Düşünenlerin Düşüncesi

Düşünenlerin Düşüncesi

dusunce@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Prof. Dr. Necdet Ünüvar

HOCALI’YA ADALET


6 Haziran 1960’ta Adana’nın Ceyhan ilçesinde doğdu. Prof. Dr. Necdet Ünüvar, Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Başkanlığı görevini yürüttü. 2002-2007 yılları arasında Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığı yaptı. Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Üyesi; İVEK Vakfı, Adana Sağlık Turizm Derneği ve Türkiye Dil ve Edebiyat Derneğinin Kurucu Üyesidir. Yayımlanmış 3 kitabı bulunmaktadır.
23, 24, 25 ve 26. dönemde Adana Milletvekili seçildi. 7 Araştırma Komisyonunda başkanlık ve üyelik yaptı. 2 İhtisas Komisyonunda görev alarak 23 ve 24. Dönem Plan ve Bütçe Komisyonu Üyeliğinde bulundu. 24. Dönemde Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanlığı ve Uyuşturucu ile Mücadele Kurulu Başkanlığı yaptı. Halen Ak Parti Adana Milletvekili ve Türkiye- Azerbaycan Parlamentolararası
Dostluk Grubu Başkanıdır.
İngilizce bilen Ünüvar, evli ve 3 çocuk babasıdır.


Dünya tarihi acılarla doludur. Acıların kaynağı ne diye sorarsanız umudun kaynağı ile aynı olduğunu görürsünüz: İnsan!
İnsanlık kaybolduğunda ortaya çok korkunç manzaralar çıktığını binlerce yıldır gözlemleyen insanoğlu bu erdemini kaybetmek için bahane ararcasına tarihini acılara tahsis etmiş gibidir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Birleşmiş Milletler ve bunlara bağlı birçok kuruluşun kurulma nedeni aslında insana “İnsanlığını kaybedersen beni karşında bulursun” demek içindir.
Umudu kurumlara yönlendirmemizi ifade eden bu küresel yapılanma olarak planlanmıştır. Ancak zaman tekrar göstermiştir ki, unsuru insan olan bir kurumun -ki her kurum insan faktörü olmadan inşa edilemez- basiretli ve adaletli hukuksal yapısı ve karar verme mekanizması olmadığı sürece acının kaynağına benzemeye başlamakta gecikmemektedir.
Tartışma yaşanacaktır
İptidai hırsların egemen olduğu ve teknolojik kayıt ekipmanlarının yeterli olmadığı dönemlere ait tarihi bilgi ve belgelerin sınırlı olduğu bir gerçektir ve keskin yorumlar kullanmak mümkün değildir. Ki Tarih zaten tam ve kesin bilginin bilimi de değildir.
Elde olan bilginin aktarıldığı ve yoruma çok açık olmayan bir bilimdir. Bugünden önce kaç yüyzıla ait kesin ve tam bilgi var dense herhalde bu konuda çok tartışma yaşanacaktır.
Uluslararası kurumların kuruluş ve gelişimine şahit olduğumuz 20. yüzyılın daha başlangıcında yıkımların yaşandığı katastrofik bir dönemin izleri silinmeden ikincisi patlak vermişti. Kimin kime ne kadar ve ne niyetle zarar vermeye çalıştığı hakkında düşmanlıkları beslemenin gereksizliğini ifade eden liderler geçmişi bir kenara bırakıp BM kurulmasına ön ayak oldular, öyle ki acının merkezi olan Avrupa savaş biter bitmez eski defterler tekrar açılmasın diye AB’nin alt yapısı olan AKÇT’yi (Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu) tesis ederek bugünün Avrupa Birliği yapısına geçtiler.
Hem BM hem de AB’nin temelinde asıl amacın eski acıların tekrar yaşanmaması ve hatta hiç tekrar açılmamasına dayanak olacak ifadeleri görmek mümkündür.
Tüm dünyaya umut verir diye düşünürken sonradan anlaşıldığı üzere bu kurumlar sadece egemen devletler ve kısmen (kısmen kelimesi çok kısmi olarak değerlendirilebilir) işbirliği yaptıkları ülkelere umut verirken, dünyanın geri kalanının geçmiş defterlerini kapatmamak için bahaneler üreten ve bu sayede yeni karanlık ve kanlı sayfalar oluşmasına müsaade eden bir mekanizmaya dönüşmüştür, maalesef…
Bunun en önemli örneğidir HOCALI!
Her fırsatta tarihi belgelere dayandırılması mümkün olmayan iddialar ile kaosun tavan yaptığı dönemlere ait korkunç ama ispatsız olayları,aynı fırından senelik olarak farklı tepsilerde kendi sofralarına sunulmasına müsaade etmekte beis görmeyen uluslararası kurumlar, bilgi, belge, fotoğraf ve tanıklar ile dolu bir katliamı görmemezlikten gelebilmektedir.
En önemli ispatı: Hocalı
Uluslararası kurumların çifte standardının en önemli ispatıdır HOCALI!
Sözde Ermeni soykırımını bir türlü nereye dayandıracaklarını bilemeden defteri kapatmamakta ısrar ederlerken, dünyanın gözü önünde kadın, çoluk, çocuk demeden vahşice işlenen Hocalı katliamını görmemenin adı olmuştur uluslararası (!) camia.
Hocalı belki de en fazla merhem olacağı bir yaraydı ama bu fırsatı kaçırmıştır. Belki bu fırsatı kaçırdı ama hâlâ yapabileceği şeyler var bu uluslararası güçlerin. İşe, tam 23 yıldır işgal altında tutulan Dağlık Karabağ’ın işgalinin kaldırılmasıyla başlayabilirler. Bu, belki Hocalı katliamını unutturmaz ama vatan hasretiyle yanıp tutuşan 1 milyon Azerbaycanlının acısını bir nebze dindirebilir.
Bunu başarabilirlerse Güney Kafkasya’daki barış ortamının tesisi için en önemli adım da atılmış olacaktır.