Derya Divrikli Başka Bir Annelik Mümkün Tüm Yazıları

Kreş seçimi

Şu sıralar, birçok ebeveynin en büyük sorunu çocukları için okul seçimi. Ben de, geleneksel bakışın dışında “başka” bir bakış açısını paylaşmak istedim. Benim için daha çocuğum yokken bile en sıkıntılı konu eğitimdi. Çünkü maalesef eğitim sistemi, çocuklarımızı donandırmak yerine ezberci, at gözlüğüyle bakan, sorgulamayan, tek tip insanlara dönüştürmek üzere kurgulanmış durumda. Hele bir türlü oturmayan, çocukları yarış ayına çeviren sınav sistemi. Çocuğunuz 5 yaşındayken bile meslek seçimi zamanını düşünerek okul seçmek zorunda kalıyorsunuz. Kaç dil öğretiyor, matematikte iyi mi, ortalaması ne, lisesi var mı, ortaokulunda teog sınavlarında nasıl bir başarı göstermiş vs s…

Dediğim gibi ben hep sıkıntı duydum çocuğumu bu çarka sokmak konusunda. Dolayısıyla da okul seçerken kıstaslarım yukarıda saydıklarım olmadı, olmayacak. Hele kreş seçerken dikkat ettiklerim sadece “çocuğuma birey gibi davranıyor mu, geniş bahçesi var mı, kışın da bahçeye çıkıyorlar mı, yemekleri nasıl, çocukları yemek yemeye zorluyorlar mı, çocukları gösteri maymununa çeviriyorlar mı” oldu. İlk önce başarısız bir girişimimiz oldu. Kızım da gittiği okuldan çok hoşlanmadı. Ben de. İkinci arayışımızda, Çekmeköy Yapa Okullarına girdik, okul ortaklarından biri sanki beni arkadaşlarımla dertleşirken duymuş gibi karşıladı bizi. Bir kere kocaman bir bahçesi ve bahçesinde özgürce dolaşan tavukları, tavşanları vardı. Sonra kocaman bir kum havuzu! İçeri girdik, okulun çok tatlı sahiplerinden biri bize okulu gezdirdi. Mutfağa girdiğimizde ilk sözü “Biz çocuklarımıza asla tavuk vermiyoruz.” Oldu. Ki bu benim çok dikkat ettiğim bir şeydi. Kızım 5 yaşına girmek üzere ve henüz hiç tavuk yemedi. Katkılı hiçbir şey vermediklerini söyledi. Arka bahçeyi gezdirirken, yine daha ben sormadan “Biz kışları da bahçeye çıkarıyoruz çocukları, temiz hava almaları çok önemli” dedi. Sordum: “Çocuk yemek yemezse napıyorsunuz?” Belki de ısrarcı bir anneydim. Hiç duraklamadan “İstemezse vardır bir sebebi, hasta olmadığından emin oluruz ve ısrar etmeyiz. Bir sonraki öğünle dengeleriz” Dedi. “Peki gün boyu hiç yemek yemezse?” diye sordum. “Sebebini anlamaya çalışırız. Görünen bir sorun yoksa, aileye haber veririz tüm gün yemediğini başka bir şey yapmayız.” Dedi. Oley bu okul şahaneydi! Okullarında sürekli psikolog vardı ve çocuklara yoga yaptırıyorlardı.

Çıktık, başka birkaç okul daha gezdik. Akşam eve gelince, verdikleri kağıtları inceledim. Benim sormayı unuttuğum, onların söylemeyi unuttuğu çok önemli bir şey yazıyordu, okul psikoloğunun kaleme aldığı: “Biz okullarımızda asla yıl sonu, yıl ortası gösteriler yapmayız. Gösterilerde başrol olur, başrol olursa yan rol de olur. Biz çocuklarımızın hiçbirinin kendisini daha az önemli saymasına izin vermeyiz. Öğretmenlerin, yıl sonunda tüm marifetleri görmek isteyen velilere kusursuz bir şov yapması için onlara provada çocukların helak olmasına izin vermeyiz…” Aman allahım bu okulu ben mi açmıştım??? Ertesi gün hemen kaydını yaptırdık. Yılın sonuna geldik ve bir kez olsun bu kararımızdan asla pişman olmadık. Daha da önemlisi, kızım okulunda mutsuz olmadı. Çok eğlendi. Kumlandı, ıslandı, düştü, yaralandı, sıkıldı, eğlendi, yoruldu… Günün sonunda bir çocuğun olması gerektiği gibi özgürce geçirdi 4 yaşını. Şimdi anaokuluna da burada gidecek. Gözüm hiç arkada kalmadan. Peki sonra ne yapacağız, o da bir sonraki yazıya…