Güvende hissetmek için evlenmek

GÜVENDE HİSSETMEK İÇİN EVLENMEK

Yaşadığımız dünyada kendimizi güvende hissetmememizin bize yüksek motivasyonla nasıl ev aldırdığını daha önce yazmıştım.

Güvenmek ve güvende hissetmek tüm insanların ihtiyacıdır. Bekar, evli, çocuk, yetişkin ayırt etmeksizin. Durum böyle olunca insanın temel ihtiyacının sevilmek değil, güvenmek olduğunun söyleyebiliriz.

Güvende hissetmek için bazı adımlar atarız. Para biriktirir, yatırım yapar, meslek edinir,evlenir, ev alır çocuk yapar, sağlıklı yaşamaya çalışırız.

Haberin Devamı

Insan en çok kendini güvende hissetmediğinde başka biriyle ortaklığa veya başka birinin varlığına ihtiyaç duyar. Böyle bir durumda da kök aileden kopmama, evlilik ve çocuk yapma davranışları gelişir.

Özellikle başımıza olumsuz bir durum geldiğinde bu girişimlerimiz daha da hızlanır.

ABD de 11 eylül saldırılarının olduğu yıl içinde Evlilik sayısında patlama yaşanırken boşanmalar o yıl %4 ün altına düşmüştü.

Yine İbrahim Tatlıses saldırıya uğradığı dönemde, tedavisi devam ederken uzun yıllar beraber yaşadığı sevgilisi ile apar topar evlenmiş, 2 yıl sonra ise boşanmıştı.

Insanlar zor dönemlerinde evliliği veya birliktelikleri daha fazla güvenli bulmaktadır. Güvende hissetmek için çok hızlı kararlar alınmakta bazen de o anki temel kaygının beklentisine göre hareket edilmektedir.

Peki evlilik bu ihtiyacı gideriyor mu?

Güvende hissetmek ve güvenmek, mutlu olmanın ilk şartıdır. Kaygılar, geleceğin fazlasıyla belirsizliği mutlu olmayı bloke eder. Tıpkı can güvenliği sorunu olan birinin o anki sahip olduğu imkanlarının onun için anlam ifade edememesi gibi.

Bizdeki evliliğin misyonları;

·Yaşlılığında bakacak biri olsun,

·Akşam kapını açan biri olsun,

·Sana sahip çıkan biri olsun,

·Ilerde sana bir bardak su verecek bir çocuğun olsun,

·Evlenirsen ev sahibi olursun,

·Evlenirsen, birikim yaparsın,

·Evlenirsen sağlıklı beslenirsin,

·Evlenirsen düzenli bir sex hayatın olur,

·Evlenirsen ailen gelir gider kalır,hizmet edersin..

Peki evlenirsen mutlu olur musun? Işte o meçhul. Yukarıdaki yüm maddeler güvende hissetmek için. Peki bunları sağlamış veya bunlara ihtiyacı olmayan birine evlililiği nasıl cazip kılacaksın? Işte fark burada çıkıyor. Esasen bunlara ihtiyaç duymayan veya ihtiyaç duysa bile bunlar için evlenmeyen biri gerçekten sağlıklı Evlilik yapacaktır. Kendi ayakları üzerinde duran biri ancak, evlilikte paylaşımcı olur. Bağımlı değl bağlı olur. Geriye kalanı ise sadece kaygılarını dindirmek için evlenir. Zaten bir süre sonra da Evlilik, birikim yapan bir banka veya çocuk yapan bir kuluçkadan başka bir şey olmuyor.

Haberin Devamı

Güven odaklı arayışların diğer yüzünde ise “elde etme “ odaklı flört süreci vardır. Bir an önce güvenli alana ( evliliğe) geçişi sağlamak için oyunun kuralına göre oynanması gibi. “nasıl istersen öyle biri olabilirim” felsefesine sahip kişi, karşıdakini kendisi için ideal olarak görüyorsa, onu elde edip ilişkinin tapusunu almak adına ilişkiyi tanımaya değil, imzaya sürükler.

Bu hızlı süreçlerin temeli, kişisel ve ilişkisel kaygılardır.

Garanticililer, “karnım doymayacaksa açlığımı belli etmeyeyim” düşüncesiyle sonuç odaklı bakarlar.

Haberin Devamı

Karşıdakinin kararsızlığı tehlike olarak görenler, onu hemen Evlilik yoluna sürüklerler.

Belirsizliğe tahammülü düşük olanlar, sürekli pazarlık yaparlar.

Başlardaki bu acelecilik ve hız, kaygıyı yatıştırmak içindir.

Bir de ikinci boyut var: SÜREÇ

Evledikten sonra kendini güvene alan erkek, balkon gibi göbek yapmaya başlar. Ne de olsa artık evlenmiştir. Seçme ve seçilme hakkını kullanmıştır. ( yitirmiştir). Performansı düşer. Ilgi ve memnun etme modu, saldım çayıra modudur.

Kadın mı? Evlenmeden öncee 50 li kilolardayım diye başlayan cümleleri söylerken en 60 lı haliyle konuşmaktadır. Çeker gri eşofmanını, alır kumandayı eline gerisi teferruat. Kilo, bakım,arkadaşlar vs. hepsi ikinci plandadır. Çünkü o da artık güvendedir. Evlenmiştir.

Güvende hissetmek, insanımızın maalesef motivasyonunu bozuyor. Sürekli korkutmak lazım,terk etmekle ya da aldatmakla..(şaka tabi) Maalesef ki içsel motivasyonu dışa ( el aleme) bağlı olan toplumsal/bireysel yapımız gereği bekarken vitrindeki biz ile evlendikten sonraki vitrindeki bizin ilk farklılığı şeklen başlıyor.

Güvende hissetme odaklı yapılan evliliklerde , evlendikten sonra ortaya çıkan değişimler, boşanmalar ve çatışmaların da gizli nedeni.

Evlilik, kendini kapaklayacağınız bir yer değil.. yıllarca kendinizi ihmal edip, bastırılan yay misali gibi kontrolden çıkacağınız yer de değil.

Evlilik; mutlulukları birleştirmektir. Mutlu edilmeyi bekleyenlerin ineceği durak hiç değil.

Oysa toplumumuzda çoğu insan evliliği, beklentiler dünyası olarak görmektedir. Beyaz atlı prens fantezisi bundandır. Kendisine bakamayıp,bakım bekleyen bekar erkeğin evlenmesi de bundandır. Adeta Evlilik, hizmet alım sektörüne dönüşmektedir. Ki insanların eskiye oranla imkanlarının daha iyi olmasına rağmen.

Evlilik bizi güvende hissettirse de ;esasen evlilik mutluluk üretmek ve mutlu olabilecek biriyle bu sistemi kurmaktır. Yani güven üzerinden ulaşılacak mutluluğa direkt ulaşma yolu olmalıdır.

Çok mutlu çiftlerin biriktirme, sürekli çocuk yapma, sürekli ev alma,sürekli temiz ev,vitrinli evlilikleri yoktur. Onlar, zamanın tadına odaklanırlar. Kaygıları tarafından değil, akıl ve duygularının ortaklığı ile hareket ederler.

Güvende hissetmeyenin eylemleri geleceğe yönelik olacağı için, doğal olarak yaşanmamış hayatlar kesitleri olacaktır. Babalar işkolik, anneler çocuk veya evkolik olacak ve evlilik, hizmet üretme sistemine dönüşecektir.

Evlilik, taleplerin sürdürülebilirhalini yansıtır. Sürdürülebilir güven, ilgi, ekonomik destek, sosyal ilişkiler gibi. Günübirlik yerine daha stabil ama uzun vadeli. Flörtteki yüksek heyecan ama az güven yerine çok güven ama az heyecan takasıdır. Bu nedenle de güven arayışları olanların en çok tercihidir.

Mevcut sosyal yapı ve Evlilik ilişkisi

Toplumsal güvensizlik evliliği cazip hale getirse de kişiler arası güven sorunu, güvenilir birini sevme ve onunla hayat kurma adımlarını bloke etmektedir. Bir yandan güvende hissetmek için evlenmek, diğer yandan ise güvecek kimseyi bulamamak dualizmi..

Güvenmediğin bir toplumdan güvenilir bir eş adayı nasıl bulacağız çatışması gibi.

Aslında güvenilecek birini aramak yerine, analaşbilecek birini aramak daha gerçekçidir. Anlaşmak sürdürülebilir. Güvenmek ise yanıltabilir. Söz vermek, yemin etmek bir güven kriteri değil ama anlaşmak güven vericidir.

Evlenirken güven ilk kuraldır. Hatta bunun ilk aşaması da : “hastalıkta sağlıkta iyi günde kötü günde hiç kimsenin etkisinde kalmadan” diye sorulan sorudur .. ki bana göre gereksiz ve bir o kadar da anlamsızdır bu cümle. Evlenirken söz vermeye gerek yoktur. Söz vermek, bir güvensizlik göstergesidir. Bir taahhüttür. Taahhüt, şüphe/risk üzerine vardır.

Toplumsal güvensizlik, hem evliliği kurtarıcı gibi gösterirken hem de kendi güvensizliği nedeniyle kaygılandırıcı hale getirmektedir.

SERHAT YABANCI

İlişki ve Evlilik Terapisti

Diğer yazılarım ve takip için:

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci