Ayşen Çatak Yalman - Gazeteci Çalışan Annenin Günlüğü Tüm Yazıları

Hamile Kadınlara Ne Söylenmez? Neden Söylenmez


Eski fotoğraflarımı karıştırırken önüme bir fotoğraf geldi; tam throwback yapacaktım ki kendime geldim. Yok canım, o kadar özgüvenim yok henüz. Hani kendiyle barışık biriyimdir ama o kadar değil. Hamilelik fotoğraflarımdan bahsediyorum. Hadi ama, kaçımız o fotoğraflara bakıp “aahh dünya güzeliyim” diyoruz. Demiyoruz elbet! Çünkü ne yazık ki etrafımızda dengesiz, patavatsız, dangoz o kadar çok insan var ki; hamile olan kadına yaptığı o soğuk ve manasız esprileriyle, resmen kendinden nefret eder hale getiriyor. Sonra da hatırlamak bile istemeyeceğimiz anılarla doluyor, o caanım süreç.

Aslında her hali güzel olan, e haliyle hormonal dengelerin tamamen bozulması suretiyle, insanın beynini ve aslında tüm benliğini geçici olarak esir alan, akıl ve zekadan bir miktar uzaklaştıran bir süreç hamilelik. Haa, bu dönemi hiçbir şey olmamış gibi atlatanlar yok mudur? Vardır efendim… Lakin hamileyken siz bile eminim o büzüşük beyinli insanların cümlelerine maruz kalmışsınızdır.

Asıl konuya gelmek istiyorum, hamile kadınlara söylenmeyecek sözler, kurulmayacak cümleler üzerine sanırım sabaha kadar konuşabilirim. Bu bombardımana maruz kalmış birisi olarak çok net söylüyorum ki, çenenizi tutamıyorsanız, hamile görünce lütfen bi zahmet uzayın!!!

Kendi hikayemden yola çıkacak olursam; hamileliğimin ilk 3 ayında karnım hızla şişti, kilo almadım aslına bakarsanız ama neden bilmiyorum ama göbek yaptım. Tabii çoğu kişinin 5 ya da 6. Ayında karnı belirginleşmeye başlar, bende böyle olmadı. Beni görenler şöyle diyordu, “Ooo biraz erken çıkmış karnın, maşallah vücudun çok zayıf ama karnın neden bu kadar çıktı ki?”

Daha da trajik olanı var; “3. ayında böyleysen 8. ayında nasıl olacaksın merak ediyorum.”

Halimde ne vardı, nasıl olacaktım, patlayarak yok mu olacaktım… kafamda deli sorular. Hayır gerçekten şişmiştim ben de farkındaydım, ama bu kadar yüze vurmaya lüzum var mı, yok!

Ha bi de şunlar var, “burnun şişti iyice, hamilelik belirtileri iyice baş gösterdi, aahh canımm, ayak bileklerin fil bileği gibi oldu, acıyor mu?”

Yahu acısa ne yapacağım, mecbur katlanacağım; hayır acıyor desem ne yapacaksın, öpeyim de geçsin mi diyeceksin? Ayaklarım fil ayağı gibi oldu ama belki ben kimse görmüyor sanıyorum… neden söylüyorsun, zalım insan! (i harfiyle olan zalim değil ı ile olan zalım)
Hamileliğin en önemli belirtilerinden biri de IQ’daki ciddi ve hızlı düşüş… Yani o irtifa kaybederken, biz de itibar kaybediyor olabilir evet ama engel olamıyorsan tadını çıkaracaksın.

Bilen bilir, vala hiç numara yapmayın, beynimizin yarısı tatile çıkıyor, kalan yarısı ile idare etmeye çalışıyoruz. Haliyle çuvallıyoruz. Şimdi bundan kaynaklı unutkanlık had safhada oluyor, çözüm üretemez noktaya geliyorsunuz. Örneğin taşmak üzere olan süte, bakmakla yetinebiliyorsunuz. Müdürün odasına gidip, merhaba deyip söyleyeceğinizi unutuyorsunuz. Hatırlayınca tekrar geleceğinizi söyleyip çıkıyorsunuz. Yer yarılsa da girsem yani! Deneyim bunlar… Lakin tüm bunları yüze vurmak da nesi… Yapmayın beyler bayanlar.

Takıldığım konulardan biri de şu, kendini hamile kadınlara akıl vermek ve kendi hamileliğinden bol bol örnek vermekle görevlendirmiş apartman teyzeleri, akrabalar, iş arkadaşları vardır. Hamileysen ve bir biçimde bu insanlarla aynı ortama düştüysen, gerçekten yandın. Sorgulama süreci başlar. Ne yiyorsun, ne kadar yiyorsun, ay bu günlerinin kıymetini bil, bol bol uyu, gez. Sonra gezemeyeceksin, uyuyamayacaksın, hayatın artık eskisi gibi olmayacak, vs… işte bu cümleleri duyunca içini sarar bir korku; Allah’ım ben ne yaptım dersin…

Hamileyken yapılmaması gereken bir şey daha var ki; hamile kadının lokmasını saymak. Çok iştahlı bir hamilelik yaşamasam da, e tabii yiyorsunuz biraz. Taa ki karşındaki şöyle bir cümle kurana kadar; “Ye ye sen 2 canlısın, kan olsun, can olsun, maşallah, ye ye.” O anda yemekten soğuyor insan. Tam tersi de var; “Tamam 2 kişilik yiyorsun ama bebek değil sen kilo alıyorsun bence, şişip kaldın benden uyarması”
Aahhh canım, ne kadar da düşünür beni, arkadaş yerin dibine soksan daha iyiydi. Bu kadar da yüze vurulmaz ki insanın…

Şunu da söylemeden geçmek istemem; normal doğumdan anormal derecede korkan biriydim ve en az 10 kişiden normal doğum yapmam konusunda telkin aldım. Hatta sezaryen istediğim için eleştirildim ve kendini düşünen bencil anne düşüncesiyle fırlatılmış bakışlara maruz kaldım. Hatta şöyle cümleler duydum; “Teyzemin görümcesinin üst komşusunun kızı Sezaryen doğum yapmış, 1,5 ay yataktan kalkamamış, çok ağrısı olmuş. Bence bir daha düşün.”

Düşünmüyorum arkadaş, normal doğum yapacağım diye kalp krizi mi geçireyim? Hayır bunu anlattın da başın göğe mi erdi… İçin mi soğudu? Bana gıcığın mı vardı? Ayrıca sezaryen doğum yaptım ve hiç ağrım olmadı, 2. gün ayağa kalktım, gayet günlük rutin işlerimi yapar hale geldim. Hissettiğim ağrı, baş ağrısından halliceydi. E dayandım!

Ya ne ilginç bir milletiz, bir hamile kadını hamilelik sürecinden nasıl soğuturuz ve korkuturuz konusunda elimize su dökemezler. Oysa her hamilelik kendine münhasırdır. Kimi sıkıntılı geçer kimi kolay. Ama emin olun bu cümlelere maruz kalan her hamile, canından bezer.

Bence siz deneyimlerinizi kendinize saklayın, sorsa bile anlatmayın. Güzel şeylerden bahsedin.
Yapamıyorsanız, lütfen oradan hızla, koşarak, uçarak uzaklaşın…

Bizi hamilelik kramplarımızla baş başa bırakın!

Ayşen Çatak Yalman