Üç kız kardeşin hikâyesi

18.04.2019 Perşembe

Bir İstanbul Film Festivali’ni daha uğurladık. Dün ödüller sahiplerini buldu ve en çok sahneye çağrılanlar, “Kız Kardeşler” ekibi oldu. Emin Alper en iyi yönetmen, Giorgos-Nikos Papaioannou en iyi müzik ödüllerini aldı. Filmin birbirinden parlak üç genç oyuncusu Cemre Ebüzziya, Ece Yüksel ve Helin Kandemir tam hayal ettiğim gibi en iyi kadın oyuncu ödülünü paylaştılar. Ve en nihayetinde “Kız Kardeşler” en iyi film seçilerek büyük ödülün de sahibi oldu.

Dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarışarak yapan “Kız Kardeşler”in ikinci durağıydı, İstanbul Film Festivali. Ve tabii Türkiyeli izleyiciyle ilk buluşması. Benim için de sahiden ayrı bir yeri oldu filmin. Sevip beğendiğim ama filmlerinde kadınlara pek de bir yer bulamamasından mutsuz olduğum bir yönetmenden üç kadın karakteri odağına alan bir hikâye izlemiş oldum bir kere. Konu açıldığında “Bir filme kadın hikâyesi - erkek hikâyesi diye bakmayalım” demek âdetten olsa da, bana göre sinemamızın önemli eksikliklerinden biri bu, çünkü. Ben de bir kadın olarak sadece erkeklerden oluşan bir dünya izlemek istemiyorum, sinema salonuna her girdiğimde. Hatta erkekler de izlemese iyi olur diye düşünüyorum.

Dolayısıyla, Emin Alper’in “Abluka” sırasında vaat ettiği gibi üçüncü filminde nihayet kalemini ve objektifini kadınlara çevirmiş olmasından çok memnunum. Üstelik bütün “sıkışmışlıklarına” karşın kendi kaderlerini ellerine almanın yolunu arayan mücadeleci üç kadın, Reyhan, Nurhan ve Havva. Sarp kayalar üzerine kurulu, kuş uçmaz kervan geçmez, hele kar yağdı mı dünyayla iletişimi tümden kesilen yoksul bir dağ köyünde yaşıyorlar. (Çekimler Artvin Yusufeli’nin Morkaya köyünde, Derebaşı (Havger) Mahallesi’nde yapılmış.) Anneleri ölmüş ve babaları da onları küçük yaşta besleme olarak kasabaya yollamış. Hayatları köyle kasaba arasında sıkışıp kalmış, ne oraya ne buraya ait olamayan üç kız kardeşin farklı sebeplerle döndükleri baba evindeki buluşmalarını anlatıyor film. Üçünün de hayattan beklentileri, sıkı sıkı tutundukları arzuları ve mahkûm oldukları “araf”tan kurtulma umutları var. Bu uğurda da farklı mücadele biçimleri. Birbirleriyle de hem kader ortağı hem de rakip durumundalar.

İzleyenin içini o kız kardeşlerinki kadar daraltan bir hikâye anlatıyor Emin Alper. Ama bir taraftan meseleye ironik bir yerden yaklaşıyor ve içinde son derece incelikli bir mizah var, nitekim seyirci de yer yer kahkahalarla izledi. Kendisi gösterim sonrası özellikle kadınların diyaloglarını yazarken zorlandığını söyledi ama bunun hiç belli olmadığını, kız kardeş sohbetlerinin ve itişmelerinin müthiş bir doğallıkla aktığını söylemem lazım. Üç kız kardeşi oynayan Cemre Ebüzziya, Ece Yüksel ve Helin Kandemir de bu doğallığı üst seviyeye taşıyorlar oyunculuklarıyla. Babayı oynayan Müfit Kayacan, Reyhan’ın yarım akıllı kocası Veysel’i oynayan Kayhan Açıkgöz ve kızların besleme gittiği evin ‘babası’ Kubilay Tunçer de son derece başarılılar. Aklın kıskacından kurtulmuş taklalar atan Hatice’de Başak Kıvılcım Ertanoğlu filmin sürprizlerinden biri. Umarım tez zamanda hak ettiği kadar çok sayıda salonda seyirciyle buluşur. Hayal bu ya...

Yazarın Önceki Yazıları