Tıynet bozukluğu!

13.09.2017 Çarşamba
Ta Osman-lı’nın gününden beri tevarüs ettiğimiz hastalıklı bir ruh halimiz var ve bu, bizde tıynet bozukluğuna sebep olmuştur.
Siyaset iklimindeki bu dalgalanma yine Osmanlıdan devşirdiğimiz katı bürokrasiyle el ele vererek; Cumhuriyet kadrolarına yansımış ve bundan da tüm kurum ve kuruluşların çalışanları nasiplerini fazlasıyla almıştır.
Yetkinin veya olmayıp da vehmedilen yetkinin kibirle bezenmiş bu haliyle hemen her gün bürokraside karşılaşırız. Masanın duvar tarafında oturan, derhal kişiliğinden soyutlanır ve bambaşka bir kişi olur ve artık babasını bile tanımaz! 
Siyasette ise bunun daniskası var. Makamdan ve unvandan şeref uman ve kibirli haliyle yanına kimseyi yaklaştırmayan ve hepsinden önemlisi topluma tepeden bakan ve dayatandan kime ne hayır gelir?
Hz. Mevlana bu tipleri köpek tıynetli olarak niteler; başıyla dikleşip havlarken, aynı anda kuyruk sallar (yaltaklanır). Eski tabiriyle söyleyelim: “Ma-fevkine mütebasbıs, madununa müstebit” yani, üstekine yaltaklanıp alttakini ezmek.
Bu kafa her şeyin iyisini ve doğrusunu kendisi bilir; bu kafaya göre halk cahildir ve hasta kabul edilmelidir; hastaya ilaç sorulmaz tatbik edilir. Şu halde cahil olan halkın doğruları olamaz ve ona bilmediği veya yanlış bildiklerinin doğruları (!) zorla da olsa dayatılmalıdır.
Bütün bu hoyratlıkları yapabilmek için halkı korkutmak ve sindirmek lazımdı; zorbalıkla bunu başardılar ve halkı istedikleri gibi eğip bükerek yönlendirdiler.
Bu kafa dün, halkın diniyle imanıyla oynadı ve okul kitaplarında şöyle dedi: “... Kuran, Allah tarafından gönderilmiş değildir. Muhammed’in insan olarak söyledikleridir. Onun bu söyledikleri de iki kısımdır; bunlardan Mekki olanlara bugün de itibar edilir ama Medeni olanlara itibar edilmez, edilmemelidir!..” 
Dün bunları söyleyen, sözde dindar gözüken başbakandı (Ş. Günaltay).
Aynı kafa bugün yok mu zannediyorsunuz? Daniskası var ve üstelik hemen her yerdeler (siyasette, Diyanet’te, üniversitede, bürokraside). 
Bu milletin tertemiz inancına atılan bu iftirayı Batılı müsteşrikler bile atmamıştır.
Demokrasi, insan hakları ve inanca saygı derler, oysa bunların hiçbirinin değil yanından, semtinden bile geçmemişlerdir. 
Halk, otuz iki dişini sıkarak bütün bunlara sabretti ve sabrettikçe bilendi.
Dikkat ediniz! Halkımız, kendisine kaybettirilmek istenen değerlerinin davacısı olarak meydan yerindedir ve o dava bilinciyle hareket etmektedir. 
İşte 15 Temmuz bu bilincin şahlanışıdır! 
Siyasetçi de bürokrat da eskisi gibi at oynatamaz; oynatmaya kalkarsa kendisini oynatırlar!
Bu güne kadar davalı bilinen halk, bundan böyle davacıdır ve artık sanık ayağa kalkmalıdır!
Yazarın Önceki Yazıları