Dokunmayın çocuklara

17.07.2017 Pazartesi

Yaşanan sayısız olaydan sonra şunu kabul etmek çok zor olmamalı aslında: Çocuklar, yetişkinler dünyasında sıkça istismara maruz kalıyor. Bunun istisnası yok, “komşu evde oturan namazında niyazında dede” ya da “çikolata veren toton bakkal amca” otomatik olarak güvenilir insan kategorisine girmez mesela.

Ya da okul, yurt, dershane, kurs güvenlidir, öğretmen öyle şey yapmaz, hele müdür haşa, denemez. Ev dahil her yerde her şey olabilir. Dolayısıyla biz el birliğiyle çocuklara kendilerini korumayı öğretmek zorundayız.

Çocuk tacizinin önlenmesiyle ilgili kurum ve kuruluşların hazırladığı broşürlere bakın; ilk maddelerden biri hep çocuğa kendisine dokunulmasına müsaade etmemesini söyler. Alınacak önlemlerin başında bu gelir.

Hal böyleyken, Cumhuriyet’in haberine göre Mersin Müftülüğü kuran kursu hocalarına bir seminer vermiş, öğrencileri olacak 4-6 yaş çocuklarına “kendilerini sevdirmek için çocuklara dokunmalarını, sarılmalarını, yanaklarını okşamalarını, öpmelerini” öğütlemiş.

Bunun yaratacağı tehlikeleri tahmin etmek için kötü niyetli, fesat düşünceli olmak gerekmiyor. Çocuklar yabancılardan çok tanıdıkları, saygı duydukları, güvendikleri insanların tacizine uğruyorlar. Kaldı ki öyle olmasa da, dokunmanın, okşamanın bir iletişim biçimi olduğunu öğrenerek büyürlerse kendilerini kötü niyetli insanlardan da korumayı akıl edemiyorlar. 

Etrafta yeterince tehlike, çocukların maruz kaldığı yeterince kötülük var. Niyet ne olursa olsun, yenilerine davetiye çıkartmaya hiç ihtiyacımız yok.

Dolayısıyla lütfen dokunmayın.

Nasıl yetişkinlerle yanaklarından makas alıp saçlarını okşayarak iletişim kurmuyorsanız, birer birey olan çocuklara da öyle yaklaşın. Kendinizi “konuşarak” sevdirmeyi deneyin.

Heykel estetiğinde son nokta

Şehirlere dikilen heykellerin estetiği konusunda bir dünya markası olmadığımız aşikar. Öyle, bize nasip olmamış görünce büyülenip kalacağımız, tekrar tekrar bakmak isteyeceğimiz sanat eserleri görmek caddelerde, meydanlarda. Dev üzümlerle, portakallarla, mısır koçanlarıyla, göğe açılan orantısız ellerle yetinmek durumundayız. Belediyelerimiz öyle seviyor, yapacak bir şey yok.

Ama arada öyle örnekler çıkıyor ki, “Bu kadarı bize bile fazla değil mi?” diyor insan. Hafta sonu sosyal medyayı çalkalayan Nasrettin Hoca heykeli demeye de dili varmıyor insanın, ‘kütlesi’ gibi.

Kendisi Konya’da boy ve en göstermiş; bir iri bir ufak yuvarlaktan oluşuyor.

Soyut bir eser gelmesin aklınıza, el becerilerinizin gelişmediği bir yaşta kardan adam yaptığınızı düşünün, o iki yuvarlaktan. Gövdeyle orantılı bakılınca parmağın ucu bile olamayacak boyutta iki küçük elinde beyaz bir nesne tutuyor. Fıkrayı bildiğiniz için tahmin ettiniz; yoğurt kasesi. Bilmeyenler için muamma.

Güzel değil bari komik olsa, o da değil. Lunaparkta korku tünelinde karşınıza çıksa belki kabul edilebilir.

Bunu yapan biri, yaparken yanında olan başka birileri, muhtemelen onu oraya yerleştiren bambaşka birileri var, değil mi? Hepsi birden ne düşünmüş olabilirler?

Nasrettin Hoca’ya ayıp, yoldan gelip geçene yazık.

Yazarın Önceki Yazıları