Düşünenlerin Düşüncesi

Düşünenlerin Düşüncesi

dusunce@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Bilgay Duman - Kerkük meselesinin geri planına değinip bugüne nasıl gelindiğine dair bir pencere açmıştık dünkü yazımda. Şimdi biraz da bu pencerenin dışına bakmak gerekiyor. Zira öncesinde de yazdığım gibi, Kerkük’te olup bitenler artık Irak ve hatta Ortadoğu sınırlarını aşan bir mesele haline gelmiş gibi görünüyor. Yani çok boyutlu bir tarafı var. 

Bu noktada Kerkük iç dinamiklerinin yanı sıra Irak’taki Kürt siyasetinin yürütücü gücü olan Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) arasındaki mücadele de Kerkük krizinin ana unsurları arasında yer alıyor. Ayrıca Erbil’le Bağdat arasındaki idari ve siyasi uyuşmazlık da Kerkük’e yansıyor. 

Haberin Devamı

Öte yandan hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hem de Hakan Fidan’ın ifade ettiği üzere, “Türkmenlerin ana yurdu olan Kerkük’teki” her gelişmeyle Türkiye doğrudan ilgileniyor. Zira Irak’ın istikrarı, toprak bütünlüğü ve siyasi birliğini bu ülkeye ilişkin ana politika prensibi haline getiren Türkiye, sadece Türkmenler ve Kerkük değil Irak’ın bütünüyle doğrudan ilgili... Ayrıca Kerkük’te artan terör örgütü PKK varlığı da Türkiye açısından ayrıca bir endişe konusu. 

Bununla birlikte Kerkük meselesiyle İran ve ABD’nin de ilgili olduğu, her iki taraftan yapılan açıklamalarla görünüyor. Birleşmiş Milletler Irak’a Yardım Misyonu’nun (UNAMI) da Kerkük’e özel ilgisi var. Nitekim şu sıralar UNAMI gözetiminde, Kerkük’te yaşayan Türkmen, Kürt, Arap ve Hıristiyan temsilcilerinin yer aldığı bir uyum ve uzlaşı süreci yürütülüyor. Kısacası Kerkük’teki her gelişme, uluslararası kamuoyunun da gündemine yansıyor. 

KYB ve KDP’nin rolü 

Böylesi karmaşık bir denklemde hiçbir taraf, Kerkük’ü karşı tarafın inisiyatifine bırakmak istemiyor. Kürtler, siyasi ve ekonomik bağımsızlık noktasında Kerkük’ü kilit bir nokta olarak konumlandırırken, IKBY içerisindeki denklemde de KDP ile KYB’nin birbirine üstünlük kurması için önemli bir koz. 

Tarihsel sürece bakıldığında Kerkük’teki Kürt varlığı ve etkinliği açısından KYB’nin ana aktör olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar 2017’den sonra Kerkük’teki kontrol Kürt gruplardan merkezi hükümete geçse de, KYB’nin Bağdat’la yakın ilişkileri, onun bu bölgedeki konumunu KDP kadar zayıflatmadı. Bu noktada KYB’nin, etkisi sınırlanan KDP’nin tekrar Kerkük’e girmesine sıcak bakacağını söylemek yanlış olacak. Bununla birlikte IKBY iç siyaseti KDP’yi yalnızlaştırsa bile, gücünü çok sarsamayan KYB’nin KDP’yi Kerkük “bataklığına” çekmek isteyebileceği de göz ardı edilmemeli. Nitekim KYB lideri Bafel Talabani “Gururlu Kerkük halkı, siz sınırsız saygıyı ve önemli hizmeti hak ediyorsunuz; siyasi sorunların çözümünde kullanılmayı ve özel çıkarlar uğruna feda edilmeyi değil” açıklamasıyla, Kerkük’te Kürtlerin gördüğü zararı KDP’ye yüklemeye çalıştığı görülüyor. KYB aynı tutumu IKBY – merkezi hükümet ilişkilerinde de sürdürüyor ve bölgede yaşanan siyasi ve ekonomik krizin sorumlusu olarak KDP’yi hedef gösteriyor. Zira Bafel Talabani, Bağdat’ı Kürtler açısından stratejik derinlik gördüğünü açıklaması bu anlamıyla manidar. Çünkü olayın bir başka boyutu da IKBY’nin Kerkük dahil olmak üzere Bağdat’ın bilgisi ve izni dışında sattığı petrol. 

Haberin Devamı

Bu noktada KYB’nin KDP’ye karşı yeni bir stratejik ortaklık oluşturduğunu söyleyebiliriz. KYB’den parti adına yapılan açıklamada, “Başbakan’ın, doğrudan olaya müdahale edip kentteki yerel hükümet, güvenlik güçleri ve Haşdi Şaabi ile koordinasyon içinde sorunu kökünden çözmesinin zamanı geldi” denilmesi, KYB’nin oluşturduğu yeni stratejik ortaklığı gösterir nitelikte. 

Haberin Devamı

Ayrıca Kerkük olaylarında İran’a yakınlığıyla bilinen ve hatta ABD’nin resmi terör örgütleri listesinde yer alan Kays el-Hazali liderliğideki Asaib Ehlil Hak isimli grubun rol alması dikkat çekici. Buna rağmen KYB’nin Asaib Ehlil Hak yerine KDP’ye yönelik eleştirel bir tavır alması da hayli manidar. KYB’nin İran’la yakın ilişkileri biliniyor. Hatta KYB kontrolündeki Süleymaniye, İran’ın doğal uzantısı gibi değerlendiriliyor. Zira İran, Süleymaniye ile geniş bir sınır hattını paylaşıyor. İran, Süleymaniye üzerinden Kerkük – Musul – Telafer – Sincar hattını güvence altına alarak Suriye ile bir bağlantı noktası oluşturmuş durumda. Nitekim bu hatta Şii milis grupların etkinliği dikkat çekici boyutta. 

Fidan’ın uyarı mesajı 

Geçtiğimiz günlerde Irak’taki ABD’li askeri güvenlik yetkililerince Irak – Suriye sınırının kontrol altına alındığına yönelik açıklamalar yapılmasının ardından Kerkük’te olayların çıkması, ABD – İran mücadelesinin Kerkük’e taşınmaya çalışıldığı endişelerini de beraberinde getirmiyor değil. 

Bu noktada Dışleri Bakanı Fidan’ın, İran ziyaretinde Kerkük’e ilişkin detaylı açıklama yaparak Türkiye’nin pozisyonunu ortaya koyması, uyarı niteliğinde değerlendirilebilir. Zira Fidan, Türkiye’nin Kerkük’ü barış içinde yaşama kültürünün bir sembolü olarak gördüğünü belirterek, bunu bozacak gerginliklere imkan verilmemesi gerektiğini vurguladı. Daha da önemlisi Türkiye’nin Kerkük konusunda tüm toplumsal kesimlerin temsil ve idareye eşit katılımını sağlayacak bir çözümü desteklediğini de ifade etti. Böylece Fidan Türkiye’nin çatışma değil, çözüm üretici pozisyonunu bir kez daha ifade etmiş oldu. 

Ancak Türkiye ve Türkmenler dışındaki tüm aktörlerin söylem ve davranışları, şimdilik Kerkük için bir çözüm üretmekten çok gerginliği ve hatta çatışmayı körükleyecek nitelikte. Bu da Kerkük’teki çözüm ve istikrarı baltalıyor. Önümüzdeki dönemde Irak’ta bir yerel seçim süreci var. 18 Aralık 2023’te yapılması planlanan seçimler öncesi Kerkük gibi kritik bir dengeye sahip vilayette böyle gerginliklerin yaşanması, demokratik, siyasal ve idari süreci baltalayabileceği gibi bunun tüm Irak’ta da yansıması görülebilir. Bu nedenle Kerkük’teki gergin sürecin bir an önce durulması, Irak’taki ilerleme ve görece istikrarın da faydasına olacağı aşikar.