Şiddete Karşı Bir Işık da Sen Yak

25.02.2018 Pazar
Her gün yeni bir aile içi şiddet haberini medyada görüyoruz. Görünen yüz, hayatını kaybeden insanlar üzerine oluyor. Bilmediğimiz, duymadığımız birçok yerde ölümlü şiddetin yanı sıra, fiziksel, cinsel veya psikolojik şiddet mağduru milyonlarca insan bulunuyor. Toplum olarak, olaylar sonrasında verdiğimiz reaksiyonları, olay öncesinde veriyor olsak, bu tür haberlerin çokluğu, yerini yokluğuna bırakacaktır.
 
Aile içi şiddeti, araştırmalar cinsiyet olarak eşite yakın olarak gösterse de, erkeğin kadına uygulamış olduğu fiziksel şiddetin sonuçlarının yadsınamayacak kadar ağır olduğunu tahmin edebiliriz. Peki nerden kaynaklanır bu şiddet? Tabi ki her ailenin dinamikleri farklı olsa da, o aile bireyinin yetiştirilme tarzı, nasıl bir birey olacağının temellerini atmaktadır. Daha çocuk yaşlarda, ataerkil toplumların erkeğe vermiş olduğu ‘hakların’ içerisinde şiddetin de olabileceği sübliminal mesaj olarak verilmektedir. Erkek; tabancayla oynar, boks yapar, pipisini gösterir, elinin kiridir, ne yapsa yeridir, aslan oğludur, paşa torunudur. Bu tür sıfatlar ve eylemler içerisinde büyümüş olan birinin karşısında, kendinden fiziken zayıf birini görünce ve bu kişiyle olan olağan bir tartışmada mağlup olmaya yaklaşınca, son silahını çıkarır ve şiddetle bu ‘maçı’ kazanır.
 
Kişiye, kadının toplum içerisindeki yeri ve önemini ilk verecek olan içinde bulunduğu ailedir. Ardından eğitim hayatıyla birlikte sosyalleştikçe, karşılaştığı sorunları çözme metodları da gelecekteki sorun çözme becerilerini oluşturacaktır. Bir aile düşünelim, tartışmaların yoğun yaşandığı, kapı – pencerelerin çarpıldığı, küfürleşme, bağrışmaların olduğu, şiddete başvurarak sorunların bitirildiği. Bu aile ortamı içerisinde bulunan bir çocuk da sorunların bu şekilde çözülebileceğine kanaat getirecektir. Davranışların öğrenilmesi dediğimiz olay da birçok etmenden meydana gelmektedir. Bunlar, genetik yatkınlığın, geçmiş deneyimlerin ve model aldığımız kişilerin tavırlarının bir araya gelmiş halidir.
 
Şiddetin yaşandığı bir aile içerisindeki çocuk bunu model alarak uygulayacağı gibi, hayatı boyunca izi kalacak travmaları da yanında taşıyabilir. Çünkü bu dönemdeki yaşantılar kişiliği biçimlendirir ve gerçeklik algımızı çarpıtır. Aile içi şiddete maruz kalmış bir danışanımın anısını paylaşmak isterim sizinle; ‘yine annem ve babam hiçbir zaman anlamlandıramadığım bir nedenden dolayı tartışmaya başladılar, babamın gözlerini tanıyamıyordum, donup sadece neler yapabileceğini tahmin etmeye çalıştım fakat tahminlerim gördüğümden daha da masumlardı. Annem bir kaya parçasının üzerinde yatıyor, babam başka bir kaya parçasına doğru kafasını itiyordu. Bu hatırımdaki ilk bahsedebileceğim bir olaydı sadece. Bugün evliyim, bir ailem ve bir çocuğum var. Eşimle olağan bir tartışma anında bile o anlara gittiğim oluyor, donup kalıyor, hareket edemiyorum. Hatta sokakta bir kavga sesi duysam, evdeki en karanlık odaya gidip cenin pozisyonu alıyorum. Sırf tartışma çıkmasın diye çoğu kez de hakkımı bile bile yedirttiğim, dolandırıldığım olmuştur’ diyordu. Bu kişinin yaşamış olduklarına bakarsak, bir yetişkin olarak içinde bulunduğu tartışmalara neden böyle yaklaştığını eleştiremeyiz. ‘Anormal bir duruma verilen normal tepkiler’ cümlesi, bu tür durumları açıklamaya yeterli oluyor.
 
Sağlıklı bir nesil için, sağlıklı bir ev ortamı yaratmak bizlerin elinde. Aynı mutluluk, üzüntü, heyecan gibi bir duygudur öfke de. Fakat öfkenin çıkış şekli, sadece kendimizi veya eşimizi değil, tüm aile bireylerini derinden etkilemektedir. Ölümle burun buruna olan o insanlar, hepimizin annesi, kardeşi ve yakını. Kıyılan onca candan sonra, artık buna dur demeli, sevgi haritalarının kurulduğu bir çatıyı yuvamıza inşa etmeliyiz. Aile içi şiddeti durdurmaya bir ışıkta biz yakalım
 
instagram:psikologserkanelci