RÜZGAR ÇETİN’İN WHATSAPP MESAJLARI

12.01.2018 Cuma

'Sinan Çetin'i sevmem ama her babanın yapacağı gibi oğlunu hapisten kurtarmaya çalışmasını da anlarım’ diye yazmıştım uzun zaman önce... Bu cümleyi kurduğumda hapisteydi Rüzgar Çetin... Sonra bir yazı daha yazdım Çetin konusunda; o zaman dışarıdaydı, telefon açtı, son derece medeni bir konuşma geçti aramızda, onu da burada yazmıştım.

O günden beri hiç konuşmadım onunla ama Whatsapp’tan zaman zaman mesajlar attı bana. Ne selamlama, ne sitem, ne de bir ifade vardı mesajlarında.

 Sadece benzer olan davalarda sanıklara verilen cezalara dair haberleri paylaştı benimle, bunları ne yazmamı rica etti, ne de ‘Neden yazmıyorsunuz?’ diye sitem etti. Bir haber, iki haber sonra çok haber oldu, hepsini sakladım telefonun hafızasında.

Rüzgar Çetin’in davası ne zaman bilmem, aramadım, konuşmadım ama gazetelerde tek sütun yer alan, benzer bir sürü davada sanıkların çok daha hafif cezalar aldıklarına dair yeterince haber birikti hafızada.

 Sinan Çetin’i hâlâ sevmiyorum, Rüzgar Çetin’e karşı öfke ya da sempati gibi bir duygum da yok. Ancak aynı suça çoğu kere en alt sınırdan ceza verilirken, Rüzgar Çetin davasında üst sınırdan cezayı anlamakta güçlük çekmeye başladım.

Denilebilir ki Rüzgar Çetin’in bu kaçıncı olayı, doğru, ancak  düğününe 10 gün kala genç bir kız ve teyzesinin ölümüne neden olan, ardından 3 ay 3 gün kaçan bir müteahhit,
2 yıl 6 ay hapis cezası aldı ve o da 45 bin 500 TL para cezasına çevrildiyse, ortada bir gariplik var demektir.

Sevdiklerimiz için adalet, hukuk ve hak istemek kolay, zor olan bunu herkes için istemek. Ben de bunu yapmaya çalışıyorum şimdi...

BİLİM KARAR VERDİ: KADINLAR DAHA GÜÇLÜ

Danimarka’da bir üniversite araştırmış ve ardından kadınların erkeklerden daha güçlü olduğuna karar vermiş. Kölelik dönemlerinden tutun da büyük kıtlık ve göç gibi birçok olayda kadınlar daha fazla hayatta kalmış.

Mesela İzlanda’da görülen kızamık salgını, Ukrayna ve İsveç’te görülen kıtlık ve daha bir sürü olayda kadınlar, erkeklerden daha uzun süre yaşamış. Hatta salgın hastalık dönemlerinde kız bebekler, erkeklerden daha fazla tutunmuş hayata.

Tek istisna Trinidad’da bir süre için erkek köleler kadın kölelerden daha uzun yaşamış.

Biyolojik bilgi, östrojen hormonu kadınları daha güçlü kılıyor, vücudu iltihaptan koruyup, kalp ve damar sistemini güçlendiriyor. Ayrıca kadınlar iki tane X krozomu taşıdığı için biri doğru çalışmadığında diğeri devreye girebiliyor. Erkeklerin böyle bir imkanı yok. Bana en çarpıcı gelen yorumu sona sakladım:

Araştırma sonuçlarına dair fikri sorulan Oxford Üniversitesi Evrimsel Psikoloji profesörü diyor ki: “Kadınlar erkeklere göre çok daha kararlı. Erkekler ise, işler zorlaştığında daha çabuk pes ediyor. Kadınlar yaşamlarının son dönemlerinde bile hayata tutunmayı tercih ederken, erkeklerin vazgeçtiği görülüyor.”

‘Arif V 216’, toplu bir delilik hali...

‘Hayat Güzeldir’i hatırlar mısınız? Çok ödül aldı, tek tek saymaya kalksam, köşede yer kalmaz. Filmde oğluyla birlikte toplama kamplarına götürülen bir adamın, bulundukları yeri çocuğuna bambaşka gösterme çabası anlatılıyordu. Aynı salonda, aynı filmi seyreden bir sürü insandık, kimimizin çok güldüğü sahneler, kimimizi çok üzmüştü.

İki Robin Williams filmi, ‘Ölü Ozanlar Derneği’ ve ‘Robot Adam’da da sinema salonunda çelişkili duygular ve tepkiler vardı. Günlerdir Cem Yılmaz’ın son filmi ‘Arif V 216’, seyirciyi güldürüp, güldürmediği üzerinden tartışılıyor. Komedi sanatçıları her zaman seyirciyi güldürmek zorunda mı?

‘Benden Bu Kadar’ filminde durmadan bizi güldüren Jack Nicholson, ‘Guguk Kuşu’nda hepimizi ağlatan adam, değil miydi? Kemal Sunal filmlerinin bazı yerlerinde gözleriniz dolmadı mı hiç ya da hayatımıza komediyle giren Şener Şen, ‘Muhsin Bey’de bizi hem güldürüp, hem ağlatmadı mı?

Aynı filmde insan hem ağlayıp, hem de gülebilir. Cem Yılmaz’ın adını mizahla duyurmuş olması, filmlerinde kimseye gülme garantisi vermez değil mi?  Kaldı ki, ‘Av Mevsimi’ de Cem Yılmaz adıyla öne çıkmış bir filmdir ama asla komedi değildir.

Sonuç mu, ‘Arif V 216’ tartışması giderek toplu bir delilik halini almaya başladı...

Baba Emre, sanatçı Emre

Ünlü ya da sosyetik, çocuğunu kamera gördüğünde kucağına alıp normalde bakıcıya taşıtan çok insan gördüm. Bu yaz, Gülşen’in uçağı tehlike atlattıktan sonra verdiği röportajı yarıda kesip, güneşten rahatsız olan bebeğiyle arabaya geçmesini alkışlamıştım.

Şimdi de izninizle bir dostumu, Emre Altuğ’u, alkışlayacağım. İstanbul’da olduğu her gün çocuklarını okuldan alma önceliği değişmeyen, Açıkhava’da sahneye çıkmasına 10 dakika kala yine çocuklarından uğur öpücüğü almayı tercih eden bir baba Emre... Bir düşünün ünlü ve bekar kaç babanın tüm resimleri çocuklarıyla birlikte diye? Tüm bunlar arasında işleri için koşturmaya da devam ediyor Emre. Aziz Nesin’in unutulmaz eseri ‘Azizname’yle İstanbul’daki gösterilerini tamamladı, Ankara’ya gitti. Şimdi de Adana ve Gaziantep’e gidiyor. İşinden ve sosyal çevresinden arta kalan zamanları çocuklara ayıran babalardan, miniklerden arta kalan zamana göre hayatı düzenleyen babalar dönemine geçtik. Umarım yayılır bu, çünkü babalar çocuklarına büyük miras bırakmak için değil, onları mutlu etmek için var...

Teşekkürler sayın başkan... 

‘Ada vapuru yandan çarklı’ diye yazmıştım, 2018’deki ilk köşede. Zira Beşiktaş-Adalar-Beşiktaş vapur seferleri kaldırılmıştı. O seferler yeniden başladı salı akşamı. Benim bürokratımın aldığı karar yanlış olsa bile, onu savunmam gerekir diye bir dürtüyle hareket etmediğiniz, Belediye İktisadi Teşekkülleri’nin ana görevinin kâr etmek değil, vatandaşa hizmet olduğunu herkese gösterdiğiniz ve en önemlisi vatandaşın sesine kulak verdiğiniz için çok teşekkürler İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal.

 

 

 

Yazarın Önceki Yazıları