Abbas Güçlü

Abbas Güçlü

aguclu@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Dershaneye mi karşıydık yoksa dershane
sözcüğüne mi?
Görünen o ki, içimize sindiremediğimiz, dershane sözcüğüymüş!
Çünkü çocuklara çocukluğunu, gençlere gençliğini yaşatmayan yarış atı sistemi aynen devam ediyor.
Eski sistemin devam etmesi, herkes bir yana, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı yapılan en büyük saygısızlıktır.
Onun bu konudaki çabalarını boşa çıkartmaktır.
Erdoğan, eziyete dönüşen bu sistemin tümüyle ortadan kaldırılması için 15 yıldır talimat veriyor. Ama nedense kendi atadığı Milli Eğitim bakanları bile onu yeterince anlayamadı.
Anlasalardı, durum
böyle olmazdı!..
Tehlikeli gidişat!
Dershane sistemi, farklı isimler altında aynen, hatta artarak devam ediyor.
O yetmezmiş gibi şimdi bir de neredeyse tüm devlet okullarını dershaneye dönüştürme çabası içindeyiz.
Hafta sonu gerçekleşen kurslar yetmemiş ki farklı bir yapılanma içerisine girmişler.
Düşündürücü ve pedagojik açıdan bir o kadar da tehlikeli olan bu yeniden yapılanmaya dur demek gerek!
Niye mi?
Gelin bunu velilerden dinleyelim:
“Oğlum 11. sınıf öğrencisi ve seneye üniversite hazırlık için bir kursa göndermek istiyorum. Bu arada okulunda da üniversite hazırlık kursu açılacak ve ağustos ortasında başlayacakmış.
Müdürün söylemi, okul kursuna gelenler ile gelmeyenler için ayrı sınıf oluşturmak ve farklı programla yola devam etmek.
Kurslar, okullar açılmadan başlayacağı için farklı program uygulayacağını söylüyor.
Endişem, ayrımcılık yapılması ve seçilmiş öğretmenlerin okulun kursuna gelen öğrencilerin bulunduğu sınıflara verilmesi. Bu şekilde bir uygulama yapılması kanun ve yönetmeliklere uygun mudur açıkçası bilmiyorum.
Zaten temel lise mi, kurs mu, dershane mi derken kafalarımız karışıktı, şimdi bir de okulda böyle bir ayırıma gidilmesi, kafalarımızı iyice karıştırdı. Bu konu hakkında görüşlerinizi merak ediyorum? Ne dersiniz, boşuna mı endişe ediyorum?..”
Boşuna yarış!
Üniversiteye giriş sistemi kesinlikle değiştirilmeli ve dershane ya da adı her neyse kurslara olan bağımlılık ortadan kaldırılmalıdır. Çünkü büyük resme baktığınızda, getirisi götürüsünden çok daha
yüksek oluyor.
Hepimiz çok iyi biliyoruz ama bir kez daha hatırlatalım:
Harcanan onca emeğe, zamana ve paraya karşın, sınavlardaki akademik başarı yerlerde sürünüyor!
Bu sistemde, öğrenciye ne akademik donanım kazandırılıyor ne de bir beceri.
İlgi ve yetenekler ile beklentiler adeta yok sayılıyor.
Tüm yarış, 40-50 bin kontenjan için yapılıyor ve diğer kontenjanların pek çoğu dolmuyor. Peki, o zaman, 2 milyonu aşkın adaya niye boşu boşuna eziyet çektiriliyor?
Bu sınav sistemi kazanamayanları da mutsuz ediyor, kazananları da. Her yıl yüz binlerce üniversite öğrencisinin yeniden sınava girmesi bu yüzden.
Eğitimin tüm misyon, vizyon ve hedefleri bir kenara itiliyor ve sadece sınav odaklı bir yarış yapılıyor. Bu da başta vatandaşlık olmak üzere, aidiyet ve arkadaşlık duygularının ikinci plana atılmasına neden oluyor...
Çare ne?
Öncelikle umut tacirliğinden vazgeçip, öğrencilerin sadece bir bölümünü sevindirecek olan değil, hemen hepsini hayata en iyi şekilde hazırlayacak bir sisteme yönelmek gerekir.
Dünyanın hiçbir yerinde bizde olduğu gibi tüm öğrenciler üniversiteye yönlendirilmiyor.
Çok güvenilir bir rehberlik ve eleme sistemi, çok geniş bir yelpazede iyi bir mesleki eğitim, sorunlarımızı önemli ölçüde çözecektir.
Ama bunu yapacak kararlı, takipçi ve iş bilen bir irade gerekiyor. Ankara’da olmayan da işte bu!..
Özetin özeti: Eğitimin bugün bu noktaya gelmesinde art niyet yok ama işgüzarlık var! Ve bu, aşılamaz bir
engel değil!