Hülya Alkan Kültür-Fizik Tüm Yazıları

Aşıklar Şehri

La La Land (Aşıklar Şehri) günümün sürprizi oldu. Sinemaya gitmek aklımda yoktu. Arkadaşımla hoş bir sohbetin ardından “Whiplash’in yönetmeninin yeni filmi çıkmış” cümlesi aklımı çeldi.

Yönetmen Damien Chazelle’nin önceki filminden kalan duygularla müziğin bu derece ön planda, hatta tutkuyla yer alması beni şaşırtmadı ama bir müzikal beklemiyordum. Hatta film başladığında sıkılacağımı bile düşündüm. Dans ve müzik ağırlıklı bir film izlemek değildi belki de aklımdan geçen. Ama ilk sahneyle beni şaşırtan film, merak uyandırarak devam etti.

Sebastian (Ryan Gosling) ve Mia’nın (Emma Stone) hikayesiydi bu kez izlediğim. Yine müziğe tutkuyla bağlanan bir karakter vardı karşımda: Sebastian.

Bu kez fonda piyano ve yine Caz var. Ryan Gosling oyunculuğunun yanı sıra, piyanosuyla adeta bir müzik ziyafeti yaşatıyor. Emma Stone da ona ruhuyla eşlik ediyor. Filmin güzel sürprizi olarak yönetmenin önceki filmi Whiplash’de oynayan J. K Simmons, Sebastian’ın patronu rolünde karşımıza çıkıyor.

Sebastian, geleneksel cazı tutkuyla seven ve piyanosuyla bunu icra eden bir sanatçıdır. Müzisyen olarak kendine ve müziğine bir türlü yer bulamazken, sadece bu müziğin çalacağı bir mekana sahip olmanın hayalini kurmaktadır. 

Mia ise oyuncu olma hayaliyle bir film platosunun kafesinde çalışır ve ara ara oyuncu seçmelerine girer ama o da başarısız olur. Her ikisinin de hayalleri ve uğrunda savaştıkları tutkuları vardır. Hayata aynı noktadan bakarlar.

Karşılaşmalar.

Tesadüfler.

Çatışmalar.

Tutkular.

Tüm bunlar elbette onlara aşkı getirir.

Öyle ki ilk bölümde, filmin adını sonuna kadar hissettiren sorunsuz, masalsı, romantik bir aşk vardır. Oyuncu seçimindeki başarının da bir getirisi olarak, her şey mükemmele yakındır.

Kıyafetler, arabalar, mekanlar ve aşkın yaşanış şekli bir dönem filmi izlenimi veriyor ve belki de bizi özlemini duyduğumuz nostaljik bir yolculuğa sürüklüyor. En çok da bunu danslarla yapıyor. Griffith Rasathanesi'ndeki dans tam bir rüya.

Konusu ise içimizde kalan tutkuların ya da yapmak istediklerimizin gerçekleşme ihtimalinin heyecanını bize yaşatıyor.

Başarısızlık da bir ihtimal. Bu ihtimalin varlığı da filmi izlerken bizi geriyor.

Tercihler, başarılar, hayal kırıklığı, vazgeçişler ya da tutkuyla savrulmalar ve gerçekler…

Kendimizden bir çok parça bulabileceğimiz film, yönetmenin bize bıraktığı soru işaretleriyle son bulurken yüzümüzde de bir tebessüme neden oluyor.

Amerikan Film Enstitüsü tarafından 2016'nın en iyi 10 filminden biri olarak seçilen film görsel ve müzikal olarak keyifle izleniyor.

Vizyondan kalkmadan siz de kendinize bir güzellik yapın. 

 

@hulyoalkan