Fuat Bol

Fuat Bol

fuat.bol@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Seçim konusunda maalesef iyi bir gelenekten gelmiyoruz. Düşünün: Demokrasiye ilk geçiş sınavımızı 1946 seçimlerinde, “Açık oy, gizli tasnif!” gibi çok kötü bir sicille vermeye çalıştık ve dünya âleme rezil olduk.

Bakınız, o seçimleri değerlendiren Cumhuriyet gazetesi başyazarı Doğan Nadi 1946 seçimlerini nasıl eleştiriyor: “Meşhur hokkabaz Zati Sungur İzmir’den gitmiş. Ayol ne oldu? Güzel güzel temsiller verirken neden birdenbire kaçtı? Merak ettik. Telgraf çektik. Şu cevap geldi. Rey (oy) sandıklarının başında yapılan numaraları gördükten sonra İzmir’de bana iş kalmadı!”

Haberin Devamı

Evet, yalnızca illüzyonistlere değil, o günkü savcılara bile duydukları utançtan dolayı mesleği bıraktıran, evlere şenlik seçim geleneğimiz var bizim.

Ayıplı demokrasiyle başladığımız işin (seçim), aradan yarım asır geçtikten sonra da aynı ayıpla noktalanacağını söyleselerdi, doğrusu kimse inanmazdı. Çünkü bu süre zarfında (53 sene) herkese parmak ısırtan seçimler yaptık ve takdir topladık.

Ayıplı demokrasiyle başladığımız güne döndüğümüz 31 Mart mahalli seçimlerindeki şaibeleri, sahtekârlıkları, hırsızlıkları neyle ve nasıl izah edebiliriz?

Hele Büyükçekmece ilçesinde yapılan sahte seçmen devşirmeleri adliyelik olup, konu ve konuyla ilgili şahıslar sonuna kadar soruşturulmalı ve bu kepaze halin temsilcilerine layık oldukları cezalar verilmelidir.

Yüzlerce kanıt, delil ve belge YSK’ya sunulmuştur. Tek kelimeyle şaibeli İstanbul seçimlerinde tüm oylar yeniden sayılmalı ve Büyükçekmece ilçesindeki seçim ise yenilenmelidir.

Hakkın, hukukun, insafın ve adaletin gereği budur. Bundan da kimse rahatsız olmamalıdır.

Zira hiçbir aday, pisliğin üzerine oturarak icraat yapamaz. Yapsa da bu icraatın kendine ve millete bir faydası olmaz.

Bunca pis kokuların geldiği yerde, Ekrem İmamoğlu’nun medya patronlarını tehdidine ne dersiniz? Medyayı hedef alan şu şom ağza bakar mısınız: “İş dünyasına yaptıkları katkılardan dolayı kendilerini uyarmayı kendime hak gördüğüm için uyarıyorum. Gün gelir isimlerini anmaktan bile vazgeçerim.”

Haberin Devamı

Yahu! Adama demezler mi, sen hangi hakla kendini uyarıcı konumunda görüyorsun? Sen önce kendini uyar da, haddini bil! Ağlayarak almaya çalıştığın mazbatayı sana medya kuruluşları mı verecek?

Ayrıca Cumhurbaşkanı’ndan sürece dâhil olmasını istiyorsun. Hani mahkemeye, hâkime kimse müdahale edemezdi, etmemeliydi?

Bunu bildiğin halde, Cumhurbaşkanı’nı hukuksuzluğa teşvik etmen ne menem iştir?

Aklı sıra medyayı da aynı suça ortak edecek ve onları mahkemeye (YSK) baskı yaptırtıp (kendisini ekranlara ve gazete sayfalarına çıkartarak) işten sıyrılacak.

Burası hukuk devleti ise, hepimiz önce hukuka saygılı olacağız ve mahkemeye intikal eden konu hakkında, muhakeme esnasında susmasını bileceğiz. Konuşarak suç işlemeyeceğiz.

Dahası, haddimizi bileceğiz. Ne demişler: “Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz!”