Selçuk Dereli

Selçuk Dereli

selcuk.dereli@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

3 Temmuz sürecinden bu yana yaşananların futbolumuz üzerindeki etkileri her geçen gün daha da derinden hissediliyor.
Kaybolan marka değeriyle birlikte futbola olan sevgi ve ilgi azaldı. Liglerimizde oynanan futbolun kalitesi düştü, heyecan kayboldu. A Milli Takımımız’ın çizdiği olumsuz tablo ise zaten herkesçe malum.
Öyle ki, Milli Takımımız son yıllardaki en önemli maçına çıkarken bile ülkemizde ne bir heyecan ne de umut vardı. Hal böyle olunca da alınan sonuca kimse şaşırmadı.
Tribünlerdeki sıkıntı ise ayrı bir sorun. Seyirci sayısının azalmasını bir yana bırakın coşku deseniz o da kalmadı. Öbür yandan bazı kulüpler aldığı cezalar yüzünden maçlarını kadın ve çocuk seyirciler önünde oynuyor. İşin ilginç olanı ise bu durumdaki iki takım da dört büyüklerden. Oysa büyük olmanın gerekleri bu tür olaylarda daha farklı tecelli etmeliydi.
Türk futbolunun içine düştüğü bu sıkıntılı ortamı sadece 3 Temmuz’a bağlamak ise elbette doğru olmaz. Yıllardan bu yana belirlenmiş olan yanlış stratejiler, hatalı uygulamalar ve sorumsuz icraatlar aslında bugünü hazırladı.
Futbolun kaderini belirlemek ise özellikle büyük kulüp başkanlarının iki dudağı arasına bırakıldı. Büyükler, federasyon seçimlerindeki delege sayısının yüksek oluşunun yanında, bazı kulüpler üzerindeki hakimiyetleri ile futbolun kaderini çiziyorlar.
Bu güç ve taraftar ilgisiyle ne oldum psikolojisine giren dört büyük kulüp yöneticileri, sadece kendi takımlarının başarısına endeksli bir tutum içine giriyorlar. Bu davranış şekillerine baktığımızda onlara “futbolun şımarık çocukları” desek sanırım abartmış olmayız.
Sonuç olarak bakıldığında ise futbolumuzda bir devrime ihtiyaç var. Yasaların günümüz futboluna uygun hale getirilmesi, federasyon seçimlerinde oy kullanan delegelerin belirlenmesindeki adaletsizlikler ve mali disiplin olmazsa olmazlardır. Ama her şeyden önemlisi ise ortak akılla hareket edebilen ciddi yönetici profiline duyulan özlemdir.

Haberin Devamı

Salih Uçan ve Kocaman

Salih Uçan’ın Antalyaspor maçında yaşamış olduğu pozisyon çok tartışıldı. Kimileri Salih’i suçlarken, kimileri ise onu böyle bir dakika içinde ve mağlup durumda iken oyuna aldığı için Aykut Kocaman’ı eleştirdi.
Kocaman’a yapılan eleştirilere kesinlikle katılmıyorum. Çünkü Kocaman’ı, Salih’e o formayı vermediği için haftalarca eleştirenler şimdi çıkmış “Efendim bu dakikada Salih’e forma mı verilir” diyorlar. Siz değil miydiniz, “Yenileceksek Salih Uçan’la, Recep Niyaz’la yenilelim” diyenler?
Taraftarlar olarak biraz sabırlı olmayı öğrenmek gerek. Futbolcu, hatalarından ders çıkararak kendisini geliştirecek. Hem Fenerbahçe, Salih bu hatayı yaptığı için yenilmedi ki, takım zaten kötü bir günündeydi.
Gençlere elbette güvenmek zorundayız. Kocaman da onu yaptı ve formayı verdi Salih’e. O da çıktı, elinden geleni yapmaya çalıştı ancak bu talihsizliği de yaşadı. Kaldı ki bana göre hatanın büyüğünü Salih değil, gol atmak adına şuursuzca rakip kaleye saldıran Fenerbahçeli savunma oyuncuları yaptı.
Salih Uçan da tıpkı diğerleri gibi hatalar yapacak. Ama burada yine de Salih’e en fazla sahip çıkması gereken Aykut Kocamandır. Çünkü Salih çok genç bir oyuncu ve bu yaşadıkları onu olumsuz yönde etkileyebilir. Toparlanmasına yapılacak en büyük katkı, hem ona güvenildiğinin hissettirilmesi hem de en kısa zamanda forma şansının verilmesinden geçecektir.