü derslerine de izin alarak girmeye başladım. 
Tüm boş vakitlerimi başka bölümlerde değerlendirir olmuştum. 
Sonrasında bunun çok fazla faydasını gördüm. 
Bir taraftan da bölüm derslerinde can sıkıntısından defterlere bir şeyler karalardım. Sonrasında bu çizimler benim ilk portfolyoma koyduğum işler oldu. 
O dönem Bant dergisi yeni çıkmıştı ve ben de illüstrasyon kelimesi ile tanışmış oldum. 
Çok ilgimi çekti ve çizgilerimi bu alana çok yakın hissettim. 
İşlerimi yeni yeni girdiğim internet portfolyo sitelerine yüklemeye başladım. Sonrasında çocuk kitabı dünyası ile tanıştım ve çok sayıda çocuk kitabı resimledim. Şu an halen serbest olarak kitap resimleri, dergi kapakları, reklam illüstrasyonları çiziyorum.
Resimler yapıyorum, sergilere katılıyorum. Kısaca hayatım bu şekilde devam ediyor. Sevdiğim işi yapmaya çabalıyorum.
Kendi üslubunu hangi akıma yakın buluyorsun?
İllüstrasyonlarımın dışında resimlerimde kendimi daha da özgür hissediyorum. İçimden geldiğince sert çizgiler kullanabiliyorum. 
İşlerimin genelde içten, samimi olmasına gayret gösteriyorum. 
Aslında bir duygu aktarımı yakalama peşindeyim. 
Beğendiğim ressamlar genellikle dışavurumculardan çıkıyor. 
Sanırım kendimi bu akıma (Ekspresyonizm) daha yakın hissediyorum.
Kullandığın teknikten bahseder misin?
Genellikle kâğıt üzerine çalışmayı seviyorum. 
Kâğıt üzerine hangi malzeme olursa kullanıyorum.
Mürekkep, suluboya, akrilik, guaj, ekolin, füzen, kuru kalem en çok kullandığım malzemeler. 
Hatta ilk katını atarken kahve bile kullanıyorum. 
Benim için teknikten çok sonuç önemli. 
İçimden geldiği gibi çizmeye çalışıyorum, bu da insana samimi geliyor sanırım. 
Ben formlarla oynamayı seviyorum. 
Çizdiğim figürler alabildiğine deforme, bunun duyguyu daha direkt anlattığını düşünüyorum. 
Tıpkı durgun deniz yerine dalgalı denizlerin çok daha sert ve güçlü bir his uyandırması gibi.
Herkesler ve sanki hiç kimseler!
Tablolarında figürlerin siyah pantolonları, yakalarında kullandığın detay, şapkaları, at, horoz ve arka planda kalan güneş, sarayın olduğu bir kent, ağızdaki çiçek, parmakta zil, bütün bunların kelimelere dökülmüş halini bizimle paylaşır mısın, kim bu tablolarındakiler?
Bu seride dans eden kostümlü delileri görüyoruz. 
Tiyatro ve gösterilerde giyilen kostümler bir rol kıyafeti ve bu delileri aslında özgürce dans eden ama rol yapmayan bireyler. Ama üzerlerinde rol kıyafeti olarak kostümleri var. Bir ikilem yaratmaya çabalıyorum.
Delileri resimlemek istedim çünkü onların vücut dilleri hareketleri benim çizim dünyamla çok bütünleşiyordu. 
Delilere, deliliğe hep ilgim oldu. 
Özellikle akıl sağlığı bozulmuş bireylerin (ben özellikle deli demekten hoşlanıyorum) hep normal hayata adapte olmuş rutin hayat yaşayan insanlardan çok daha özgür olduklarını düşünürüm. 
Bu bireyler topluma karışmakta zorlanıyorlar ve bu olgu benim ilgimi çekiyor. 
Özgürce hareket ediyor, fikirlerini ve akıllarına geleni özgürce gerçekleştiriyorlar. Vücut dillerinin hep uçlarda olmasının çizimlerimle örtüştüğünü düşündüm.
Kitap resimleme nasıl başladı?
2006 yılında yine bir yandan üniversitede okurken kuzenim Suna Dölek’in ilk çocuk kitabı yayınlanmaya karar verildi, ama bir çizer eksiği vardı. 
Bana çizimlerini yapmam konusunda teklifte bulundu ve ben de başladım çizmeye.
İlk çocuk kitabım onun kitabı oldu.  
Sonrasında başka yayınevleri ile de görüşmeye başladım ve kendimi çocuk kitabı çizeri olarak buldum. 
Ödüller kazandım, seçici kurul üyelikleri yaptım. 
Şimdiye kadar birçok yayınevinde 80’i aşkın çocuk kitabı resimledim ve meslek hayatımın 10. Yılında Andersen ödüllerinin Türkiye adayı olarak gösterildim. Bu benim için çok onur verici bir haber oldu.
 
Kitap resimleme aşamaları nelerdir? 
Yayınevlerinde editörler kitabın içeriğine, uygunluğuna göre bana kitapları gönderir ve ben de okur ve resimlemeye karar verirsem işe koyulurum. 
İlk başta hangi sahneleri çizeceğime karar veririm, ardında eskizler yapmaya başlarım. 
Eskizler içime sindikten sonra da sonuç çizimleri yapar yayınevine gönderirim.
Çocuk kitabı resimlerken dikkat ettiğim şey; çocukları hayal dünyasına sokabilmek. Belki de başarının sırrı çocuk gibi düşünebilmek ve doğru espriyi, doğru detayları yakalayabilmek. 
 
Beğendiğin ressamlar kimler?
Tarihten bugüne o kadar çok beğendiğim ressam ve iş var ki hangisi sayacağımı bilemedim ama sanırım lise hayatımda tanıştığım ve beni en etkileyen ‘Egon Schiele’ olmuştu. 
Sweeney Todd,  Dark City, Kutu Cüceleri Yaratıklar Aramızda, Oz büyücüsü, Malefiz ve Shrek bunlar son dönemde yapılmış benim severek izlediğim filmler,
Senin bu tarz severek izlediğin filmler hangileridir?
Animasyonda Triplets de Belleville benim için başı çeker. 
Görsel olarak Wes Anderson filmlerini çok severim. 
Hikaye anlatımı ve diyologlarda ise Jim Jarmusch’u çok seviyorum.
 
Çalışırken kimi dinlersin?
Çok fazla konsantre olduğumdan bazen müzik açmayı bile unutuyorum. 
Genelde liste hazırlamak zor geldiğinden radyo dinlemeyi daha çok seviyorum.
 
Tablolarındaki kahramanların beyaz perdeye uyarlanmasını ister misin?
Çok çok isterim. Herhalde çok heyecan verici bir iş olurdu.
 
İleriye dönük planların nelerdir?
Aslında tek planım bu işi devam ettirebilmek. Çok daha fazla özgür işler üretebilmek. 
Ürettikçe hedeflerimi yakalayabileceğime sonsuz inanıyorum.
 
Ve kelimelerin gücü adına! 
Fraktal-Uzay
Güneş- Yeniden doğuş
Geçmiş- Dün
Armağan-Zor bulunan
Nü-Yalın