“Sosyal medya toplumu yok ediyor”

Sosyal medyanın doğal iletişimin kimyasını bozduğu tartışmaları yeni değil. Facebook’un eski başkan yardımcısı Chamath Palihapitiya’nın, yani bu kadar “içeriden” bir ismin derin kaygılarını dile getirmesi işin ciddiyetini gündeme taşıyor

13.01.2018 Cumartesi Güncelleme : 13.01.2018-1:30 Cumartesi
Umut Eroğlu

Dünyanın en kalabalık sosyal medya platformu Facebook’un eski başkan yardımcısının bir gün ortaya çıkıp “Sosyal medya toplumu yok ediyor, kendimi muazzam derecede suçlu hissediyorum” demesini bekler miydiniz? Geçtiğimiz günlerde Stanford Üniversitesi’nde konuşan Chamath Palihapitiya, başkan yardımcılığı yaptığı dönemde Facebook’un kullanıcı artışından sorumluydu. Şimdilerde gördüğü manzaranın oldukça kaygı verici olduğunu söyleyen Palihapitiya, “Sosyal medya platformlarının toplumun sosyal dokusunu yırtıp atan araçlar” haline geldiğini belirtti.

Bu tartışmalar yeni değil. Bu kadar “içeriden” bir ismin böylesine derin kaygılar dile getirmesiyse işin ciddiyetini gündeme taşıyor. Ancak madalyonun iki yüzü var. Sosyal medyayı tamamen kötülemek yersiz çünkü doğru kullanıldığında insanlığa büyük faydaları bulunuyor. Örneğin önemli bilgileri geniş kitlelerle paylaşmak, farklı sosyal gruplar arasında bağ kurmak gibi… Öte yandan bilginin manipüle edilmesine de imkan sağlıyor ve yeri geldiğinde karşıtlığı kızıştırabiliyor. Bunlar sosyal iletişimin iki kutbunu temsil ettiği için doğamıza aykırı değil. Malum, tüm evren düalite (karşıtlık) sistemi üzerine kurulu.

Öyleyse sosyal medyanın insan doğasına aykırı boyutu nedir? Palihapitiya, “Bizim yarattığımız kısa süreli, dopamin tetikleyen geri bildirim döngüleri toplumun işleyişini yok ediyor” diyor. Kast ettiği şey bir fotoğrafı “beğenme” veya bir tweet’i “favori” işaretleme gibi kavramlar. Palihapitiya’ya göre bunlar insana çok kısa süreli hazlar yaşatıyor ve giderek anlamlı ilişkilerin yerini almaya başlıyor. Meselenin derinliğini kavramak için sosyalliği yürüten beynin işleyişine bakmak yeterli. Beyin açısından yüz yüze iletişimle sosyal medya iletişimi arasında çok büyük farklar bulunuyor. İnsan ilişkileri üzerine uzman Dr. Daniel Siegel, yüz yüze iletişimdeki “kelime dışı sinyallerin” sosyal medyada bulunmadığına dikkat çekiyor. İki insan yüz yüzeyken beyin 8 farklı kanaldan iletişim kuruyor. Bunlar dil, göz teması, mimikler, ses tonu, beden duruşu, beden dili, tepki süresi ve enerji yoğunluğu… Örneğin Whatsapp’ta yazışırken yalnızca kelimeleri ve kısıtlı emoji mimiklerini kullanabiliyoruz. Kelimeler yani dil, beynin sol yarımküresinde işleniyor. Burası mantığın çalıştığı yer. Oysa beyin, diğer tüm iletişim sinyallerini duygusal bölge olan sağ yarım kürede işliyor. Yani iletişimin yaklaşık yüzde 90’ı burada gerçekleşiyor. Kendimizi doğru ifade etmemiz için gerekli olan oto-biyografik hafıza da ağırlıklı olarak sağ beyinde tutuluyor. Anlaşılacağı üzere yazışırken -emojileri de sayarsak- en fazla yüzde 20 oranında iletişim kurabiliyoruz, üstelik kelimeleri de olabildiğince kısaltarak!

İnsan ırkı giderek robotlaşacak

Sözün özü, sosyal medya bilgi akışı ve insanları buluşturmak için çok faydalı ancak gerçek sosyalleşme için büyük oranda yetersiz kalıyor. Sosyal medya birebir iletişimin yerini almaya başlarsa yeni nesiller gelecekte dünyayı ancak yüzeysel olarak algılayabilecekler. İnsan ırkı giderek robotlaşmaya başlayacak. Telefonu elinden bırakamayan gençlerde bunun emarelerini şimdiden görüyoruz. Önlem almak istiyorsak çocuklarımızın gerçek iletişim kurmaya yeterince vakit bulduğundan emin olmalıyız.

SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİMİZ